Bir Musibet Bin Nasihatten İyidir –Korona Musibeti–
20 Mart 2020 Hayat İnsan

Bir Musibet Bin Nasihatten İyidir –Korona Musibeti–


Twitter'da Paylaş
0

Tek ihtiyacımız biraz sakinleşmek. Durulmak… Sessizleşmek… Yavaşlamak… Susmak… Dinlemek Kendimizi, evreni, sessizliği. Bizim yapamadığımızı bir virüs [yeni tip koronavirüs (Kovid-19)] zorunlu olarak tüm dünyaya yaptırıyor. Bizi durduruyor, kendimizin farkına vardırıyor, kırılganlıklarımız, zayıflıklarımızı, korkularımızı yüzümüze vuruyor. Yapay korunganlıklarımızı yerle bir ediyor. Aşırılıklarımızı, ışıltılarımızı, gürültülerimizi, yapaylıklarımızı tuzla buz ediyor. Hız, karmaşa, parıltı, görsellik, gürültü, gösteri, gösteriş, gösterme, heves, tüketim, yoğunluk, çılgınlık, paylaşım, sosyal medya, filtre, filtrelemek, tahammül, tahammülsüzlük, anlaşılmama, anlatamama, yalnızlık, suskunluk, patlama, birden, ani, beklenmedik, vefasızlık, hazır, dondurulmuş, hızlı, anında, garanti, yeni, üst, instagramın zengin çocukları, blog, pad, yeni nesil… 

Her yanından yalnızlık, mutsuzluk akan kelimeler. Her yanının yabanilik, yabancılaşmışlık sarmalamış kelimeler. Saçma sapan bir koşuşturma içinde, durduğumuz yerde oradan oraya yetişmeye çalışan bizler. Modernizim çöplüğünde muhteşem esaretimizin rezilliğini, yalandan mutluluklarla dolu fanuslarımızda yaşayan bizler. Hiçbir şeyin kontrolünün, seçimin elimizde olmadığı bir hayatı, talimatlarla, kurallarla, baskılarla yaşayan bizler. Ve bizlerin ortaya çıkarmaya başladığı kitlesel olmak dışında bir anlamı bulunmayan yeni nesiller. Yapay dünyalarımıza kattığımız ve haklarında en ufak söz sahibi olamayacağımız yeni nesiller. Fabrikasyon sistemine geçmiş doğuştan modern köleler. Aşırılıklar, kendinden kaçmalar, gerçekten/gerçeklikten kaçmalar, gözlerdeki derin boşluklar, mimiklerdeki anlamsızlıklar, tat almayan damaklar, kökünden, hayatın gerçeğinden kopmuş yaşamlar şu an modernliğin kutsallığına kurban edilmiş olarak karşımızda.

Önceleri bireysel ve sistematik olmayan bu durum, günümüzde genelleşmeye ve anlamlı bir biçimde süreklilik kazanmaya başladı. Yeni nesil yaşam tarzı, yeni nesilleri böyle bir berbat hayatın içini itmektedir. Genelleşen bu tarz yaşamlar mutsuzluğu doğal bir var olma biçimi olarak kabul ettirdiğinden, mutsuzluğun neticeleri de artık dikkat çekmeyen, yadırganmayan bir hal almış durumda. Yeni nesil yaşam tarzımıza ve geleceğimiz olan kuşaklara giydirilen bu urba başımıza gelen en insanlık dışı, en kabul edilemez ve en korkutucu durumlardandır. Duyguları, tatları, hisleri, zevkleri, anları, hatıraları, bir olmayı, beraber olmayı, birbirine tanıdık kalmayı ve daha yüzlerce insani olan şeyleri yok eden bir urba. Bu urbanın en önemli etkilerinden biri kanıksanmaya başlanılan “Tehlikeli Mutsuzluklar”ı öne çıkmaktadır.

Mutsuzluğun yaşamın doğal bir parçası olduğu bu zamanlarda, bununla başa çıkma için başvurulan yollarsa tam anlamıyla çıkmaz sokaklar. Aşırılıklar, tatminsizlikler, gösteriş çılgınlıkları, gerçekten sanala kayma ve oraya saplanma, birbirini gerçekten tanımama, anlamama, iletişimden çıkarma, iletişimden çıkmış toplumların kitlelere dönüşmesi, rakamların/istatistiklerin yaşamın, anlamın, ruhun önüne geçmesi, her yere, herkese, her konuya yabancılaşma, dokunmadan, konuşmadan, koklamadan, sarılmadan kaçınma/korkma. Hepimizi modern yaratıklara dönüştüren bu gidişat, bu yaratıkların oluşturduğu iradesiz kitleler ise kontrol edilen milletlere dönüştürülmekte. “Tehlikeli Mutsuzluklar” nesli ne yazık ki gerçeklik algısına sahip olmayacak ve bunun esaretini eski çağ kölelerine paralel bir hayat ile ödeyeceklerdir. Bu nesil bu kahredici mutsuzluğu doğuştan gelen ve değiştirilmez bir şeymiş gibi kabullenip bu çıkmazın içinde çeşitli bozuk/istenmeyen yaşam tarzlarına itileceklerdir. En basiti, en masumu belki de uyuşturu madde kullanımı olacak olan bu çıkmazda ne yazık ki büyük kitleler, küçük azınlıkların hegoemanyasında onların arzularına hizmet eder olacaktır.

Bu çıkmazdan kurtulabilmek için öncelikle hislerimizi canlandırmalı, onları gerçek işlevlerine kavuşturmalıyız. Sanatı, tatı, inançı, duyguyu, insan olmayı yeniden keşif edip gerçek dünyaya yelken açmalıyız. Mutluluk güneşine bir kez döndük mü yüzümüzü, yelkenlerimizi dolduran o coşkulu insani duygular bizi götürecektir mutlaka asıl yurdumuza. “Bir musibet bin nasihatten iyidir” deyişini doğrular nitelikte, bir virüsle yaşadığımız bu kötü zamanlardan geriye kim bilir böyle olumlu etkilerde kalacak mı acaba?


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR