Bilimsel Düşünme Sanatı
5 Haziran 2018 Hayat İnsan

Bilimsel Düşünme Sanatı


Twitter'da Paylaş
0

Eleştirel düşünmeye ilişkin beceriler çocukluk yıllarında ve yaşamın çeşitli alanlarında harekete geçirilerek kullanılmadıklarında körelip yok olmaktadır ve bu veri toplumsal gözlemlerle sabittir.

Düşünceyi bir yargılama sanatı çerçevesinde geliştirme çabalarının ilk kez Sokrates tarafından kullanıldığı bilinir. Sokrates, eleştirel düşünmeyi bütün dünyaya bir sorgulama yöntemi olarak tanıtmış ve sonunda bedelini canıyla ödese de, otoriteye bütünüyle inanmanın yanlış olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır.

Günümüzde bilgi kirliliği karşısında uygun davranışlar geliştirebilmenin en tutarlı yolu da sunulan veriyi bir sorgulama tekniği içerisinde değerlendirebilmekten geçer. Eğitim yoluyla geliştirilebilir olan bu düşünce metodolojisi, yalnızca düşünme becerileri kazanmak açısından değil; bireyin benmerkezci bir yaklaşımdan kurtulup akılcı bir temelde düşünebilmesini sağlamak açısından da son derece önemlidir. Bilimin asla elden bırakmadığı bu kuşkucu yaklaşım, sadece yeni bir düşünceyi sınamak için değil, ayrıca hatalı sunulan bir savı da reddetmek için kullanılır. Bu bağlamda Eleştirel Düşünce’nin çalışma dinamiğini ve ilkelerini kavramak sadece bilim insanları için değil, adil, tarafsız, dürüst ve güvenilir bilgi vermeyi ve almayı hedefleyen hepimiz için vazgeçilmezdir. Carl Sagan bize bunu harikulade öğütlemiştir…

– Olanaklı olduğu sürece, size gerçek diye sunulan bilgiyi bağımsız kaynaklardan onaylayın.

– İkilem içerisindeyseniz farklı görüş sahibi bilgili kişilerin, konu üzerinde sözlü tartışmaya girmesine olanak tanıyın. Farklı bakış açıları ufkunuzu açar.

– Otoriteden gelen savlara fazla itibar etmeyin. Otoriteler geçmişte hatalar yaptıkları gibi gelecekte de yapacaklar. Otoriteyi değil, uzmanlığı kabul edin.

– Birden fazla hipotez üzerinde durun. Ortada açıklanması gereken bir şey varsa, olası tüm açıklamalar anılmalı, her bir olası açıklamanın sistematik olarak çürütülebileceği sınamalar yapılmalıdır.

– Kendinize ait olduğu gerekçesiyle bir hipoteze fazla bağlanmayın. Onu sadece bilgiye erişim yolundaki istasyonlardan biri olarak düşünün. Kendinize, o görüşü neden sevdiğinizi sorun. Diğer alternatiflerle adil bir şekilde karşılaştırın.

– Niceleyin. Yaptığınız açıklama ya da savunduğunuz fikir bir ölçüye veya sayısal değere sahipse onu rakip hipotezlerden ayırmayı çok daha kolay başarabilirsiniz.

– Eğer bir savlar zinciri söz konusu ise, zincirin sadece bir kısmının değil, her halkasının geçerliğini kanıtlamak zorunda olduğunu unutmayın.

– Aynı sonuca ulaşan açıklamalardan büyük olasılıkla basit olanı doğrudur. Occam’ın Usturası olarak bilinen bu kararlama yöntemine güvenin. Veriyi aynı derecede iyi açıklayan iki hipotezle karşılaştığınızda, daha basit olan açıklamayı seçmenizi sağlar.

– Hipotezin en azından ilkesel olarak ispatlanabilir olup olmadığını sorgulayın. Sınanamayan ve denetlenemeyen önermelerden uzak durmaya çalışın.

– Kuşkuculara, deneylerinizi tekrarlama ve aynı sonuçları alıp almayacaklarına bakma şansını verin. Dikkatlice tasarlanmış kontrollü deneyler, sonuca ulaşmada anahtar rol oynar.

– Değişkenleri birbirinden ayırın. Düşünün ki deniz tutmasından şikâyetçisiniz ve size hem bir akupunktur bileziği hem de bulantı ilacı veriliyor. Bir süre sonra rahatsızlığınızın azaldığını hissediyorsunuz. Peki işe yaramış olan hangisi, bilezik mi ilaç mı? Yanıtı bulabilmenin tek yolu, bir dahaki sefere her ikisini de ayrı ayrı denemektir.

– Deneylerinizi mümkünse ‘çifte körleme’ yöntemiyle yapın. Böylelikle belli bir sonuç almayı umanlar, değerlendirme yaparken sonuçları uzlaştırmak zorunda kalmaz. Örneğin, yeni bir ilacı test ederken, hangi hastaların iyileşme gösterdiğini belirlemekle yükümlü doktorların, hangi hastalara ilaç verilmiş olduğunu bilmemesi gerekir. Bilinçsizce de olsa, bu bilgi kararlarını etkileyebilir.

Sagan’ın ‘Bilimin Alet Çantası’ diye adlandırdığı Eleştirel Düşünce Metodolojisi herhangi bir savı değerlendirmede hangi yolların izlenmesi gerektiğini öğretmenin yanı sıra, sahte ve uyduruk savlarla nasıl kandırıldığımızı da ortaya koyar.

– Savı değil, savı öne süren kişiyi hedef alan ifadelere kanmak. Bu adam zaten muhalif gazeteci, hükümetin yaptığı olumlu şeylerden bahsetmez ki!

– Statüden dolayı savın geçerliliğine inanma hatası. Koskoca Belediye Başkanı yalan söyleyecek değil ya, sadece birkaç kurumuş ağacı kesmişler!

– Kanıtlara bakmadan, (alakasız) başka sonuçlar doğurabileceğini düşünerek bir savı kabul etmek. Sigara içen bu öğrenciyi okuldan atmazsak bütün öğrenciler sigaraya başlar!

– Yanlışlanamayan bir şeyin doğru, doğrulanamayan bir şeyin de yanlış sayılması yolundaki iddialara kanmak. Kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir! Uzaylıların Dünyayı ziyaret etmediği yolunda güçlü kanıt yoktur, demek ki uzaylılar vardır!

– Saçma ve ispatlanamaz önermeleri kurtarmak için ortaya atılan mantıksız mazeret safsatasına kanmak. Tamam, ben varlığını kanıtlayamıyorum ama sen de yokluğunu kanıtlayamazsın! Unutmayın, bir savı ortaya atan kişi ispatla mükelleftir.

– İddiayı kanıtlanmış saymaya çalışan ve yanıtı oldu bittiye getiren önermelere kanmak. Taciz ve tecavüz suçlarını önlemek için suçlulara hadım cezasını uygulayalım! Peki, bu ceza uygulandığında, bu suçların oranında bir düşüş oluyor mu gerçekten?

– Sadece tercih edilen koşulların seçilerek dikkate alınması ya da artıları sayıp eksilere boş vermek. Amerika fırsatlar ülkesi abi, kapağı bi oraya atsak yırttık! Amerika’da sokakta kaç milyon evsiz olduğunu biliyor musun peki?

– Savı destekleyen örneklerin azlığını dikkate almamak. Liseye giden kızların oranı yüzde 35 diyorlar! Ne kadar saçma, benim çevremde kızını liseye göndermeyen tek bir aile yok.

– İstatistiksel veriye aldanıp öne sürülen sava güvenmek. Üniversite sınavında öğrencilerimiz geçen seneye oranla yüzde 20 daha başarılı. Eğitim seviyemiz her yıl artıyor! Soruların bu oranda daha basit sorulduğu için olmasın o artış? Bu yüzdesel veri, eğitimin iyiye gittiğini nasıl kanıtlayabilir ki?

– Öne sürülen savın mantıksal kurgu yapıldığında tutarsız olması. Rusya’daki ortalama ömürdeki azalma komünizmin yıllar önceki başarısızlığı yüzündendir! Peki “ABD’deki çocuk ölümlerindeki yüksek oran kapitalizmin başarısızlığıdır!” neden denmiyor?

– İlgisiz önermelerle desteklenen ve mantıksız bir sonuca götüren sava kanmak. Parayı esirgemedik, oğlanı en pahalı koleje yazdırdık. Kesin doktor ya da mühendis olur bu çocuk!

– “Bundan sonra oldu, o nedenle bundan dolayı oldu!” şeklinde düşünülen ardışıklık yanılgısı. Kadınlara oy hakkı verilmeden önce nükleer silahlar yoktu! Başımıza ne geldiyse bu kadınlar yüzünden geldi zaten!

– Kendinden paradokslu, öne sürülen savda iç çelişki yaratarak argümanı lehine sonlandırmak. Beni sustursalar bile yine doğruları söylemekten korkmayacağım! Susturulduktan sonra sesini nasıl duyacağız peki?

– Olmayan bir ikilem yaratarak orta noktada yer alan olasılıklar varken yalnızca iki uç noktayı dikkate almak. Çözümün bir parçası değilsen, sorunun bir parçasısın!

– Neden / sonuç ilişkisini iki alakasız olguda birbirine bağlayarak kafa karıştırmak. Bir kamuoyu araştırması, eşcinsellik oranının üniversite mezunları arasında daha yüksek olduğunu gösteriyor! Eğitim insanları eşcinselliğe mi itiyor yani?

– Öne sürülen bir savı çarpıtıp başka bir şeyleri önerdiğini iddia etmek. “Silah sanayisine yapılan yatırımın yarısı eğitime yapılsa bütün çocuklar bedava üniversite okuyabilir,” diyen birine “Sen terörist misin! Bu ülke bölünsün mü istiyorsun!” demek.

– Aldatıcı ve kaçamak sözlerle kandırılmak. ABD Anayasası’nın öngördüğü ‘güçlerin ayrımı’ ilkesi uyarınca, Meclis ilan etmediği sürece Amerika Birleşik Devletleri bir savaşa giremez! Öte yandan, başkanlara dış politikanın kontrolü ve savaşın idaresi yetkileri zaten verilmiştir. Başkanlar da bir yandan beyaz bayrak sallayıp bir yandan da ‘güvenliği korumaya yönelik etkinlikler’, ‘barış harekatı’, ‘Amerikan çıkarlarını koruma’, ‘koruyucu tepki atılımları’ gibi uyduruk isimler altında savaşlara kalkışabiliyorlar.*

Eleştirel düşünmeye ilişkin beceriler çocukluk yıllarında ve yaşamın çeşitli alanlarında harekete geçirilerek kullanılmadıklarında körelip yok olmaktadır ve bu veri toplumsal gözlemlerle sabittir. Düşünme fonksiyonları etkin bir biçimde kullanılmadığında, zaman içinde düşünceye, kişisel duygu ve arzuların hakim olması kaçınılmazdır ve bunun sonucu da genellikle benmerkezci bir kişiliktir. Bundan daha kötü bir senaryo ise benmerkezci otoritenin idaresine bırakılmış bir toplumdur. Bertolt Brecht’e göre, eğer eleştirel düşünme yaşamımızın her bölümüne yerleşmemişse demokrasi olanaksızdır ve ‘gelişmek’ ancak düşünmenin neredeyse aşka benzer bir keyif haline geldiği bir toplumla mümkündür.

Kaynak: Carl Sagan, Demon Haunted World, Random House 1995

*(Anlam bütünlüğü korunarak kısmi çeviri yapılmıştır.)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR