Bir İlk Romanın İzinde: Fulya Kılınçarslan’ın Sedir Ağacı ve Kuzgun’u
21 Aralık 2019 Edebiyat Roman

Bir İlk Romanın İzinde: Fulya Kılınçarslan’ın Sedir Ağacı ve Kuzgun’u


Twitter'da Paylaş
0

Anlatı hem yepyeni, hem de kulağımıza tanıdık gelebilecek, dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşebilecek bir kurgu duygusunu veriyor.

Hillary Mantel, bir romanın yanıtlar değil ama sorular kitabı olması gerektiğini söyler. Paris Yayınları’nın bu yıl raflara taşıdığı, Fulya Kılınçarslan’ın Sedir Ağacı ve Kuzgun romanı da işte tam bu özelliklere sahip. Konusu, kurgusu, anlatımı, karakterlerin işlenişi ve mekânlarıyla yaratıcı esintiler taşıyor. İçinde felsefe ve ezoterizmi de barındıran bir kitap. Epey hacimli sayılabilecek bir ilk romanda, yazarın oluşturduğu fantastik düzen hüküm sürmekte. Bizi felsefenin, dünya mitlerinin, kadim öğretilerin ve yoğun imgelerin içinden geçirerek, kendi yolumuzu kendimiz bulabilmemiz için Borgesvari bir zaman algısının tam ortasına bırakıyor. Meraklısının, okuma serüveninde kaybolmaması için, yazar her bölüme bazı ipuçları serpiştirmiş. Roman, Tolkien’in epik fantastik dünyasını anımsatan bir girişle, sayı ve isim sembolizmi eşliğinde, sık sık altını çizebildiğimiz felsefik ifadelerin içinden bizi geçiriyor, bilginin önemini vurgulayarak derin düşüncelere yönlendiriyor. Romanda tekrar eden sayıları farketmek mümkün.

Sedir Ağacı ve Kuzgun, kolay okunan ve hızlı çözümlenecek bir roman değil. Ama yazar, kullandığı sade keskin yazı diliyle bizi çok boyutlu bir yolculuğa çıkarmayı başarmış. Kılınçarslan, edebiyata ait kuramsal bilgileri kendi işlek üslubuyla aktarabilme becerisine sahip bir yazar. Bu kitapta da dikkatli ve meraklı bir okurun, ustalıkla sezdirilen alt metinlere ait kurguları, bölümlere serpiştirilmiş imgeleri keşfedebileceğini düşünüyorum. Metin, felsefeyi zihnimizde betimleyebildiğimiz görüntüler ile birleştirip, sinematografik bir anlatıma da olanak tanıyor.

fulya kılınçarslan

Roman, tarih ve teoloji profesörü Ashgar Khalendi’nin Herat’ı ziyareti ile başlıyor. Henüz gerçekleşmemiş bir gelecekte Mim Dağı’nın ardında yazılan, ölümsüzlük ve zamana dair bütün sırları barındıran onyedi ciltlik Khan’ın Kitabı eşliğinde, sonraki sayfalarda merak dozunu azaltmadan, sözü dolambaçlı yollarda kaybetmeden, olay örgüsünün içine kattığı felsefe ile hikâyeyi sonuna kadar götürüyor. Bu tür bir romanı, bütünselliği koruyarak, bulmaca parçalarını yerine oturtarak sonlandırmak hiç de kolay değil. Yazar, farklı gibi görünen ama aslında birbirlerini tamamlayan doğu ve batıdan gelen mitlerin esintilerini, kendi kurduğu bir mekân/zaman uzamı içinde yansıtmış. Anlatı hem yepyeni, hem de kulağımıza tanıdık gelebilecek, dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşebilecek bir kurgu duygusunu veriyor. Farvardin’in kadim öğretilerinden kendimizce dersler çıkarıyoruz.

Bu tür romanların daha keyifle okunabilmesi için kanımca başka metinlere de başvurmalı. Kendi adıma, Henri Bergson felsefesine, Marcel Proust’a ve yaratılış mitoslarına bir göz atmayı ihmal etmedim.

“Bilgiyi korumak, hakikat ve hayaller, yitirilen muhakeme, varlığın yapısı, toplum katmanlarının farklı biat mekanizmaları” gibi pek çok kavram, romanın işleyişine katılmış. Farklı felsefe ve mitlere göndermelerle, yaratıcı bir metinlerarasılık oluşturulmuş.

Ulysees’de Stephen, “tarihin, uyanarak kurtulmaya çalıştığı bir karabasan” olduğunu söylerken, Kılınçarslan, “Tekerrür eden insandır, tarih değil” diyor. (s. 41) Romanda mekanik ve doğrusal düşünce biçiminden, gerçeğin bütüncül ve zamanın döngüsel biçimine, yeni bir paradigmaya geçiş yapıyoruz. Kitabı okurken Eflatun’un mağara benzetmesindeki bulanık düşüncelerden doğadaki şeylerin gerisinde yatan gerçek idealara uzanan felsefe yolunu anımsadım. fulya kılınçarslanSedir Ağacı ve Kuzgun romanının en düşündürücü bölümlerinden ikisi kanımca uyku ve Farvardin’in aynaları ile ilgili bölümler. Roman sona yaklaştıkça kavramlar yün yumağı gibi teker teker açılım yaparken, zihnimizde bizi yeni sorularla baş başa bırakıyor. Biz kimiz? Hayat ve yaşadığımız bu dünya nedir? Gerçek ve hayal nasıl tanımlanmalı? Kişisel farkındalığı geliştirmeye, zihnimizi birkaç düzlem yükseğe çıkarmaya da yardımcı olan sorular bunlar. Bu tür romanların daha keyifle okunabilmesi için kanımca başka metinlere de başvurmalı. Sedir Ağacı ve Kuzgun için mitoloji ve gizlibilimler (okültizm) rehber kitaplarının zihinleri zenginleştirmeye katkısı olacağı inancındayım. Kendi adıma, Henri Bergson felsefesine, Marcel Proust’a ve yaratılış mitoslarına bir göz atmayı ihmal etmedim.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR