Bir Fantastik Edebiyat Karşılaştırması
18 Temmuz 2019 Edebiyat Kültür Sanat Roman

Bir Fantastik Edebiyat Karşılaştırması


Twitter'da Paylaş
0

Fantastik çok belirsiz bir alandır. Todorov Fantastik: Edebi Türe Yapısal Bir Yaklaşım adlı kitabında, bir metni fantastik kılan özelliğin onun okura bir kararsızlık deneyimi yaşatması olduğuna değinir.

Günümüzde fantastik türü gitgide popülerleşiyor. Edebiyatta, oyunlarda, filmlerde ve öteki alanlarda bu türün kullanımına sıkça şahit oluyoruz. Türkiye’de de özellikle 1980’lerden sonra fantastik eserler veren yazarların sayısı gittikçe artmakta. Peki nedir bu "fantastik"? Nerede ve nasıl ortaya çıktı? Türkiye’de gelişimi nasıl oldu? 

"Fantastik" deyince akla elfler, periler, troller ve daha birçok doğaüstü öğe gelir. Hayal ürünü olayları konu alır. "Phantasme" Eski Yunancada düş, hayal, imgelem demek. Fantastik metinler akıldışı öğeler bulundurmasına rağmen, "gerçeklik"ten tamamen kopuk değildir. Fantastik metinler ele alındığında, "Gerçek mi yanılsama mı?" sorusuna kesin bir cevap verilmesi mümkün değil. Ancak bu metinlerin kendi gerçeklikleri var. Bugünün fantastik romanı, okuyucunun gerçekliği ile çelişendir. Gerçeklik sistemi çerçevesinde akıldışı öğelerin akıldışı olmamasıdır.

Ancak akıldışı öğeler barındırmasına karşın fantastik metinler zamanın dışında değildir. Bu metinlerde bir zaman sınırlaması söz konusudur. Ayrıca fantastik edebiyat yazarları eserlerini yazarken tarihsel öğelerden ve mitolojiden yararlanabilir. Örneğin, Yiğit Değer Bengi’nin "Fehm-i Tekerrür" hikâyesindeki kahraman Truva Savaşı’nı âdeta tekrardan yaşar. Çanakkale Savaşı ve Truva Savaşı iç içe geçer. Diğer hikâyelerinde de yazar, kendi gerçekliğini ve tarihsel gerçekliği birleştirir. 

Öte yandan Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi üçlemesinde ve diğer eserlerinde İskandinav mitolojisinden yararlandığı, ama tamamen yeni bir dünya yarattığı inkâr edilemez bir gerçektir. Tolkien kendi tarihi ve hikâyelerine sahip olan Orta Dünya’yı yaratmakla kalmaz. Her ırkın kendine ait bir dili vardır ve bu ırkların içinde de farklı dilleri konuşan gruplar vardır. Elfler, hobbitler, orklar, cüceler, balroglar, insanlar ve daha fazlası bu dünyanın halkını oluşturmaktadır. Ancak onlar ve onların dünyası bizlere ne kadar hayal gibi geliyorsa onlar için o kadar gerçektir. Kısacası akıldışı öğelerin kullanımı gerçeklik sistemini yıkmaz, tam tersi onunla uyuşur.

Fantastik çok belirsiz bir alandır. Todorov Fantastik: Edebi Türe Yapısal Bir Yaklaşım adlı kitabında, bir metni fantastik kılan özelliğin onun okura bir kararsızlık deneyimi yaşatması olduğuna değinir. Fantastik bir metin iki türlü yorumlanabilir: Ya tamamen hayal ürünüdür ya da olay gerçekliğe aittir. Fantastik edebiyatın beslendiği ortaçağ romanslarında bolca alegori bulunmasına karşın fantastik metinlerin alegorik ve şiirsel okumaya kapalı olduğu yönünde tartışmalar çoktur. Ancak bazı fantastik romanları (örneğin Ursula Le Guin’in Yerdeniz dizisi) alegorik yönden incelemek mümkündür.

"Fantastik bir kaçış mı yoksa bir şeye meydan okuma mı?"’ sorusuna fantastik edebiyat yazarlarının yaklaşımı farklıdır. Yeri gelir fantastik metinler "gerçekçiliğe vurulan darbe" hâline gelir ve kurumlara duyulan inancı sarsar. Örneğin İzzet Yaşar’a göre fantastik, "gerçeğe hayali tokatlar atmak" iken Barış Müstecaplıoğlu’na göre romanlarında anlattıkları tamamen gerçektir. Kullandığı fantastik öğeler farklı şeyleri sembol eder.  Gerçekleri fantastik bir dille kurar. Yabancılaşma ve sevgisizlik gibi temalar karşımıza cin, peri olarak çıkar. "Masallar külliyen yalan, mitolojiyse gerçek hissi veren başka bir çeşit yalandır. Fantastik ise düpedüz doğrudur. Gerçeği arka planıdır sadece" der Altay Öktem. Bülent Somay ise fantastik edebiyatın alternatif bir simgesel düzen kurmayı hedeflediğinden ve amacının yeni bir dünya kurmak olduğundan bahseder. Fantastik, yazının ve konuşmanın olduğu her yerde karşımıza çıkar. İmgeselin içinden geçen bir yolculuktur. Simgesel düzende yeri olmayan imgeler inşa etmektir.

Todorov’a göre fantastiği iki başlık altında incelemek mümkündür: Olağanüstü fantastik ve tekinsiz fantastik. Doğaüstünün kabulü ancak açıklanamaz olayların varlığını hissettirmesiyle mümkün. Tekinsiz fantastikte doğaüstü olaylar karşısında şaşırmama durumu söz konusudur. Doğaüstü olaylar, sonunda mantıklı bir açıklamaya kavuşur. Saf olağanüstüyü ise üç şekilde incelemek mümkün: 

  • Nesnelerin ve canlıların dünya boyutlarından daha büyük olduğu Hiperbolik (abartılı) olağanüstü,
  • Anlatılan dönem için gerçekleştirilmesi olanaksız, ancak tümüyle olanaklı öğelerin kullanıldığı Egzotik olağanüstü,
  • Bilim kurgunun alanına giren Enstrümental olağanüstü.

Ursula Le Guin’in Yerdeniz dizisi saf olağanüstü olmamakla beraber saf olağanüstü öğelere yer verir, ancak bu diziyi olağanüstü fantastik türe örnek olarak verebiliriz. Onun yarattığı dünya bu dünyadan tamamen kopuktur, ancak aynı zamanda kendi gerçekliği olan bir dünyadır. Zamanı olan, değişmekte olan bir dünya. Ursula Le Guin yarattığı dünya hakkında şöyle diyordu: "Yerdeniz'e yeniden gidip onu hâlâ hatırladığım hâliyle bulmak, ama değiştiğini ve değişmekte olduğunu görmek beni çok memnun etti." Burada yaşamakta olan bir dünyanın varlığından söz etmek mümkündür.

Bunların yanında serinin alegorik bir dili var. Genellikle alegori, fantastik edebiyat türleri içerisinde incelenmez çünkü fantastik öğeler bir şeyi sembol etmeden, kendileri olarak var olmalıdırlar. Kitaptaki öğelerin dış dünyayı temsiliyet ilişkisi arandığında çok farklı bir okuma yapılabilir. Örneğin, Yerdeniz’in kahramanı Ged ilk kitapta güç sevdası yüzünden ölü bir kadını geri getirme büyüsü yapar. Ancak boyundan büyük bir işe kalkmıştır ve bir kuralı çiğnemiştir. Yaptığı büyü sonucu peşine onu öldürmek isteyen bir gölge takılır. Bu gölgeyi insanın içindeki kötülükleri sembol eden bir öğe olarak yorumlamak mümkündür. Ged kendiyle çatışarak ve bir sürü zorlu yoldan geçerek onu alt ettiğinde aslında alt ettiği sadece kötü bir büyü değil, aynı zamanda kendi içindeki kötülüktür. Kitaptaki alegori, fantastiğin kurallarını yıkmamakla beraber okuyucuyu gerçek dünyaya davet ederek ve ahlaki mesajlar vererek Yerdeniz dünyasını az da olsa yerinden sallar. Serinin ikinci kitabı olan Atuan’ın Mezarları'nın konusu ise cinsellik. Olağanüstü olay örgüsü ile yazar bize bir kadının cinselliğe uyanışını anlatır. Burada Ursula Le Guin’in yapmak istediği şeylerden biri de ‘’hangi gezegende yaşarlarsa yaşasınlar, haftaya Salı hangi cinsiyetten olacaklarsa olsunlar, herkesin derdi olan aşk, tutku, evlilik, toplumsal cinsiyet ve bu gibi belalı ama ilginç konuları ele alan” hikâyelere yer vermektir. 

Batı’da Fantastik Edebiyat

Korku unsurlarının çok olması ve kaynağını oluşturan eski metinlere sahip olması fantastik türünün neden Batı’da ortaya çıktığının göstergesidir. Fantastik türe ait olan ilk Batılı eser Beowulf sayılmaktadır. Bir epik olan Beowulf ayrıca İngiliz tarihinin en eski ve ilk yazılı edebi eseridir. Beowulf orayı mahvetmekte olan canavar Grendel’i öldürmek üzere İsveç’ten Danimarka’ya gider. Yolculuk sırasında türlü deniz yaratıklarıyla savaşmasından bahseder. Beowulf saf olağanüstü türe ait olmasa da içinde bolca doğaüstü varlık barındırmaktadır. Bir eser yaratmak için tarihten değil, tarihi bir olayı yaratmak için fantastikten yararlanılmıştır. 

Bir diğer örnek Thomas Malory’nin Arthur’un Ölümü. Burada da tarihi anlatmak için olağanüstü öğelerden yararlanma söz konusudur. Efsanevi bir figür olan Kral Arthur ve şövalyeleri türlü maceralara atılarak yüceliklerini kanıtlarlar. Olaylar alegorilerin etrafında döner. Örneğin Arthur’un şövalyelerinden Lancelot, bir cücenin sürdüğü at arabasına biner ve bu araba saygısızlığın ve güçsüzlüğün sembolüdür. Yolculuğu sırasında karşısına onu kandırmak isteyen birçok yaratık çıkar. Bunlardan bazıları o sıralar İngiltere’nin düşmanlarını, bazıları ise paganizmi temsil eder. Kahramanın yapması gereken onları teker teker alt etmektir. ‘’Sör Gawain ve Yeşil Şövalye’’de ise Sör Gawain saflığı ve iyi bir Hıristiyan olması ile tanınan bir şövalyedir ve eski inancın sembolü olan Yeşil Şövalye ile savaşmaktadır. Kral Arthur figürü tamamen yazar tarafından yaratılmış, olağanüstü bir kahraman değildir. Bazı kaynaklara göre adı Arddu olan Romalı bir general, bazılarına göreyse Britanya krallarından biridir. Saksonlar’ı alt edip yedi krallığı tek bir Hıristiyan krallık altında birleştirmesi beklenilen liderdir.

Fantastik edebiyatın gelişiminde İngiltere’nin verdiği eserlerin önemi çoktur ancak Tolkien kendilerine ait mitolojileri olmamasından çok yakınır. Onun fazlaca yararlandığı kaynaklardan biri İskandinav mitolojisidir. Ancak Ursula Le Guin gibi modern yazarlar için Thomas Malory’nin romansları gibi metinler önemli birer kaynak olmuştur.

Fantastik Edebiyatın Türkiye’de Gelişimi

Batı’da insan üzerine kurulu bir roman anlayışı varken Doğu masallarında böyle bir anlayış yoktur. Türk edebiyatının fantastikten uzaklaşma sebeplerinin başında Türk yazarların Batı’daki gerçekçi edebiyatı taklit etmeleri vardır. Handan İnci’nin "Türk Romancısının ‘Gerçeklik’le Savaşı" adlı makalesinde bahsettiği üzere Namık Kemal’in önderliğinde fantastikten kopuş gerçekleşmiştir. 1980’lere kadar romanın tanımı "gerçekçi"dir. Fantastik, "kurtulması gereken bir hastalık", bir "ocakarı masalı"dır. Ancak Recaizade Mahmut Ekrem gibi yazarlar romanı "ibret dersi veren bir ayna" olarak görmüşler ve bu yüzden alegoriyi kullanmışlardır. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Gulyabani adlı romanını yazmasının amacı ise okurlara pozitivizmi aktarmak, halkın perilere ve cinlere olan inancını kırmaktır. Tanzimat akıl ve bilim dönemi olduğu için artık inandırıcı olmayan ve toplumsal sorunları yansıtmayan metinlere yer yoktur.

Türk romanı 1960-70’li yıllarda toplumculuğa ve gerçekçiliğe bağlı olmuştur. 1980’lerden sonra gerçekçilikten kaçış ve fantastiğe yönelme meydana gelir. 12 Eylül sonrası toplumsal sorunlara eğilim güçleşir ve dönemin yazarları yeni anlatım teknikleri aramaya başlarlar. Nazlı Eray, Latife Tekin, Orhan Pamuk, Bilge Karasu gibi yazarlar, eserlerinde üstkurmacayı ve fantastik öğeleri kullanırlar. Fantastik, artık oyun ya da bir kaçış yolu değil, toplumsal koşullar içinde gerçeği algılama aracı haline gelmiştir.

Geçmişte fantastik eserler sadece okuru eğlendirmek için yazılmış, önemsiz, çocuk masalları olarak görülmüş olabilirler, ancak fantastik edebiyatın amacı okuru eğlendirmekle sınırlı değildir, ruhsal ve maddesel sorunları da ele alır. Fantastik öğeler insanın içindeki kötülüğü ya da iyiliği ve bastırılmış duygularını temsil edebilir. Örneğin Mary Shelley’in Frankenstein’ında bir bilim adamının “canavar’’ yaratmasına tanık oluruz. Bu canlı, onun bir yansıması olarak ele alınabilir. Doktor Frankenstein’ın bastırılmış kimliği bu canavarda ete kemiğe bürünmüştür. Bu devrede psikanalizden bahsetmek gerekir ki o, tabuları yıkamasa da kımıldatmıştır ve Todorov’un dediği gibi fantastik ensest, eşcinsellik, şehvetin aşırısı gibi durumları anlatabilmek için yazarı sansürden koruyan bir kaçış yolu olmuştur.

Ayrıca doğaüstü edebiyatının en önemli dönemi olan Gotik roman, kararsızlık anını doğrulayan bir türdür: Okuyucu fantastikten çıkmak ve fantastikte kalmak arasında kalır. Örneğin Edgar Allan Poe’nun öykülerinde ortada olağanüstü bir durum olduğunda kişi bunun açıklamasını kabul edip etmemek arasında kalır. Ancak Poe bu durumu mantık çerçevesinde açıklar. Amacı doğaüstünün açıklamasını sadece hissettirmektir, buna inanıp inanmamayı okuyucunun kendisine bırakır. Dolayısıyla öykülerini tekinsiz fantastik adı altında inceleyebiliriz.

Yiğit Değer Bengi, Çift Başlı Kartal

Yiğit Değer Bengi Çift Başlı Kartal adlı kitabında destansı bir dil kullanır. Geniş bir zaman diliminden bahseder. Onun kahramanları mükemmel değildir. Korkuları vardır, kaçıp gitme ve yüzleşme arasında kalırlar kimi zaman. Kahramanlığın getirdiği yalnızlık ve iki bedende bulunan tek bir ruh işlediği konular arasındadır. Bir röportajında şöyle diyor: ‘’Yazmadan duramamak gerek, bir motivasyondan söz etmek zor ama sanırım beni en çok kamçılayan şey insan ve insanın halleri. Zaafları, tutkuları, aslında, gerçekte ve nihayetinde hiç de mükemmel olmayışı, kendisi de kusurlarla dolu doğanın bir çocuğu olan, kusurlu ve bu hâliyle bana çok güzel gelen insan.’’

Kitaptaki ilk hikâyede yazar âdeta "gerçeklik" kavramını ve onun işlevini sorgular. Şukallu adlı kahraman, cine "Bana faydasız da olsalar gerçek gerçek değil midir?" diye sorar. Şukallu gelenekleri bozmuştur ve kibri yüzünden diğer kâtipler tarafından dışarı atılmıştır. Ama haksızlığa uğradığını düşünmektedir çünkü kendini bulduğu tek yeri bozmuşlardır. Bu sırada insanın zayıf doğasının ürünü cin devreye girer. Nefret ve korkuyu Şukallu’nun aklına sokar ve sonunda bu duygular onu öldürür. Buradaki kahraman ölümden korkar, gerçekçi ve insansı özelliklere sahiptir. "Gerçeğin görüntüleri ölüm gibi hoyrattı," der ölüm anında. Ayrıca hikâyenin başında güçsüzdür, sevdiği kız bile ona bakmaz. Daha sonra Babil’i özgür kılacak insanın ta kendisi olur.

Hikâye başta üçüncü tekil kişinin ağzından anlatılmaktadır ancak daha sonra birinci tekil kişiye geçer. İki anlatıcı da Şukallu’nun kendisinden başka biri değildir. Ancak o, iki kişi birden olur: Hem "zavallı’" Şukallu hem de güçlü Şamas-Eriba. Yazar mekân olarak Babil’i seçmiştir ve Babil’in kültüründen tarihinden yararlanmıştır. Tabletlerden, sözün önemi ve kalıcılığından bahseder. İkinci hikâyesi "Avcı Nun’’da kadın bir avcıyı gözlemliyor ve göçebe Luvi kabilesinin yaşamına göz atıyoruz. Kahramanlığı sadece erkekler üzerinden vermiyor. "Son Kahraman"ise günümüzde başlayan ve asırlar öncesine kadar giden bir hikâye. Hırsızın çaldığı kolyenin hikâyesi ve bu kolyenin farklı zamanlara ait iki insanı ve aynı zamanlara ait iki insanı bir araya getirişini anlatıyor yazar. Yine burada mükemmel olmayan bir kahraman söz konusu. Savaştan kaçmak isteyen ama kaçamayan, savaş esnasında yapılan katliamları düşünen ve kendi içindeki çatışmadan kaçamayan bir kahraman. Ancak eninde sonunda savaşmak zorundadır ve kaderinden kaçamaz, en sonunda öldürülür.

İşte burada Pierre Bourdieu’nun "habitus" kavramından bahsederek kahramanın durumunu açıklayabiliriz. Bourdieu’ya göre insanın yaptığı hareketler ve onun pratikleri sosyal yapıdan etkilenir. Kahramanlık unvanı hikâyedeki kişiye toplum tarafından verilmiştir, o yüzden kendi değerleri ve toplumun arasında bölünmektedir kişi.

Filiz Özdem, Efsaneler Diyarı: Ejderler, Ecinniler, Gulyabaniler ve Cümle Yaratık

Italo Calvino dahil birçok yazarın kitabını çeviren Filiz Özdem fantastik ve çocuk edebiyatları alanında pek çok kitap yazdı. Eserlerinde destansı bir dil kullanıyor. Bu yazıya konu olan eserinde İskandinav mitolojisi, Yunan mitolojisi ve Kızılderili destanlarından yararlanıyor. Asıl üstünde durduğu konu ise "korku". "Korkularımızı bilmek kendimizi bilmektir" diye başlıyor kitap. Yazar hikâyelerinde abartılı olağanüstüyü bolca kullanıyor. İlk hikâyesindeki olaylar yalnız kalmış bir dev etrafında gerçekleşiyor. Bu dev ne tamamen iyi ne de tamamen kötü. Kahraman devi öldürdükten sonra yazarın bu konuyla ilgili yorumlarına tanık oluyoruz, dev bu kadar yalnız olmasaydı yaşadığı yeri terk edip insanlara zarar vermeyecekti belki de.

"Kral Belkiya ile Ecinniler Kralı Sahr" dlı hikâyesinde yazar, Belkiya’nın kral olduktan sonra elindekilerle yetinmeyip daha fazlasını istemesini anlatıyor. Belkiya, Gılgamış gibi ölümsüzlüğün sırrını arıyor ve istediği şey Süleyman’ın yüzüğü. Birçok kaybı oluyor ve sonunda elindekilerin hepsinden olmamak için bu isteğinden vazgeçiyor.

Filiz Özdem kullandığı destanları Yiğit Değer Bengi kadar değiştirmiyor. Daha doğrusu Yiğit Değer Bengi hikâyelerini yaratırken destanlardan yararlanırken Filiz Özdem yararlandığı destanı fazla değiştirmemeye çalışıyor. Kullandıkları ortak temalar mücadele, savaş ve kahramanlık. Filiz Özdem’in kahramanları Yiğit Değer Bengi’ye oranla daha "mükemmel" olmasına rağmen yine de iç çatışmalara az da olsa yer veriyor. "Bulut Yiyen" adlı hikâyesinde Filiz Özdem kahramanı sadece görevini yapan biri olarak tanımlıyor. 

Efsaneler Diyarı'nda her hikâye sonunda verilmek istenen bir mesaj var. Yiğit Değer Bengi’nin böyle bir kaygısı olmamasına rağmen evrensel sorunları dile getiren gerçeküstü olaylardan bahsediyor. İkisinin de eserlerini bir kategoriye koymak zor. "Çift Başlı Kartal"a olağanüstü fantastik diyebiliriz ancak "Ejderler" saf olağanüstü ve olağanüstü arasında kalıyor. 

"Anlatıların, masal ve efsanelerin okuyucuda uyandırdığı tüm heyecanın, hoşluk ve merak duygusunun ötesinde, oyalama, unutturma, hoşa giden ya da korku uyandıran duyumsayışlar uyandırmanın ötesinde, olağanüstü yolculuğun gerçek amacı evrensel gerçekliğin daha bütünsel bir biçimde keşfedilmesidir ve biz bunu artık anlıyoruz." Mabille’in bu sözü fantastik edebiyatı ve onun amacını çok güzel açıklıyor. Yiğit Değer Bengi gibi yazarların yapmak istediği asıl şey gerçekliği fantastik bir evren üzerinden vermek ve bunu yaparken mitolojik ve tarihsel unsurlardan yararlanmaktır.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR