Bir Atmosfer Öyküsü: "Küçük İşler"
14 Eylül 2018 Öykü Yazıları

Bir Atmosfer Öyküsü: "Küçük İşler"


Twitter'da Paylaş
0

Öykü modern bir türdür, modern yaşama karşılık gelir. Türün en temel özelliklerinden biri, onun olaydan çok bir ânı, bir durumu gözler önüne sermesidir.

Modern öyküde atmosfer, yazarın dili kullanışı ile, karakterleri, mekânı, yaşantıyı sunuşunda kendini gösteren ruh hali, duygu olarak tanımlanmıştır. Karakterleri ve olayları içine alan atmosfer; yazarın kullandığı dili, seçtiği kelimeleri, kelimelerin duygusal niteliklerini belirler. Bu duygu durumunun oluşumunda bazen en belirleyici öğe, üçüncü tekil kişi anlatıcının bakış açısı değişimleri olabilir. Cemil Kavukçu’nun ilk öykülerinin yer aldığı Pazar Güneşi kitabında yer alan “Küçük İşler” adlı öyküsünde atmosferin en temel niteliği “gergin” olmasıdır. Bu nitelik öyküde kişi kadrosu, zaman-mekân düzlemi, eylemler ve dille bütünleşerek atmosferi daha da belirgin hale getirir.

"Küçük İşler"in birinci bölümü, Ocakçı Ali Seydi’nin sobaya yarım teneke kömürü boca etmesiyle açılır. Tenekeden ve sobadan çıkan sesler, dağılan kıvılcımlar nedeniyle sobanın hemen yanı başında uyuklayan adam hafifçe kıpırdanır. Ocakçı tarafından uyarılır. Yanık kokmaktadır. Ancak adam uyuklamaya devam eder. Bu adam nasıl biridir?  Betimlemelerinden hareketle evsiz olabilir. Evi varsa bile sabah çıkar, gece girer. Avurtları çökmüştür, iyi beslenemez. Sakalları diken diken, kişisel temizliğine dikkat etmez. Belli ki işsiz, cebinde parası yoktur. Modern ahlaka uyum sağlayamamış. Düzenli çalışmaz, iyi beslenmez, az tüketir. Barınma sorunu vardır, uyku ve ısınma ihtiyacını kahvehanede giderir. Üzerindeki en değerli şey aba pantolonu, o da yanmak üzere.

Anlatıcının bakış açısını değiştirdiği ikinci bölümde kahvenin odağında, 51 oynanan masadayız. Öykünün en önemli yan figürü Hayri, joker çekince yanında oturan kırçıl sakallı adam hafifçe kıpırdanır. Yüzünü buruşturarak dik tuttuğu kâğıdı masaya birkaç kez vurur. Anlatıcı çıkan sesleri betimlemez ancak bu masadaki oyuncular açısından özellikle dikkat dağıtıcı ve sinir bozucu bir harekettir. Hayri, ocakçıyı uyuklayan adam konusunda korumacı bir dille uyarır. Sağındaki oyuncudan devam etmesi konusunda aldığı ikaz üzerine elini açar. Kendisini motive eden yancısı kırçıl sakallı adamı sigarayla ödüllendirir. Oyun devam eder. Bu bölümde Hayri’nin ince, uzun burnu dolayısıyla sivrisineğe, gülüşü nedeniyle tilkiye benzetilmesi dikkat çekicidir. Görünüş, duruş ve bakış açısından yapılan benzetmelerdir bunlar.

Üçüncü bölüm, öykünün başkişisi Zeynel’in kahveye çarçabuk girmesiyle açılır.  Uyuklayan adamın aba pantolonundan gelen yanık kokusunu o da hemen fark eder. Havayı koklama biçimi nedeniyle av köpeğine benzemektedir. Yakasını kaldırdığı eski, uzun paltosu, kasketi ve kambur duruşuyla bir şeylerden gizlenmekte, bulaştığı bir beladan kaçmaya çalışmaktadır sanki. Ocakçı, uyuklayan adamın kendisini ve kahveyi yakabilme ihtimalinden duyduğu endişeyi dile getirir.

Diyalog, anlatıcının yeniden oyun masasına dönmesiyle kesilir. Masadakiler Zeynel’den çekindiklerinden hakkında fısıldaşarak konuşmaktadır. Oyunu izleyenlerden Sadık, Zeynel’in leş yiyici, kırçıl sakallı adam maymun, Hayri ise çakal olduğunu söyler. Anlatıcı kamburluğunu vurgular. Zeynel’in kahveye girmesiyle birlikte daha da gerginleşmeye başlayan kahve atmosferini, sakinleşmeye çalışır gibi tespih çeken Sadık ve bu durumdan zevk alırmış gibi tatlı tatlı bacak aralarını kaşıyan yancı kırçıl sakallı adam da eylemleriyle desteklemektedir.

Bu bölümde Zeynel’in görünüş açısından av köpeği ve maymuna, karakter açısından ise çakal ve leş yiyici hayvanlara benzetilmesinin en temel nedeni okuyucunun zihninde kötüleyici ve olumsuz çağrışımlar yaratmaktır. İnsan merkezli bakış açısına göre mecazen maymunla çirkin ve gülünç, çakalla kurnaz, yalancı, düzenbaz ve aşağılık, leş yiyiciyle ise kokmuş ölüleri yiyen hayvanlar kastedilerek, bütün bu olumsuz ve kötü özellikler Zeynel’e yüklenmektedir. Zeynel adeta bir nefret nesnesi haline getirilmektedir. Benzetmelerde başka bir amaç da Zeynel’in ilkelliğini, modern ahlak dışılığını, doğaya yakınlığını vurgulamaktır. Aylaklık, geçici işlerde çalışma, madde kullanımı Zeynel’in yaşam biçiminin temel özellikleridir. Bu benzetme ve nitelikleri Zeynel’in eylemleri, kullandığı günlük konuşma dili ve argo da desteklemektedir.  

Dördüncü bölümde Zeynel, sokağı izleyen İhsan’ın yanına oturur. İkisi de keyifsizdir. İhsan Zeynel’in uzattığı sigarayı yakmadan önce dik tutup filtresini birkaç kez masaya vurur, sonra baş ve işaret parmakları arasında yuvarlar. Aralarındaki diyalogdan Zeynel’in arkadaşı Hamdi’yle kaza geçirdiklerini, Hamdi’nin cezaevinde, argoda kibrit kutusunda, olduğunu öğreniriz. Ocakçı masaya gelerek konuşmayı böler. Zeynel masalarına çay ister.

Bu bölümde Zeynel’in oyun masasını kaşının tekini kaldırarak selamlaması, İhsan’ın sigarayı yakmadan önce yaptığı hareketler, ocakçının omzundan hiç eksik etmediği pis havlusu, İhsan’ın içinde bulunduğu durumu belirtmek için “Boktan” deyişi, Zeynel’in gergin havayı dağıtmak için ocakçıdan iki kuvvetli çay istemesi gibi ayrıntı ve betimlemeler öykünün yoğunluğuna ve atmosferine her anlamda hizmet etmekte, öte taraftan anlatıcının ayrıntıları yakalamadaki ustalıklı gözlem gücünü de ortaya koymaktadır.

Beşinci bölümde Zeynel’le İhsan’ın diyalogu oyun masasından gelen “Yuh bee!” bağırışıyla kesilir. Çok şanslı olan (argoda ibne şansı olmak) Hayri kazanmaya devam etmektedir. Öteki oyuncular duruma tepkilidir. Hayri ile yancısı kırçıl sakallı adam gülüşürler. Sesler yüksektir. Ritüeller tekrarlanır. Hayri yancısına sigara uzatır, kırçıl sakallı adam çakmağıyla her ikisi de yakar, masaya çay istenir. Hayri’nin yüzündeki tilki gülüşü bir kez daha vurgulanır.

Altıncı bölümde Zeynel ile İhsan’ın diyaloguna geri döneriz. Konuşmalarından geçirdikleri kazanın nedeninin iki tane hap atmaları, hapların ağır gelmesi, kendinden geçen Hamdi’nin önlerindeki vosvosu su birikintisi sanarak çarpması olduğunu öğreniriz. Ekip arkadaşlarından cezaevi ve hastanede olan vardır, arabaları da hasar görmüştür. Bu bölümde Zeynel’le İhsan’ın alt kültüre özgü argoyu ve günlük konuşma dilini kullanımı dikkat çekicidir. Kaza için öykünün başlığı da olan küçük işler, hap patlatmak, kelle olmak, davayı karara bağlayacak kişi için hâkim baba, kazanın ardından ölü olmaması ama kellelik olması, ekibin fire vermesi gibi sözcük grupları buna örnektir.

Masaya ikinci ‘kuvvetli’ çaylar gelir ancak diyalog bir kez daha oyun masasından gelen sövgüler ve “Hop, hop!” bağırışıyla kesilir. Öteki oyuncular Hayri’nin hile yaptığını düşünmektedir, o ise şanslı olduğunu iddia eder. Kırçıl sakallı adam tarafları yatıştırır. Oyun masasından her defasında yükselen sesler hem Zeynel-İhsan diyalogunu engelleyerek, hem de masadaki öteki oyuncuların oyunu kaybetme ihtimallerini güçlendirdiği için onları sinirlendirerek gergin atmosferin oluşumuna eylemler üzerinden en önemli katkıyı yapmaktadır.

Yedinci bölümde Zeynel, İhsan’la olan diyalogunun yönünü değiştirir. Zeynel, arkadaşlarından Rıza’nın kahveye gelip gelmediğini sorar. Bu soru üzerine İhsan şaşırır, sinirlenir. Gerginlik daha da artar. Zeynel daha önce kahvede herkesin önünde verdiği sözden ("o puştun kamyonuna binersem dünyanın en adi yaratığıyım!”) parasız kaldığı için (argoda zil kalmak) dönmüş, Rıza’ya durumunu anlatmış, yük kamyonuyla tekrar sefere çıkmak için ondan haber beklemeye başlamıştır. Ancak Zeynel İhsan’a göre delikanlı değildir artık, verdiği sözden dönmüştür. Geleneksel değerler dünyasında dürüstlük en önemli ahlaki erdemlerden biridir çünkü.

Sekizinci bölümde Zeynel-İhsan diyalogu oyun masasından Hayri’nin araya girmesiyle bir kez daha kesilir. Masada oyun durmuştur. Hayri’nin sürekli kazanması nedeniyle oyunculardan söven adam daha da gerilmiştir. Hayri, Rıza’nın sabah ezanında gittiğini, argoda topuklamak, söyler. Zeynel Hayri’yi kendisiyle alay etmemesi, argoda kafa bulmak, konusunda uyarır. Hayri’nin, Rıza’nın yanında Yaşar’ın olduğunu söylemesi üzerine Zeynel söverek masadan kalkar. Çıkmadan önce Hayri’yi “ Rıza gitmediyse gelir o kâğıtları bir bir yediririm sana!” şeklinde tehdit eder. Kahveye nasıl girdiyse kapıyı hızla çarparak o şekilde çıkar.

Hulki Aktunç, Büyük Argo Sözlüğü’nde Alan Argosu terimini, “Kendi sosyal çevreleriyle sınırlı yaşayan ve genel olarak toplumun, özel olarak da içinde bulundukları topluluğun geri kalan kesiminden ayrılmak ve/ya da korunmak isteyen, yaşama ortam ve biçimleri birbirine yakın kişilerce yaratılıp benimsenmiş sözcükler, deyimler bütünü; bu sözcükler bütününe dayalı konuşma biçimi” şeklinde tanımlar. Metinde özellikle Zeynel’in kullandığı argo Hulki Aktunç’un yaptığı sınıflandırmada dolandırıcı, uyuşturucu ve kumar argosunun dahil olduğu suç (?) dünyası öbeğinin içine girmektedir. Zeynel ve yan figürlerin konuştuğu argo, kaba dil ve küfürler kahvenin o anına özgü atmosferle mükemmel bir uyum içerisindedir. Özlü diyaloglar hem öykünün akışını sağlamakta, hem de içerdiği duygu boyutuyla gerginlik durumunu sürekli beslemektedir. Ek olarak Zeynel ve ekibinin alt kültüre özgü yaşam biçimi hakkında da ipuçları sunmaktadır.

Çok kısa bir zaman dilimini anlatan bu öykü için kişi kadrosu kalabalık denilebilir mi? Metnin tamamında kahvenin dışını gösteren iki cümle olan, “Sabahtan beri kar yağıyordu. Sokakta kimseler yoktu”,  ilk bölümün sonunda geçer. Öykünün geçtiği yer kahve, kahvenin odağı ise oyun masasıdır. Her şey onun çevresinde döner. Metin boyunca kahvenin içindeki nesneler ve eşyalarla ilgili ise hiçbir betimleme ve ayrıntıya rastlanmaz. Nesneler de o kadar çok insan izi vardır ki onlar metinde kendilerine çok az yer bulabilirler. Soba, kömür tenekesi, oyun masası ve iskambil kâğıtları gibi… Çünkü kahve ancak içindeki kişiler sayesinde anlatının nesnesi olabilir. Kişilerle ilgili ayrıntıların dikkatle işlenerek betimlenmesi, diyaloglar okuyucunun zihninde gerçek hayatta yaşıyorlarmış sanısı uyandırır. Kahve ise içinde devinen kişilerle bütünleşerek sahici, inandırıcı bir mekân haline gelir. Zeynel’le kahvedeki öteki kişiler arasındaki gerilimi vermek için mekâna ve betimlemesine aslında hiç de gerek yoktur. Kişilerin eylemleri, dili kullanış tarzları –argo, küfür, ünlemler, günlük konuşma dili– birbirlerine hitap tarzları okuru etkileyecek, gergin atmosferi oluşturacak duygu yükünü zaten taşımaktadır. Bu bağlamda fazlaymış izlenimi yaratan yan figürler Zeynel’in gelişimine ve öykünün en temel ayırt edici niteliği olan gergin atmosferine katkı anlamında işlevseldir.  

Öykünün son bölümünde uyuklayan adam sıçrayarak uyanır. Şaşkındır. Kapıdan çıkan Zeynel’in arkasından el işareti yapar. Ocakçı “Yaşa!” diyerek onaylar. Gerginliği dağıtır görünen, ciddiyetle alay eder bir havada kapanış olur bu. Oyun kaldığı yerden devam eder. Burada en dikkat çekici nokta öykünün açılış ve kapanışının aynı biçimde olmasıdır. Kahvenin rutini sobanın kıyısında uyuklayan adam ve oyunlardır. İçinden insanlar geçip gitmekte, öykü kişisi olabilmek içinde belki de sıralarını beklemektedir.

Sonuç olarak öykü modern bir türdür, modern yaşama karşılık gelir. Türün en temel özelliklerinden biri, onun olaydan çok bir ânı, bir durumu gözler önüne sermesidir. Gücü yoğunluğundan kaynaklanır. Bu yoğunluğu besleyen en önemli kavramlardan biri de atmosferdir. Öykünün açık uçlu bitmesi ise olaylardan çok iç dünyalara, durumlara, eylemlere, çatışmalara eğilmesinden ileri gelir. Metin bu sayede okuyucu tarafından her okumada yeniden üretilir.

Hikâyenin oturtulduğu zaman-mekân düzlemi yazarın seçtiği konu karşısındaki tavrını, kullandığı dili, söz dağarcığını, üslubunu; hikâyenin “ atmosferini ”, eserde işlenen ruh halini, kişilerin mizacını, onları etkileyen özel şartları da belirler. Bu bağlamda Cemil Kavukçu’nun “Küçük İşler” adlı öyküsü her açıdan tam bir atmosfer öyküsüdür. Zeynel’in kaza sonrası hayata tutunma çabasının karşılıksız kalması, Hayri’nin şanslı gününde olmasının yarattığı gerginlik öykünün izlekleri olabilir. Ancak her ne olursa olsun bu öykü içinde yaşayan kişiler, onların görünüşleri, eylemleri, yaşam biçimleri ve engellendikçe sürekli gerginleşen dillerinin doldurduğu mekân olarak kahve atmosferinin öyküsüdür.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR