Bir Okuma Yolculuğu Olarak Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu
22 Ocak 2020 Edebiyat Kitap

Bir Okuma Yolculuğu Olarak Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu


Twitter'da Paylaş
0

Bütün kitaplar yerlerinde dururlarken okunmayı; okurların, onların kendi içinde sakladıkları dünyaya adım atmalarını beklerler. Yazılmış en derin anlamlı kitabın bile bir okuru olmadan önemi keşfedilemez. Bu yazıda söz ettiğim Calvino romanı gibi okuru ön plana çıkaran başkaca bir yapıt yoktur belki de.

Her okuma, bir masal ormanında yol almak gibidir, üstelik zorlu bir anlatının içindeyseniz Umberto Eco’nun Anlatı Ormanları’nın derinliğine dalmışsınız demektir. Bu yolculukta rehberiniz çoğu zaman kendi yaşantı, deneyim ve bilgi zenginliğinizden yansıyan ışıktır. Okumak, yaşantı zenginliklerinize açılımlar kazandırırken, bir yandan da okuduğunuz hikâye aracılığıyla var olan ve yazılacak olan bütün hikâyelere bir selam gönderirsiniz yazın sanatının içinden.

Her anlatı bir yolculuksa, okurun okuma serüveni de metne eklemlenen apayrı bir yolculuktur. Italo Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu başlıklı romanı, anlatının içindeki yolculuklara kapılar açıyor ve eşzamanlı olarak, okurun metni okuma serüvenini de metne dâhil ederek yepyeni dönüşümler, yaratımlar oluşturuyor. Okurun, yazarın, editörün, çevirmenin, redaktörün, kitapçının, okuma/yazma ile ilgili her nesne ve mekânın; kitapların, yazının, bilgisayarların, matbaanın, kütüphanelerin, kitapevlerinin, yayınevlerinin; yazı ile ilgili koskoca bir evrenin bütün unsurlarını, görünür ve görünmez her bağı sergileyen, bu bağlar ve ilişkiler bütünlüğünden yepyeni açılımlara ulaşmamızı sağlayan sıra dışı bir roman kaleme alan Italo Calvino, yaratıcı dehasını belki en çok Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’da yoğunlaştırıyor.

Yıllar boyunca edebiyatın, okuru oturduğu koltuğun rahatlığından uzaklaştırma ve onu eyleme sürükleme gücü yeterince kullanılamadı denebilir. Yapıtlar, daha çok zihinsel ve duygusal bir süreci hedeflediği için dönüşüm ve içselleştirmenin okur ve yapıt arasında kurulan özel bir alanda gerçekleşeceği fikri dikkate alınmadı. Umberto Eco’nun Açık Yapıt düşüncesi bu açıdan önemlidir. Okur bir ormandadır ve kendi patikasından yürümeyi kendi seçecektir. Her okurun yaşam deneyimi kendine rehberlik edecektir. Roman türünün yeni anlayışla yazılan deneysel örnekleri, biçime müdahale ederek, bir anlamda yapıtı kendi içinde hareketli kılarak birtakım sonuçlar elde etmeye çalıştı. Bu türden deneysel çalışmalar arasında Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, doğrudan okuru hedef alan bir yapıt olarak önemli bir kavşak noktasında yer alır.

Calvino, başlığı tamamlanmamış bir cümleden oluşan bu yapıtında, hazzı önceleyen okuma anlayışına karşıt bir tutum sergileyerek okuma yaşantısında metnin içerdiği ya da metinden alınan hazza karşı tavır koyuyor. Hazzı önceleyen okuma, bir anlamda okurun metne kendini tamamen kaptırması, okuma süresi boyunca içinde yaşadığı gerçek dünyayı unutarak metnin içindeki kurmaca dünyaya bütün varlığıyla bağlanması anlamına gelir.

Haz, çağımızda asıl olarak tüketim ve hız dünyasının başat unsurlarından biri olduğu için, ya da tüketim ve hız dünyası haz yaratan, kolayca tüketilebilecek metalara dönüşmüş yapıtlar üzerinde ilerlerken, bu dünyanın başat unsurunu (hazzı) reddeden bir yapıtla okurun karşısına çıkmak, sıra dışı bir tavırdır. Sanatta devrimler, var olan kalıpların, klişelerin aşılmasıyla; bu aşma ediminin felsefesini oluşturan deneysel tutumlarla gerçekleşirken, bir yandan da ideolojik/politik anlamda taşlaşmış yapılanmaların eleştirel bir tutumla aşılması sonucunda hayata geçen ve ilerleyen süreçleri kapsar. Italo Calvino, hem politik tutumuyla hem de bir yazar olarak, sanatta var olan dar kalıpları aşma mücadelesi eksenindeki yapıtlarıyla, sınırlayan ve yaratıcılığı engelleyen her türlü yazınsal güç ve iktidara karşı koyar. Sonuçta, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’da doruğa ulaşan bir yaklaşımla, okurun metnin hazzına kapılmadan okuma yapmasını, anlatının dünyasına dalıp gerçekliği -okuma süresi boyunca bile olsun- terk etmemesini, unutmamasını, bilinç ve algı kapılarını sürekli açık tutmasını sağlamaya çalışır.

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, yabancılaştıran bir metindir. Brecht’in tiyatroda deneyimlediği ve seyirciye sahnede izlediklerinin yalnızca bir oyun olduğu algısını sürekli hissettirdiği yapıtları gibi Calvino da üst kurmacalar oluşturarak, kendi yazdığı romanına göndermelerde bulunarak, okurunu metnine dâhil ederek (onu da romanının kahramanı haline dönüştürerek), hatta okurun hikâyesini romanın ana eksenine oturtarak inanılmaz bir deneysel yaratıcılık sergiliyor bu romanında. Aslolanın hayat olduğunu, okuduğumuz metnin sadece bir kurmaca (ve hatta bazen de düzmece, sahte) bir metin olduğu algısı üzerinden giderek, sonuçta; metnin içindeki dünyanın hakikatin kendisi olmayıp bazen bir yansıma, bazen bir (ç)alıntı, bazense bir oyun olduğu fikrini yaratıyor okurda. Okur, hem kendi duruşunu ve tutumunu gözden geçirip sorguluyor, hem de dikkati her an yaşama dönük biçimde, yaşamla arasındaki bağı sürekli canlı tutuyor. Zihinlerde yanılsama zincirleri oluşturmak yerine kuşku ve sorgulamanın kapılarını açan yazar, böylelikle sıra dışı / yaratıcı yazarlığın nasıl olduğunu da gösteriyor, öğretiyor bizlere. Bu eserde romanı, roman sanatını sorgularken, hayatı ve hakikati sorgulamaya da davet ediliyoruz.

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu romanı içinde iki kurgusal katman yer alıyor. Bunlardan biri yarıda kalan, asla tamamlanmayan, birbirlerine dokunan, birbiri içinden çıkan, kitabın sonunda anlamlı biçimde kesişen ve sonuçta asla tamamlanmayan on roman kurgusu, öteki katman ise Okur’un hikâyesi… Bu hikâye, on romanı okuma serüvenini anlatırken Okur’un (kadın Okur ve erkek Okur) roman kurguları içindeki yolculuğunu, yarıda kalan romanların ardına düşmesini ve maceradan maceraya sürüklenmesini dile getiriyor. Hiçbir anlatının aslında bir sonunun olmadığını, sözlerin(dolayısıyla yazının) ancak ve ancak “kıyamet günü”nde tükeneceğini keşfeden Okur, anlatıların sonu olmayan dünyasında sözün ve kurmacanın bitimsizliği algısına ulaşıyor. Okur’un bir noktadan sonra Kadın Okur ve Erkek Okur olarak iki ayrı yöne ayrılması, Okur’un hikâyesine derinlik, aşk ve heyecan kazandırıyor. Bu yapıtında Calvino, Okur’un dünyasını dile getirdiğinde, orada çoğu zaman kendi dünyamızın izdüşümlerini buluyor ve iyi bir yazarın iyi bir okur olması olgusundan hareketle, Calvino’nun bir okur olarak da kendi deneyimlerini bütün zenginliğiyle bizlerle paylaşmış olduğunu görüyoruz.

Kitapta, yarıda kalan on roman kurgusu hakkında Calvino’nun düşüncelerine göz atalım: “Burada söz konusu olan ‘bitmemiş’ değil, ‘yarıda kesilerek bitirilmiş’ olandır; sonu gizli ya da okunmaz olan bir bitiştir. (Sanırım bir yerlerde şöyle diyorum: ‘Başlayan ama bitmeyen öyküler dünyasında yaşıyoruz.’)” Calvino, bu yarıda kesme işlemini hem öykünün hem de yaşamın doğası gereği gerçekleştiriyor. “Bu, roman okumanın keyfine ilişkin bir romandır; kahraman Erkek Okur’dur ve on kez bir roman okumaya başlar, ama kendi iradesi dışında gelişen olaylar yüzünden bu romanları sona erdiremez. Bu nedenle hayali yazarlara ait olan on roman başlangıcı yazdım; hepsi benden ve birbirlerinden farklıydılar.” diyen Calvino, okuma hazzı yerine okunanları/yaşamı sorgulamayı öne alıyor. Ayrıca, “… özellikle vurgulamak istediğim, her kitabın, başka kitapların varlığıyla can bulduğu; onlarla ilişki ve karşılaştırma içinde bulunduğu noktasıydı.” yorumuyla her anlatının eklemlendiği başka anlatılar olduğuna ve bu sürecin bitimsizliğine dikkatimizi çekiyor. Yazar, okuru odağına alan bir anlatı yazmasının bilinçli bir çaba olduğunu vurguluyor. Yarıda kalmış on roman kurgusu hakkındaki şu tespitleri de etkileyici: “… her başlamış ve yarıda kalmış roman, yön değiştiren bir yola tekabül ediyordu… Yazabileceğim, ama bir kenara bıraktığım romanlardı bunlar ve bunun yanı sıra -benim ve başkaları için- aynı biçimde tıkalı olan yollara götüren varoluşsal duruşların gösterge kaydıydı.”

Romanda okurun hikâyesini oluşturan metin katmanının ilk cümleleri -ve elbette bu romanın giriş cümleleri- şöyle başlıyor: “Italo Calvino’nun yeni romanı Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı yeni romanını okumaya başlamak üzeresin. Rahatla. Toparlan. Zihnindeki bütün düşünceleri kov gitsin. Seni çevreleyen dünya bırak belirsizlik içinde yok oluversin. Kapıyı kapasan iyi olur; öte yanda mutlak çalışmakta olan bir televizyon vardır. Hemen seslen ötekilere: ‘Hayır, televizyon seyretmek istemiyorum.’” Bu giriş, okuru metne davet eden, eşsiz bir roman girişi olarak dünya yazın tarihi içindeki yerini şimdiden almış durumdadır. Yazar arada kendi romanına böyle göndermelerde bulunarak hem okura seslenmeyi sürdürmekte, hem de kendi varlığını duyumsatmaktadır. Okur nasıl canlı bir karakterse, bu romanda yazar (Calvino) da canlı bir karakterdir; yarıda kesilen ilk roman metni olan Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’nun yazarıdır. Daha sonra bu roman bambaşka metinlere dönüşecek; o on tane kurmaca metin de yarım kalarak, on hayali yazarın yapıtı olarak var olacak ve sonra da silinecektir. Bu romanı okurken buza ya da kuma yazılan yazıları da anımsıyoruz. Yarıda kalan ve silinip giden on roman kurgusu, her şeyin anlık gerçekler olarak var olduğu, an’da var olan gerçekliğin dışındakilerin anlam ve önemini yitirdiği; zamanın ağır akışının yerini baş döndüren hızın aldığı modern çağda sürekli değişen, var olup yiten, bir anda yanıp sönen gerçeklerin simgesel bir anlatımı olarak da görünüyor. Amerika Dersleri’nde öyle yazıyor Calvino: “Belli’nin dediği gibi, saatlere gizlenmiştir ölüm; bireysel yaşamın, bu fragmanın, bu bölünmüş, parçalanmış, bütünlüğünü yitirmiş şeyin mutsuzluğu da oraya gizlenmiştir: Ölüm, zamandır; bireyselleşmenin, ayrılığın zamanı, sona doğru yuvarlanıp giden soyut zaman.”

Gerçekler nerede başlıyor nerede bitiyor, kurmacanın sonu, sınırı nerede, gibi sorular zihnimizde sürekli dans ediyor. Calvino’nun asıl amacı bu; okuru şaşırtmak, düşündürmek ve hakikati sorgulamasını sağlamak… Bu konuda yazar, kitabın başındaki sayfalarda Okur kahramanına seslenirken şunları söylüyor: “Günümüzde yazılan uzun romanlar belki de bir saçmalık: Zamanın boyutu un ufak oldu, her biri kendi çizgisinde uzaklaşıp anında gözden yiten zaman parçacıkları içinde düşünmek ve yaşamak durumundayız. Zamanın sürekliliğini sadece aşağı yukarı yüz yıl sürmüş olan, zamanın artık durağan olmadığı ve henüz patlamadığı bir döneme ait romanlarda bulabiliyoruz, işte o kadar.” Sözü edilen romanlardan biri Yüzyıllık Yalnızlık’tır. Marquez’in bu romanına Calvino, yeryüzüne ilişkin ilkel romanda göndermeler yapmakta; kahramanlardan birinin adının Amaranta olması Yüzyıllık Yalnızlık’ı ve bu düşünceleri pekiştirmektedir. Her romanın açıldığı, bağlandığı ya da eklemlendiği romanlar (anlatılar) olması düşüncesinden hareket ettiğimizde, ezeli ve ebedi bir anlatılar örüntüsü içinde yaşıyor olduğumuzu belirtebiliriz.

Yarıda kalan her roman kurgusunu takiben, Okur’un (Erkek Okur ve Kadın Okur) hikâyesinin; Okur’un kendi istemi dışında kesilen metinlerin ardına düşüp o metinleri tamamlama çabasının, romanda bir üst kurmaca oluşturması ilgi uyandırırken, bir yandan da Okur’un hikâyesinin başlı başına bir kurmaca bölüm olarak da okunabilir olması, romanın deneysel başarısı ve sanatsal gücünü artıran özellikler arasında yer alıyor.

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’nun tamamlanmamış, sona ermemiş yapısı aynı zamanda, Mallarme'nin şu cümlesini doğruluyor: “Bir kitap ne başlar, ne biter; olsa olsa öyle görünür.” Yaşam, oluş/um halinde bir süreçtir ve bu hiçbir zaman tamamlanmayan/tamamlanamayacak olan bir hakikatin anlatımıdır. Romanında “Okumak yeni oluşmaya başlayan bir şeye yaklaşmak demektir” diyen Calvino, yaşam-roman diyalektiğine odaklanmamızı hedefler.

Bu romanın en önemli özelliklerinden biri okuru, yazarı ve öykünün kahramanını aynı kurgusal yapı içinde buluşturmak gibi deneysel bir özelliği de içermesidir. Italo Calvino, sanatın mevcut formları aşarak ve kalıpları kırarak ilerleyen bir süreç olduğunu içselleştirmişti. Yıllar boyunca yazarların roman metinlerine politik ya da ideolojik mesajlar eklemesi, toplumsal sorunların çözümünü bu mesajlar aracılığıyla okurlara aktarmaya çalışması, devrimci bir turum olarak değerlendirilmiştir. Bu durum, Barthes’ın da belirttiği gibi, yazarın okur üzerinde bir iktidar kurma isteğini anlatır aslında. Günümüzde yazarlar metne doğrudan mesajlar eklemek, bu türden mesajları kahramanlarına söyletmek ya da metnin içine sindirmek biçimindeki edebiyat algısından tamamen uzakta yazarak, yabancılaştıran metinler yoluyla okurun gözünü açarak, bilincini uyanık tutarak öncekinden daha farklı bir devrimci edebiyat algısı üzerinde ilerlemektedirler. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’nun içinde yaşam ya da toplumla ilgili doğrudan mesajlara rastlanmaz, her şey kitapların kurmaca dünyası içinde şekillenir. Ancak bu şekillenme, okurun hakikatin ne olduğunu; yaşamı, evreni, edebiyatı ve insan gerçeğini sorgulamasını sağlayan bir yaklaşım içinde gerçekleşir. Böylece hazır şablonlara, klişelere, aşınmış imgelere ve verili olan her şeye kuşkuyla bakan, yaratıcı ve yorumlayıcı okurun dünyası özgürce şekillenir.

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, doğrudan okura hitapla “sen” diye başlamaktadır. Bu “sen” hem metnin içindeki Okur’dur hem de metni okuyan okurdur. Aynı kurguda iki ayrı okurun sık sık buluşması hayli ilginçtir. Belirttiğimiz gibi, ilk roman kurgusunun başlangıç sahnesi bir istasyondur. Bu sahne, roman türünün ilk örneklerinden bu yana görülen “yolculuk” formatına işaret eder. Okurun özdeşleşme yaşantısında, roman kişileri, okurla yazarın buluştuğu kişiler olarak var olurlarken bu buluşma noktasında anlatının büyüsü başlar ve okur metne, metnin büyüsüne kendisini kaptırır artık. Tam da bu noktada Calvino, öyle oyunlar oynar ki Okur, yarıda kesilen metnin devamının ardına düşen, özdeşleşme yaşantısı kesintiye uğradığı için büyülü oyuncağı elinden alınan biri gibi kalakalır. Okuduğu kitabın, başladığı kitaptan başka bir kitap olduğunu keşfeden Okur, kadın okur Ludmilla ile arkadaşlığını bu kitap aracılığıyla ilerletmek fikrindedir. Kitap, bir kadın ve bir erkeği buluşturma gibi bir işlev de yüklenir. Ludmilla’nın ablası Lotaria ise kız kardeşinden çok daha farklı amaç, niyet ve yöntemlerle okuyan, bambaşka okumaların kadınıdır; kitapları mekanik yöntemlerle incelemek üzere okur. Kitaplarla çok ilgili olan arkadaşı Irnerio, okumayan bir adamdır ama kitaplarla ilgisi, onları kesip şekillendirerek çeşitli yontular yapmak şeklindedir… Böylece devam eden ve kesintilere uğrayan on roman girişi, her bir tarzın parodisini teşkil eder.

Roman metinleri arasında dolanan sahteci çevirmen Marana, her tür metinden çalıntılar yapar, onları birbirine karıştırarak ya da eklemleyerek metinleri çevirdiğini söyler, sahtekârlıklar yapar. Sahte kitaplar dünyasında başroldeki kişilerden biridir Marana.

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’da on değişik yazarın yanı sıra bir o kadar sayıda okurla tanışırız roman boyunca. Bu okurlar arasında ideal okur; Ludmilla’dır. Calvino buna sık sık işaret eder. Kitabın en muhteşem sahnesi bence kitabın sonlarına doğru yer alan kütüphane sahnesidir. Aslında hiç bitmeyen bir roman vardır elimizde, birkaç sayfa sonra son sayfaya ulaşırız ama kurgunun yeniden başa dönmesi ile apayrı bir okuma heyecanına kapılırız. Kütüphane sahnesinde Okur, diğer okurlarla karşılaşır. Onlarla karşılaşıp konuşmalarını dinleyince aynı zamanda birçok değişik okuma alışkanlığı olduğunu keşfeder. Biz de tanık oluruz ki, ne kadar okur varsa o kadar da okuma biçimi vardır. Okurlardan biri, romandan birkaç sayfa okuduktan sonra hayale kapıldığını ve kitaptan tamamen uzaklaştığını, bağımsızlaştığını dile getirir. İkinci okur, dile ve üsluba çok önem veren, metne yakın okumalar yapan bir okurdur. İncelikli dil yapılanmalarına ve dilsel öğelerine önem verir, okuduğu metinde bunları arar. Üçüncü okur için okuma eylemi büyük önem taşır: “…okuma, nesnesi olmayan bir işlemdir ya da onun gerçek nesnesi bizzat kendisidir. Kitap, ikinci dereceden bir destektir, hatta bahanedir” der. Dördüncü okur, bütün okumaların aslında tek kitaba ait bir okuma olduğunu, bütün okumaların onu o tek kitaba götürdüğünü ifade eder. Ona göre her metin, kendisinden önce yazılmış tüm metinlere eklemlenebilen bir yapı oluşturur. Beşinci okur, “Benim için bütün ötekilerden önce gelen bir öykü vardır ve bu okuduğum bütün öyküler onun hemen kaybolan bir yankısıdır” der. Okuduğu tüm kitapların, zamanın gerisinde kalmış bir kitaba çıktığını belirten beşinci okur, okumalarında çocukluğunda okumuş olduğu “o kitabı” aramaktan başka bir şey yapmadığını anlatır. Altıncı okur, “benim için en önemli an, okumadan az önce gelen andır” der; ona göre hayal gücünü harekete geçirmeye yeten tek bir şey vardır: okumanın vaat ettikleri. Yedinci okur, okurken sarmallar aradığını dile getirir ve “benim bakışlarım sözcükler arasında kazı yaparak uzakta, ‘son’ sözcüğünün ötesine uzanan mekânlarda neyin göründüğünü keşfetmeye çalışır” der. Onun için sadece sonlar önemlidir.

Kitabın başkişisi olan Okur da bu kütüphane sahnesinde kendi varlığını ortaya koyar ve düşüncelerini ifade eder: “…bu kitapta sadece yazılı olanı okumayı, ayrıntıları bütünle birleştirmeyi; bazı okumaları kesin olarak yorumlamayı, bir kitabı ötekinden ayrı tutmayı; her birini kendindeki değişik ve yeni olan için okumayı severim; her şeyden çok da kitabı başından sonuna kadar okumaktan hoşlanırım. Ama bir süredir her şey ters gidiyor, bana öyle geliyor ki dünyada artık sadece havada kalan ve yolunu yitiren öyküler var” der. Roman boyunca gerçekleştirdiği bütün arayışlar, kurmaca metinleri tamamlamak, başlayan metinlerin devamını getirmek içindir. Fakat boşluğa düşen bir yolculuktur bu çünkü artık öykülerin sonuna ulaşmak mümkün değildir. Kurgunun başa dönmesiyle Okur, yine aynı ya da benzer okumaların içinde, “anlatı ormanlarında” ilerleyecek, metinleri tamamlamaya çalışırken düşünce ve düşleri, zamanı ve yaşamı tamamlamaya doğru evrilecektir. Hiçbir kitabın tamamlanmış statik bir yapı taşımadığını sezdiren Calvino, yaşam anlarındaki değişkenlikler üzerinden ilerleyen ve bu anların izdüşümünü edebiyata düşüren yepyeni romanları, oluşmakta /değişmekte olanı anlattığını duyumsatır bizlere.

Kütüphane sahnesinde altıncı okur, tamamlanmayan cümlelerden oluşan tamamlanmamış roman başlıklarını bir araya getirerek anlamlı bir cümle oluşturur. Bu anlamlı cümle, eski anlayışla yazılan romanların kalıplaşmış formüllerine ironik bir gönderme yapar. Yedinci okurun sözleri ise çok anlamlıdır: “Siz her öykünün bir başı ve sonu olması gerektiğine mi inanıyorsunuz?(...)Bütün öykülerin ana fikrinin iki çehresi vardır: hayatın devamı; ölümün kaçınılmazlığı.” Son bölümde yeniden ama farklı bir biçimde başa dönen anlatı, hiçbir anlatının bitmediğini, tamamlanmadığını ve her an oluş halinde olduğunu işaret eder biz okurlara.

Calvino, Amerika Dersleri’nde çocukluk dönemindeki okumalarının ve ilgilendiği çeşitli sanat dallarının kendi romanlarına ve öteki yapıtlarına esinler verdiğini, yapıtlarının onlardan etkiler ve izler taşıdığını ifade eder. 1920’li yıllarda İtalya’da Corriere dei piccoli dergisi, zamanının en ünlü Amerikan çizgi romanlarını yayımlamaktadır. Annesinin, Calvino henüz doğmadan önce alıp biriktirmeye başladığı ve sayılarını her yıl ciltlettirdiği bu dergi, çocuk Calvino için çok önemlidir. Okuma yazma bilmediği için konuşma baloncuklarını düşsel konuşmalarla dolduran Calvino, o yıllarda kendisi için resimlerin yeterli olduğunu belirtir. Her çizgi romanı bir sayıdan ötekine izleyerek saatler geçirdiğini anlatan yazar, şöyle devam eder: “Sahneleri farklı farklı biçimlerde yorumlayarak zihnimde öyküler kuruyordum kendi kendime; değişkeler üretiyor, tek tek sahneleri daha geniş bir öykü içinde birleştiriyor, her çizgi romanın değişmeyen yönlerini bulup çıkarıyor, bu yönleri birbirine bağlıyordum; bir çizgi romanı bir başkasıyla karıştırıyor, ikincil karakterlerin kahramanlara dönüştüğü yeni çizgi romanlar canlandırıyordum kafamda.” Calvino’nun çocukluğunda oynadığı bu oyun, ileride yazdığı roman kurgularının asli unsurları arasında yer alacaktır. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’da bu çocukluk oyunu tüm etkisini gösterir; Calvino bu oyuna okuru da çağırır.

Bütün kitaplar yerlerinde dururlarken okunmayı; okurların, onların kendi içinde sakladıkları dünyaya adım atmalarını beklerler. Yazılmış en derin anlamlı kitabın bile bir okuru olmadan önemi keşfedilemez. Bu yazıda söz ettiğim Calvino romanı gibi okuru ön plana çıkaran başkaca bir yapıt yoktur belki de. Diyebiliriz ki Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’nun asıl önemi buradadır. Ayrıca, bu romanın anlattıkları, bizi yepyeni hakikat ufuklarına alır götürür: anlatıların sonsuzluğu, sözcüklerin tükenmezliği hakikatine. Sözcüklerin sonlandığı yer, her şeyin silindiği, dünyanın ve evrenin yıkılıp yok olduğu kıyamet zamanıdır. İnsana özgü tüm sözcüklerin tükendiği, yutulup yok olduğu o mekânsal/zamansal kara delik noktasında, var olan her şey bitmiş, sonlanmıştır zaten. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu içindeki kıyamet anlatısı da kitabın en dikkate değer bölümlerinden biri. Bu noktada, Calvino’nun Amerika Dersleri’nde yer alan ve insanı uzun uzun düşündüren cümlelerini birlikte okuyabiliriz: “Edebiyat, ancak kendisine sınırsız hedefler koyarsa yaşayabilir, bu hedefleri gerçekleştirmek her türlü olanağın ötesinde olsa bile. Şairler ve yazarlar başka hiç kimsenin hayal etme cesaretini gösteremeyeceği girişimler tasarlamaktan vazgeçmediği sürece, bir işlevi olmaya devam edecektir edebiyatın.”


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR