Bir Nejat İşler Öyküsü: Hayalet Palyaçonun Laneti
27 Temmuz 2019 Edebiyat

Bir Nejat İşler Öyküsü: Hayalet Palyaçonun Laneti


Twitter'da Paylaş
0

Özellikle bölüm sonlarında yazar, okurlarını hikâyesine ortak etmek istiyor.

İşlediği suç yüzünden bir sahil kasabasına sürülmüş Başçavuş’un, emlakçiyle olan sohbetiyle öykü açılıyor. Başçavuş şezlonglarda uyumuş kalmış bu adamla dertleşmek istiyor, belki de olanları kasabalıya doğru bir şekilde anlatması için onu seçiyor. Askerlik döneminde farklı timlerde aynı adamı yakalamak için uğraştıklarını öğreniyoruz. Başçavuşun belindeki silah emlakçinin dikkatini çekiyor. Oysa böyle bir görevi olan adamın belinde silah olması çok normal, ister istemez bir şeylerin yolunda gitmeyeceğini hissediyoruz. Zaten “Doğruları senden dinlesinler,” derken de bir şeyler sezdiriliyor okuyucuya. Hemen zihnimizdeki miras bilgi canlanıyor: “O silah bir yerde patlayacak.” Tipik bir sahil kasabası burası, dondurma satan ama birçok erkeğin hayatını mahveden baş döndürücü güzellikte bir genç kız var, betimleme ve çizimlerin varlığıyla desteklenen. Dondurmacı kızın güzelliğine kapılan Başçavuş ondan karşılık alır, sevildiğini zanneder. Bu sevgiye inanamaz, şaşkındır. Söz-nişan hazırlıkları başlar. Bu arada Başçavuş katıldığı bir operasyon sırasında Zaho’daki evden bir tablo almıştır. Aile direnince değerli olduğunu anlar, hepsini öldürür. Bir konuşma sırasında bunu fazla düşünmeden anlatınca öteki kişiler artık birer ikişer devreye girmeye başlar. Sahip olduğu en değerli şey olan tabloyu kıza söz hediyesi olarak verir. Ancak işler düşündüğü gibi gitmez. Dondurmacı kız tarafından kandırıldığını fark eder, hele kızın uzun saçlı gitarist sevgilisiyle kaçmasını hiç hazmedemez.

Başçavuş İstanbul’a kaçan sevgililerin takibi için iki asker görevlendirir. Askerlerden biri olup biten her şeyin farkında, ötekisi ise Başçavuş’a hayran, ona neredeyse tapmaktadır. Bu özellikleriyle birbirlerini dengelerler. Biri aklı öbürü duyguları simgeler. Böyle bir görev tanımları olmadığını ancak perişan haldeki komutanlarına yardım etmeleri  gerektiğini biliriz. Yolculukları esnasında uykulu olmaları ve Susurluk’ta mola verecek olmaları yine beklenti yaratır. Tehlikeli bir yol, anlatılan hikâye ve uyku… Kaçınılmaz son  şaşırtmaz. Üçüncü bölümde dondurmacı kız ve gitarcı oğlanı bir otel odasındadır. Oda servisindeki görevli etrafı dikkatle inceler. Burada yine okuyucuya bir şeyler hissettirilir. Unuttuğu bir şey olduğunu söyleyerek çıkar. Bir dahaki gelişinin normal olmayacağını kestiririz, izlediğimiz bazı filmlerdeki gibi servis tabağından çıkan susturuculu silahın miras bilgisi zihnimizde canlanır. Yeni bölümde tablo artık yapımcıdadır. Lanet ona bulaştı diyebilecek kadar olup bitene hakimiz artık. Yapımcının her şeyini bir gecede kumarda kaybetmiş biri olması ne kadar şaşırtmıyorsa görüşmeye gittiği patronun şaşalı bir teknesinin olması, etrafındaki adamların varlığı da bir o kadar doğal gelir. Patron ve yapımcının betimlemeleri de  şaşırtmadığına göre tekneyle açılıyor olmaları ve istenmeden gelen iştahla içilen içkinin de yine edindiğimiz tecrübeyle sabit olduğunu hissederiz. Lanetle birlikte cinayetler sürer.

Sahil kasabasında başlayan bir hikâye demiştik. Adında ”Lanet” var. Lanet temalı filmlerde olaylar genellikle kasabalarda geçer, her şey başlangıçta sakindir aslında.Kasabının bir şerifi vardır asayişi sağlamak için, burada ise bir başçavuş. Erkek başkahramanın başını belaya sokacak güzellikte bir kız olur, hikâyedeki kasabada ise dondurma satan genç kız var. Betimlemelerde canlandırılan mekanlar ve kişiler bildik, gitarcı oğlan uzun saçlı, sahil kasabası sıkıcı, dondurmacı kız güzel... Yapımcı çıkarcı, patron acımasız… Baron artık Türkiye’de yaşamayacak kadar yasadışı işlerle uğraşıyor. Patronun kızı da bu işlerden uzak kalmayıp masum olamayacak kadar iş bilen biridir. Az bulunan bir metaya sahip olmanın getireceği zenginlik hayali yüzünden yapılıp edilenler tablonun lanetine kaynaklık ediyor bir bakıma. Kahramanların adlarının olmaması hikâyeyi genelleme olanağı sağlıyor, kişiye özel olma halinden uzaklaştırıyor. Öykü kişilerinin mesleki lakapları var, bu lakaplar bölüm başlıklarını oluşturuyor. Her bölüm kendi içinde bir bütünlük taşıyor. Öyküyü kurgusu ve şimdi ne olacak’tan kaynaklanan merak duygusu da okutuyor diyebiliriz bu yüzden. Elden çıkan tablo farklı ellere geçtikçe mekânlar da değişir. Hikâyenin son bulacağı yer artık Türkiye’de değil, Avrupa’dadır. Çünkü tablo artık Baron’dadır ve Baron da suç çeşitliliği fazla ama rahatlıkla yaşayabileceği bir yerdedir. Bu durumda mekan ve kişilerin öykünün tamamında dengeli biçimde kurgulandığını belirtebiliriz.

Silahtan bahsedilmesi ve sonunda patlaması, Susurluk’ta kaza, otel odasında servis tabağından çıkan ve kullanılan sustuculu tabanca, içinde zehir olan içki, denize atılan ceset… Tablonun son olarak Hamburg Sanat Müzesi’nden çalınması lanetin devam ettiğini ve bu döngünün tablo var oldukça süreceğini hissettiriyor. Anlatıcı, bildik klişeleri farklı bağlamlarda yeniden üretiyor, okuyucuda beklenti yaratıyor. Modern roman ve öykü okumalarından kaynaklanan zihinsel kalıpların da aracılığıyla bu beklentiler gerçekleştiğinde incelikli bir okuma zevki ortaya çıkıyor. Özellikle bölüm sonlarında yazar, okurlarını hikâyesine ortak etmek istiyor. Birbirini destekleyen bölüm sonları öykünün tamamında var mı acaba ve son nasıl olacak düşüncesiyle de okumayı sürdürüyoruz.  Merkezinde bir Picasso tablosunun laneti olduğu için kişiler özelinde hızlı eylem akışını, tempoyu ön plana çıkaran, bu bağlamda sinematografik bir hava da yakalayan, miras bilgilerimizi canlandırarak zihinsel kalıplarımız sayesinde konforlu hissettiren ve ister istemez dili geri plana atan incelikli bir öykü var elimizde.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR