Bir Sürgün Şair: Narin Yükler
12 Haziran 2018 Edebiyat Kültür Sanat Şiir

Bir Sürgün Şair: Narin Yükler


Twitter'da Paylaş
0

Terk edilmiş hayatlardan, mevsimlik göçlerden cumartesi annelerinden, göçlerden bir bellek oluşturuyor kitap.
İdris Sezgin

Narin Yükler Viranşehir doğumlu. Siyasi nedenlerden ötürü sürgün. 2017 Arkadaş Z. Özger Ödülü’ne değer görülen Aynadaki Çürüme, şairin ilk kitabı. T.S. Eliot şiir için, “Duygudan kopuk düşünce, düşünceden kopuk duygu olmaz,” der. Salt duyguyu yaratan bir şiir arabeskin ötesine geçemez. Dil kendini ruhun yaralarından başka hiçbir şeye yaslayamadığı için çürüyüp gidecektir. Öte yanda sadece düşünceye yaslanan bir şiir bir zaman sonra devrini yaşamış, bitmiş ideolojiler gibi vaktini doldurup eskiyecektir. Oysa şiirin tüm zamanların sesi olma gibi bir durumu var. Şiir bu güne yazılmaz zamanın boşluğuna yazılır. O boşluktan nesiller geçer. Bırakalım salt düşünceyi felsefe omuzlasın. Bu anlamda Narin Yükler bir görsel ses oluşturmanın yanı sıra duyguya ve düşünceye değen özgün imgeleriyle dikkat çekiyor. Şiirini törpüleyen şair, zamanın boşluğunda fazlalıkların yer edinemeyeceğinin bilincinde. Kitap “çürüme”, “ayna”, “perde” ve “ hafıza” olmak üzere dört bölümden oluşuyor.

Birinci Bölüm: Çürüme Bölümün ilk şiirinde şair, kendini toprakla özdeşleştirir. Toprağın içinde ölüyü ve diriyi taşımasıyla kendi yaşamına gönderme yapar. Yitirişlerinin yerine dirilişler eker umutla. Kısa ve çarpıcı bir şiir olan “önsöz yerine” şiiri kitap hakkında ilk izlenimi verir. “çürümüş yanlarına bakan toprak ne kadar yakındır mezarına üzerinde ölüyü ve diriyi aynı anda taşımaktan” Çürüme yola çıkışla başlar. Sadece bundan sonraki yaşamını etkileyen bir çürüme değil, geçmişine de, çocukluğuna da musallat olan bir çürümedir bu. Kendi sesine sayıklamayla, cevabını bildiği sorular sorar: “hangi annenin öldürülmüş çocuğuydum” “hangi eksik oyuncaklardan yapıldı kafesim”   Evin kapısı yüzüne kapanan şiir öznesi iyinin ve kötünün sorgulamasını yapar. Bu iyi ve kötü, sınırlar ve yasalardır. Temiz, saf ve arınma metaforu olan su sanıldığı gibi iyi değildir. Ceza ve kötülük metaforu olan ateş de sanıldığı gibi kötü değildir. İyi ve kötü yer değiştirmiş ya da birbirine geçmiştir. Su kadının dişilliğini temsil ederken, ateş erkeğin erilliğini temsil eder. “Ateş canlıdır. Duyarlı reflekslerle dikeyliğini (erilliğini) güvence altına alır.” Şöyle de okunabilir: bir şeylerin değişmesi için bazen kötülüğü seçmek gerekir. İyi’yi getiren bir kötü’lüğün varlığını imler şair. “-suçlu değildi ateş Ve değildi su masum”

İkinci Bölüm: Ayna Ayna kadının ezilmişlik tarihinde önemli bir yer tutar. Eve hapsedilen kadın aynayla yoldaşlık etmek zorunda bırakılır. Dış dünyası elinden alınan kadın özne, kendi varlığına şahitlik edecek olan öznelerden uzak tutulur. Yaşamı anlamlı kılan en önemli şey başkalarının yaşamımıza şahitlik etmesidir. Kendi varlığına, varlığının biricikliğine inanmak için başkaları tarafından izlenmek gerekir. İzlenmek özgürlük fikrini sekteye uğratsa da bu öznenin kendi çelişkisidir. İçindeki kuyuya aldanıp akıp giden, hareketli özgür bir su masalına inanması bundandır. Şüphesiz bu özgürlük fikri cinsellik kılıfından kurtularak, onunla baş ederek sonlanacaktır: “yarıklarımdan çıkan kuyuya aldanıp bir su masalına inanıyorum” Şairin ömrünün büyük kısmını belki de tamamını içinde yaşadığı kültürden, toplumdan ve akrabalarının gözlerinden uzakta bir yerde geçireceği hissi onu ayna fikrine götürür. Ayna şu an ve yıllar sonra insanın dehşetini kendisine hatırlatan kuyudur: “seslenmenin üç harfi düştü aynaya çürüdü kuyuya atılan aksi” Carlos Fuentes’in Terra Nostra adlı kitabında yüzünü ilk kez aynada gören yaşlı adam, yitip giden ömrünün dehşetine şahit olup yere yığılır. Bu anlamda ayna şairin doğup büyüdüğü memleketidir ve yıllar sonra dehşetle dönüp oraya, orada bıraktığı yüzüne baktığında ruhunun yıkılacağı yerdir. Ayna zamandır şiir öznesi için: “yük yerine dizili yastık sayısınca ömür düşer aynaya aynadan düşen çizgi yerleşir gözaltına” … “hangi şair içmez kendini bardakta?” Ayna bölümü eril zihniyetin toplumsal ve devletsel yasalarıyla kadına sunduğu tutsaklığın belirlenimidir.

Üçüncü Bölüm: Perde Perde eril zihniyetin kadını pencerenin, perdenin arkasına hapsettiği, içeri ve dışarı arasında bıraktığı sınırdır. Şair, perde metaforuyla hem kadının tarihsel dışlanmışlığına, hem de kendi vatanına sınır ötesinden bakmaya gönderme yaparken, uzaklarda çekilen perde ile şimdiki zamandan geleceğe ve geçmişe bakar. “dışarıdan sızan aydınlığa da içeriyi kaplayan karanlığa da eş zamanlı çekilen perdeler” Çürüme adlı bölümde saflığını yitiren su, tekrar arınma şölenine döner. Damlayan su sabrın metaforu haline gelir. İyi’nin ve kötü’nün birbirine geçmişliği burada ironisini tamamlar. “sıratımı sularla geçtim Suratımı sabırla” Perde arkasında, toplumdan uzakta yaşanmasına bir itiraz sunarak çıplaklığı ve erotizmi mahşerleştirmeye çalışır. Toplumsal bir sınır olan perde (bölümü) kadın erkek ilişkisindeki varlığını da göstermiş olur: “denenmemiş gibi gerçeklerin, soyunup hakikatin giyinmekle ilişkisiz olduğunun sırrına er(iy)erek”

Dördüncü Bölüm: hafıza Hafıza bölümü son bölüm… Yaşanılanların şair üzerindeki etkisinin belirdiği bölüm. Hafıza, hatırlama çabasıyla geçmişini yüzeye çağırır. Bu bölümün cinsel yaşantıdan başlamasının nedeni erkeğin kadını özel mülkiyeti olarak görüp eve hapsetmesi ve toplumsal yaşantının, daha doğrusu baskının bu temelde yol almasıyla ilgilidir. Kendini yeryüzü tanrısı olarak gören erkek, kadınla sevişirken bile ona acı çektirir. Kendince efendisi olduğunu unutturmamaya çalışır. “diş izinden sarkan bir tanrı kayıyor Zaptedip boşaldığı tende” Terk edilmiş hayatlardan, mevsimlik göçlerden cumartesi annelerinden, göçlerden bir bellek oluşturuyor kitap. Bellek oluşturmanın yanı sıra umudun ayakları olan bir bellek arayışı da kendini gösterir. Öyle görünüyor ki Narin Yükler şiiri, şiirin belleğinde de yer edinmiş. 1 Gaston Bachelard, Ateşin Tin Çözümlemesi, Çev: Nail Bezel, Öteki Yaynevi


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR