Bir Gözyaşı Adamı, Bir Bilgelik Adamı
13 Ekim 2019 Edebiyat

Bir Gözyaşı Adamı, Bir Bilgelik Adamı


Twitter'da Paylaş
0

Ursula K. Le Guin’den Jose Saramago’nun Görmek romanı üstüne...

Saramago yaşadığımız döneme dair, okuduğum öteki tüm kitaplardan daha çok şey söyleyen bir roman yazmış.

Birkaç yıl evvel aklıselim bir arkadaşım Jose Saramago’nun Körlük kitabını okumamı söylemişti. Sayfalarca süren cümleler ve tırnak içine alınmayan, paragraf verilmeyen diyaloglarla karşı karşıya kalmıştım. Edebiyat gösterişi hakkında öfkeyle konuşup çabucak pes ettim. Sonra tekrar denedim, biraz daha ilerledim ve vazgeçtim, çünkü korkmuştum. Körlük korkutucu bir kitap. Bu denli güçlü bir yazarın beni dehşete düşürmesine izin veremezdim, önce güvenimi kazanmak zorundaydı. O yüzden daha önceki romanlarına döndüm ve kendimi Saramago’yu öğrenmeye adadım.

Nokta yerine virgül kullanılan bir düzyazıda dörtnala gitmemek zor ama bir kere yavaşlamayı öğrendiğim anda ödüller istiflenmeye başladı: onun sesi, tatlı alayı, şaşırtıcı hayal gücü, hayranlık uyandıran köpekleri ve âşıkları, aklının ustalıklı ve içten çalışmaları... İşte burada, bir okurun güvenini kazanmaya değer bir romancı vardı. Sonunda onun harika kitabını okuyabildim – ya da devamı çıkana kadarki en harika kitabını.

Saramago, Nobel Ödülü’nü kabul ederken kendini “çırak” olarak nitelendirdi ve şöyle dedi: “Çırak, ‘Hepimiz körüz,’ diye düşündü ve oturup Körlük’ü yazdı, hayatı küçük düşürdüğümüz zaman aklı yoldan çıkardığımızı, insan onurunun her gün dünyadaki güçlüler tarafından aşağılandığını, evrensel yalanın çoğul doğruları yerinden ettiğini, bir insanın onu takip eden diğer canlılara olan saygısını yitirdiğinde kendine de artık saygısı kalmadığını onu okuyacak olanlara hatırlatmak için.”

İlk bakışta Körlük için tuhaf bir tasvirdir bu, çünkü kitapta insan onurunu aşağılayanlar güçsüzlerdir – sıradan insanlar herkesin kör olduğu, her şeyin kontrolden çıktığı bu durumdan dehşete düşer. Bazıları aptalca, bencil bir acımasızlıkla davranır, sauve qui peut, her koyun kendi bacağından asılır. Bir barınakta iktidarı ele geçiren, zayıfları kullanıp onları istismar eden bir grup adam özsaygılarını ve insan edebini kesinlikle terk etmiştir: Onlar güç yozlaşmasının mikrokozmosudur. Bizim dünyamızın gerçek güçlüleri Körlük’te yer almaz bile. Öte yandan Görmek tamamen onlarla ilgilidir; akıldan sapanlarla, evrensel yalancılarla... Yanlış yolda ilerleyen hükümetle ilgilidir.

jose saramagof100%

Açıktır ki Saramago’nun romanları basit birer kıssadan hisse değildir. İlk kitaptaki insanların (biri hariç) neye kör olduklarını ya da Görmek’teki vatandaşların neyi gördüğünü açıklamak düşüncesizlik olurdu. Net olan şey kişilerin aynı kişiler, şehrin aynı şehir ama birkaç yıl sonrası olduğu: Bir kitap diğerini aydınlatıyor, tabii benim anca bir anlığına görür gibi olabileceğim bir şekilde.

Hikâye aynı sıradan vatandaşlarla başlar; görme yetilerini ve günlük hayattaki sükûnetlerini geri kazanalı çok olmamıştır, görme yetileriyle ya da bunun eksikliğiyle ilgisi olmayan şeylerle meşguldürler. Seçim günüdür ve insanların yüzde 83’ü sabahleyin sandık başına gitmek yerine akşamüzerinin son demlerine doğru boş oy kullanmaya gitmiştir.

Bürokratların yeisini, gazetecilerin heyecanını, hükümetin histerisini ve kime oy verdikleri sorulduğunda bunu sormanın yasal olmadığını belirterek yanıtlamayı reddeden vatandaşların tepkisizliğini görürüz. Hiciv ilk başlarda oldukça komikti ve ben bunun Voltaire’vari hafif bir hikâye olacağını düşünmüştüm.

Boş oy kullanmak, henüz oy vermenin anlamının kalmadığı bir hükümetle yaşamamış çoğu Britanyalı ve Amerikalıya yabancı gelen bir mesajdır. İşleyen bir demokraside oy vermemek, iktidardaki partinin ekmeğine yağ süren pasif bir protesto olarak görülebilir (İşçi Partisi’nin katılımının düşük olması sayesinde Margaret Thatcher’ın yeniden seçilmesi ve demokratik ilgisizlik sayesinde George W. Bush’un konumunu sağlamlaştırması gibi). Bir oyun kendi başına bir güç göstergesi olmaması bana kabul etmesi zor geliyor, bu yüzden ilk başta Saramago’nun oy vermeyen seçmenlerinin ne yapmaya çalıştığını anlamadım. Ne zaman ki savunma bakanı ülkenin karşı karşıya kaldığı şeyin terörizm olduğunu açıkladı, o zaman anlamaya başladım.

Diğer bakanlıklar savunma bakanına karşıdır ama o istediğini elde eder – olağanüstü hal, sonra geceye kadar hükümetin başkentten topluca göçü, ki bu, Kuşatma altındayız, denilerek açıklanır. Bir hayli insanın ölümüne sebep olan bir bomba patlatılır (medyaya göre elbette teröristler yapmıştır. Oy pusulasına işaret koymuş yüzde 17’lik seçmen diliminin katıldığını tahliye de başarısızlıkla sonuçlanır, çünkü hükümet mültecilerin geçtiği tüm yolların bir topluluk tarafından kapatıldığını söylemeyi unutmuştur. Şehirdeki sözümona teröristlerse hâlâ ılımlı ve barışçıldır, mültecilerin yanlarında götürmeye çalıştığı bütün yükleri –çay servisi, gümüş tepsi, tablo, büyükbaba...– geri taşırken onlara yardım ederler.

Hâlâ ince bir mizah hâkim ama tonu koyulaşır, tansiyon yükselir. Karakterler, bireyler öne geçmeye başlar – herkes isimsizdir, bir köpek hariç: Constant, Körlük’teki gözyaşı köpeği. Bakanlar güç için korkunç dalavereler çevirir. Başkomiser “boş pusula vebası ile beyaz körlük vebası” arasında bir bağ bulmak için dört yıl önce herkes körleşirken kör olmamış kadını aramaya şehre gönderilir. Başkomiser bizim bakış açımız ve aracımız olur, o görmeye başladıkça biz de görürüz. Bizi ilk kitaptaki ışık taşıyan kadına getirir. Ama o hikâyenin berbat bir karanlıktan yavaşça ışığa kavuştuğu yerde bu hikâye doğrudan karanlığa gömülür.

Jose Saramago bu yıl seksen dört yaşına basacak. Saramago yaşadığımız döneme dair, okuduğum öteki tüm kitaplardan daha çok şey söyleyen bir roman yazmış. Nükteyle, yürek burkan bir haysiyetle ve sanatına hâkim büyük bir sanatçının sadeliğiyle yazıyor. İnsanlığın gerçek bir büyüğü, bir gözyaşı adamı, bir bilgelik adamı olarak ona kulak verelim.

(Guardian, 14 Nisan 2006)

İngilizceden çeviren Gizem Erkol


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR