Bilincinin Cehennemine Giriş Belgesi: Tünel
14 Aralık 2019 Edebiyat Roman

Bilincinin Cehennemine Giriş Belgesi: Tünel


Twitter'da Paylaş
0

Kanımca çok az yapıt insan ruhunun karanlık yönüne bu denli dokunabilmiştir.

“Kaba bir tavırla bağırdım. ‘Size gereksinim duyuyorum, anlıyor musunuz?’ Gözlerini ağaçtan ayırmadan fısıldadı: ‘Ne için?’ Ânında yanıt veremedim, kolunu bırakarak düşünmeye başladım. ‘Ne için?’ O zamana dek bu soruyu açık açık düşünmemiş, kendimi bir tür içgüdünün akışına bırakmıştım. Bir dal parçasıyla toprağa geometrik şekiller çizmeye başladım. Epeyce düşündükten sonra, ‘Bilmiyorum,’ diye yanıtladım, ‘henüz bilmiyorum.’ Elimdeki dal parçasıyla, toprağa çizdiğim desenleri giderek daha karmaşık bir hale sokuyordum.”

Belirsizlik hepimizi çoğu defa tedirgin eder, bundan kaçınamayız. Bu ruh halinden kurtulmak için belki de insanın giremeyeceği risk, aşamayacağı engel yoktur. Doğru, hepimiz başkasına gereksinim duyarız. Başka bir göz tarafından fark edilmek, başka bir kulak tarafından dinlenmek isteriz. Bu başkasının varlığında kalbimizin hızlanmasına duyduğumuz özlem hiçbir şeyle kıyaslanamaz belki de. Ya da varlığımızla bu başkasının göğüs kafesinin altında durmadan çırpınan et parçasının o ölümcül sıkışma hissine, sadece bizim için attığını arzularız, o narsisçe duygunun, belki de düşüncenin demeliyim, karanlık gücünün etkisi itiraf etmeliyim ki her yerimizden yakalar bizi. Sanırım daha hiçbirimiz, en entelektüelimiz ve en büyük sanatçımız bile bu duygudan ya da bu duygunun karanlık yönünden kendini kurtaramadı. Bir şekilde hep bu başkasını aradı.

Bu başkasının varlığı (öteki olmak zorunda değil, öteki başka anlamlar da taşır, sadece başkası, yansıması ya da belki de yalnızca gölgesi demeliyim) kendimize bakma, tanıma, benliğimizle karşılaşmak için yüzümüze, hayır, ruhumuza tutulan bir nevi ayna görevi görür.

Tanrı kavramının kökeni belki de burada yatar: Boşluktaki korkunç yalnızlığımızı başkasıyla doldurmak. Muhtemelen evrendeki temel arayışımızın kökeni de buna benzerdir; hep bir başkasını, en çok da bize benzeyeni bulmak.   

ernesto sabato roman

Ernesto Sobato'nun Tünel'inin kahramanının arayışı da biraz benzerdir ya da belki küçük bir açı farkıyla bu başkasını bulduğunda onun varlığına korkunç bir biçimde ihtiyaç duyanın hikâyesidir. Bu başkasıyla temasından sonra yokluğuna bir an bile katlanamayan ruhun içinde debelendiği derin çukur ya da bilincin cehennemi.

Anlatıyorum, kahramanımız Juan Pablo Castel’in resim sergisi, resimlerinden birinin içinde küçük bir pencere ve bu pencerenin önündeki manzara. Sergide herkesten farklı olarak bu küçük pencerenin önündeki manzaraya dalmış bir kadın, yapayalnız. Juan Pablo’nun belki de yeryüzündeki tek ruh ikizi, Maria, kahramanımız sonunda bunu fark edecek ve itiraf da edecektir.

Her şey resimdeki küçük pencerenin önünde duran manzaraya bu meçhul kadının, yani Maria’nın dalmasıyla başlar. Bunu fark eden Juan Pablo’nun kısa süre içinde bilinç tüneline, cehennemine gireriz ve bu tünelde fenersiz yol almaya çalışırız. Adım adım Othello'nun deliliğinin sınırındaki bir tür kuşkuya tanık oluruz, hiçbir söz ya da kanıt Juan Pablo'nun ruhunu rahatlatamaya yetmez artık. Tünelin sonu görülmediği gibi gövdenin de tamamı zifiri karanlıktır.  

"Milyonlarca yıldır hiçliğe doğru koşan minyatür bir gezegende, acılar içinde doğuyoruz, büyüyoruz, dövüşüyoruz, hastalanıyoruz, acı çekiyoruz, acı çektiriyoruz, bağırıyoruz, ölüyoruz, ölüyorlar ve aynı anlamsız komediyi baştan oynamak için başkaları doğuyor."

Kanımca çok az yapıt insan ruhunun karanlık yönüne bu denli dokunabilmiştir, okur olarak her sayfada bıçağın keskin ağzında dolaştım diyebilirim.

Ernesto Sobato’nun bu yapıtı baştan sona kadar okuru kahramanın, yani Juan Pablo Castel’in tünelinde gezdirir ve bu tünel insan bilincinin bir tür cehenneminin zirvesidir dersem sanırım bu Tünel'in içine düşenlerin hiçbiri, en azından çoğunluğu karşı çıkmaz. Juan Pablo’nun cehennemi Othello’nunkini çağrıştıran, sadece eşe-sevgiliye yönelmiş gibi görünse de gerçekte hayatın anlamının ya da anlamsızlığının uçsuz bucaksız kasvetini kapsar, bu nedenle acısı çok daha derindir.

Ernesto Sobato, Tünel, Çeviren: Pınar Savaş, Ayrıntı Yayınları     


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR