Bir Oyundan Çok Daha Fazlası
26 Mayıs 2018 Hayat

Bir Oyundan Çok Daha Fazlası


Twitter'da Paylaş
0

“Kim daha çok düşünüyor, kim daha iyi biliyor, kim daha ileriyi görüyorsa oyunu o kazanır.
Sennur Karanlık
Tarih MS 570’tir, mekânsa Hindistan… Zamanın kralı her kral gibi güçlü ve otoriterdir, üstelik yücelerin en yücesi, zenginlerin en zengini, kısaca yeryüzünün hâkimidir kendisine göre... Mağrur kralı hem eğlendirmek hem de ona ders vermek isteyen bir keşiş, eşit çizgilerle bölünmüş kare tahtanın üzerinde oynanan bir oyun getirir kralının önüne. Hedefi, “Oyun bitince şah da piyon da aynı kutuya gider” mesajını vermektir. Oyunu anlatır: “Yüce kralım, şu tahta üzerindeki şahı, kurallara uygun bir hamleyle yenilmekten kurtulması mümkün olmayana dek kovalamaktır amaç. Bunu başaran taraf, rakibini “şah-mat” yapmış ve oyunu kazanmış demektir.” Oyunu beğenen kral, keşişi ödüllendirmek ister. “Dile benden ne dilersen…” der. Keşiş bakar ki, kral kendini hâlâ yüce bir varlık olarak görüyor, değişen bir şey yok. Krala, “Sadece bir miktar buğday isterim ama bunu oyun tahtasındaki bir sonraki karede bir önceki karenin içindeki buğday tanesi sayısının iki katı olacak -1. kareye 1 buğday, 2. kareye 2 buğday, 3. kareye 4 buğday…- şekilde isterim.” der. Kendisi gibi ulu ve zengin birinden böyle basit bir istekte bulunduğu için sinirlenir kral ve adamlarına dönüp: “Hesaplayın bir tek tane dâhi fazla vermeyin.” diye buyurur. Adamlar hesaplamaya başlarlar, ilk karelerde sorun yoktur; 1, 2, 4, 8, 16,… 256… derken son kareye ulaştıklarında şaşkına dönerler ve keşişin istediği buğday miktarının(18.446.744.073.709.551.615) değil ülkede, yeryüzünde bile bulunamayacağını krala söylerler. Kral anlar ki kendisi ne uludur ne de zengin… Yüce kraldan bugüne satranç ve taşların hareketi evrim geçirmiş tabii ama oyunun insanlığa kazandırdıkları keşişin buğdayı misali artarak devam etmiş: Aklı bir noktada toplamak, zamanı doğru ve etkin kullanmak, yanlış hamleyi tekrarlamamak, strateji geliştirmek, öngörü sahibi olabilmek, risk alabilmek, bütünü görebilmek, kaybetmenin de bir ders çıkarma vesilesi olduğunu bilmek. Artık kralın tekdüze dünyasında yaşamıyoruz, çağımız dijital çağı. Günümüzde hepimiz hızlı hem de çok hızlı olmak zorundayız. İşimizi severek yapmak ve istekle çalışmak yanında nefesimiz kesilse de zamanla yarışmak, deli gibi koşmak, kısa sürede hızlı sonuç almak peşindeyiz. Bütün işler planlı olmalı ve denetlenen zamanlarda bitmeli. Yoksa “başarısız” sayılmak kaçınılmaz. Kısaca iş hayatı bir satranç tahtası, biz de onun oyuncuları… Sadece iş hayatı mı? Bir nevi yaşamımızın simülasyonu değil mi satranç? Siyah kareler… Beyaz kareler… İnsana bir çıkmazdaymış hissi veren dört tarafı çevrilmiş bir tahta… Birbirinin karşısında duran birbirine gözdağı veren eşit piyonlar… Siyah karedeyse siyah kareyi; beyazdaysa beyaz kareyi terk edemeyen hep aynı düzlemde hareket eden filler… Düz yaşayan, düz giden kaleler… Komuta göre hareket eden atlar… Ve zordan kurtulmak için her hamleyi yapabilen yine de feda edilebilen vezirler… Hayattaki rollerimiz aslında her biri… Bütün rollerimiz özümüz için, mutluluğumuz için, yani tabir yerindeyse şah olan gönlümüz için… Tüm hamlelerimiz kendimizi rahat ettirmek, sıkışıp kaldığımız kaçamadığımız hayat tahtamızın 64 karesinde “daha iyi nasıl yaşarım?” problemimizi çözmek için… Oyunu doğru ve kuralına göre oynamayı öğrenirsek, başarı kaçınılmaz. Tahtanın üzerindeki piyonları ilerletmek, atı veya fili hareket ettirmek, kaleleri etkin kılmak, veziri zora sokmamak nasıl dikkat ve zihinsel disiplin gerektiriyorsa yaşamın her ânını da verimli hâle getirmek için önce zihnimizi sonra yaşamımızı disiplin altına almaya ihtiyacımız var. Ve bu disiplini erken yaşta beceri hâline getirmeye… “Ağaç yaşken eğilir.” demişler. Her derste olduğu gibi satranç da çocukluk yıllarında karşısına çıkmalı insanın. Çünkü satranç sadece zihni geliştirmiyor onu disiplin altına da alıyor. Zihni disiplin altına almanın birinci maddesi de zaman sözcüğü ile başlıyor. Evet, günümüz çocuklarına öğretmek zorunda olduğumuz en önemli kavram, pek çok konunun anahtar sözcüğü olan zaman ve zamanı doğru kullanma becerisi. Zira zamanı doğru kullanan insan, zihnini tek noktada toplayabilir; plan yapabilir, strateji oluşturabilir, öngörü sahibi olabilir; bütünü görebilir, bütünü gördüğü için risk alabilir. Dikkat, kendine güven, zaman yönetimi yapabilme, doğru /yanlış hamle, sorunlarla baş etme, problem çözme, farklı bakış açısı geliştirme, alternatiflere yönelme, risk altında soğukkanlılığı koruyabilme, kazanma, kaybetme… Yaşam satrancının galip şahı olabilme… Günümüzde başarılı bulduğumuz insanlar bu becerileri kullanan insanlar. Bu kişiler potansiyelini, isteklerini gerçekleştirme doğrultusunda harcıyor. Plan yapıyor, planını uyguluyor, risk yönetimini başarıyla yönetiyor, zamanını etkin ve yetkin kılıyor. Kısaca hayatı bir satranç tahtası gibi okuyup doğru hamleler yapıyor. Unutmayalım, tüm bu becerileri küçük yaşlarda 64 kareli bir tahta üzerindeki sembolleri hareket ettirerek öğrenmek, geliştirmek mümkün. Ta binlerce yıl öncesinden oyunun getirisini keşiş sayesinde okuyabilen Hint kralına dönelim isterseniz yine, oyunu Pers imparatoruna hediye etmiş ve hediyenin yanına bir de not eklemiş: “Kim daha çok düşünüyor, kim daha iyi biliyor, kim daha ileriyi görüyorsa oyunu o kazanır. İşte, hayat budur.”

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR