Bir Yaz Gecesi Rüyası ve On İkinci Gece'de Delilik
1 Mayıs 2019 Edebiyat Kültür Sanat

Bir Yaz Gecesi Rüyası ve On İkinci Gece'de Delilik


Twitter'da Paylaş
0

Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda aşkın gözü kördür ve hayal gücüyle gerçeğin arasındaki çizgi sık sık ortadan kalkar.

Delilik, çıldırma, ani öfkesiyle ortalığı yerle bir eden Othello gibi karakterler, kendini kaybetme ve sık sık değişen ruh halleri gibi durumlar Shakespeare’in eserlerinde sık sık karşımıza çıkar. Bazen bu gibi durumlar karakterlerin birbirlerini yanlış anlamasından kaynaklanır. Bazen de kaderin cilvesi karakterleri delirme yoluna iter. Shakespeare’in deliliği en yoğun kullandığı oyunları Bir Yaz Gecesi Rüyası ve On İkinci Gece’dir. Peki bu temayı kullanma sebebi ve deliliğin altında yatan diğer anlamlar ne olabilir? Bu delilik ne gibi öğelerden besleniyor?

Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası’ndaki delilik, büyü ve illüzyon gibi doğaüstü olayların etkisiyle ortaya çıkıyor. Periler dünyasının bu dünyayla haşır neşir olması Oberon’un kıskançlığı ve Titania ile dalga geçme arzusundan kaynaklanıyor. Titania, Oberon’la olan kavgasının doğada düzensizliğe ve diğer sorunlara sebep olduğu gerçeği üzerine kafa patlatıyor. Aralarındaki ilişki kötüye gittikçe doğa çılgın bir hal alıyor, insanlar mevsimleri birbirinden ayırt edememeye başlıyorlar. Öte yandan, oyunun şen yaratığı Puck, Lysander’ın gözlerine sihirli çiçek yağı sürerek oyundaki deliliği başlatan isim oluyor.

Bir Yaz Gecesi Rüyası’ndan farklı olarak On İkinci Gece eserinde delilik, melankoliye yatkınlık, iç kargaşa ve kimlik bunalımından kaynaklanıyor. Robert Burton Melankolinin Anatomisi adlı kitabında kederi, melankolinin anası olarak tanımlayıp Plutarch’ın kederin melankoliye ve tedavisi olmayan hastalıklara yol açtığıyla ilgili olan lafını kullanıyor: “Bizi en çok hırpalayan kendi budalalığımızdır, deliliğimiz, zayıflıklarımız, kendimizi idare etme yetimizin eksikliği, şehvet düşkünlüğümüz, aşırılıklara ve endişelere kolay kapılmamızdır.” Bu düşünceden yola çıktığımızda, Olivia karakterinin kedere âşık olduğu, kendini yiyip bitirmekten mazoşist bir zevk duyduğu sonucu çıkıyor. Yedi yıl boyunca kardeşinin yasını tutmaya ant içtiğinde “profesyonel deli” olarak bilinen Feste bile Olivia’ya deli diyor. On İkinci Gece’de delirme biçimleri, aşırıya kaçan duygular ve tutarsız tepkiler olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin, Cesario’yla karşılaşan Olivia bir anda, kardeşinin yasını tutan kardeşten âşık bir kadına dönüşüyor. Olivia bu değişimi bir “veba” olarak görse de kalbini yeni hislere açıyor. Orsino ruh hali sürekli değişen bir başka karakter olarak karşımıza çıkıyor. Mükemmel âşık rolünü oynarken aşkın doğasını anlatmak için denizi bir metafor olarak kullanıyor: “Aşk sürekli şekil değiştirir.” Başka bir sahnede, Feste’nin Orsino’yu renk değiştiren bir opale benzettiğine tanık oluyoruz.

Bir Yaz Gecesi Rüyası oyunundaki Theseus da aşıkların sürekli değişen yapısına dikkat çekiyor: “Bir deli, bir âşık ve bir şair yoğun hayal gücüne aittir.” Yalnızca deliler (lunatics) değil, âşıklar da Ay’a (luna) çekiliyorlar. Oyunda âşıklar, Ay ışığıyla aydınlanan ormanda buluşur, illüzyonlara inanmaya meyillidirler. Shakespeare böylece kendi yaratım sürecini aşıkların ve delilerinkine benzetiyor: Şair gerçeği anlatmak için metaforlar yani illüzyonlar yaratır. Lysander, Hermia, Helena ve Demetrius’un anlattığı hikâyeye Theseus inanmaz çünkü hikâye son derece mantıklıdır, halbuki âşıklar söz konusu olduğunda mantıktan söz edilemez. Birinci perdenin birinci sahnesinde Theseus, Ay’a işaret ederek Hippolyta ile evlenmek için sabırsızlandığını söylüyor. Ay’ın evrelerinin delilik ile olan bağlantısından ve Ay’ın illüzyonların sembolü olmasından dolayı Theseus’un aşkından bahsederken Ay imgesini kullanması, Theseus’un mantığının da bir sınırı olduğunu, onun da diğer karakterler gibi bir yaz günü deliliğinden etkilendiğini gösteriyor. 

İki oyun da aşk temasına benzer yaklaşımlar sergiliyor. Âşık olmak genelde bakma eylemiyle başlayan bir delirme formu olarak karşımıza çıkıyor. Orsino ideal âşık rolünü oynamaya takmış bir karakter, Olivia’nın yanında bulunmadan ona methiyeler dizip onu idealleştiriyor. Ana karakter Viola ise Orsino’ya idealleştirdiği dünyadan çıkıp gerçeklere dönmesi gerektiğini öğretiyor. Birbirlerini tanıyıp bu eylemi gerçekleştirirken âşık olmaya başlıyorlar. Olivia’nın Cesario’ya olan ilgisi, Orsino’nunkini hatırlatıyor. Olivia daha Cesario’nun adını yeni öğrenmişken ona âşık oluyor. Cesario’nun tepkisi ise âdeta Shakespeare’in bir şair olarak yarattığı illüzyonlara gönderme yapıyor: “Zavallı leydi, bir rüyayı sevseydi daha iyi ederdi!” Aşk illüzyonlardan besleniyor ve bu ikilinin beraber olma şansları yok, çünkü Cesario aslında Orsino’ya âşık olan, erkek kılığına girmek zorunda kalan bir kadın. Olivia’nın ona âşık olması hiçbir şey ifade etmiyor. Cesario’ya âşık olduktan sonra kendine çoğu kez “deli” şeklinde hitap ediyor ya da diğer karakterler onu bu şekilde çağırıyor. Başka bir sahnede onun için sarı uzun çoraplar giyip rezil olan, “bir yaz günü çılgınlığına tutulmuş” olan Malvolio ile kendini özdeşleştiriyor.  

Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda aşkın gözü kördür ve hayal gücüyle gerçeğin arasındaki çizgi sık sık ortadan kalkar. Puck’ın oynadığı oyunlar sebebiyle Titania fiziksel özelliklere önem vermeksizin Puck'ın kafasını bir eşeğe dönüştürdüğü Nick Bottom’a âşık olur. Bottom da Titania’nın neden onu sevdiğine bir türlü anlam veremez. Böylece aşk, perilerin kraliçesi Titania’yı rezil eder. Oyunun sonunda dahi aşkın gözünün kör olması üzerinde duruluyor. Diğer karakterlere olduğu gibi Pyramus’un da mantığı kendini yanıltıyor, Pyramus sevdiceğinin öldüğüne inanıp intihar ediyor. Bir şeye bakmak ama onu görememek karakterlerin maruz kaldığı deliliğinin büyük bir parçasını oluşturuyor. Olanları düzeltmek için Puck, Demetrius’un gözlerine, başka illüzyonlar yaratan ve kafa karışıklığına neden olan bir yağ sürüyor.  Helena başta herkesin onunla dalga geçtiğini düşünüp sonrasında kendi deliliğini kabulleniyor. Demetrius’a duyduğu aşk tehlikeli bir biçimde özgecil: Hayatını tehlikeye atıyor, tehdit ediliyor ama aşkından asla vazgeçmiyor. Hermia içinse aşk, bir işkenceden ibaret. Bir gün rüyasında yılan tarafından boğulurken Lysander’ın hiçbir şey yapmadan durduğunu görüyor ve sonra bu durum gerçek oluyor. Shakespeare yine illüzyonların aşkta oynadığı rol fikriyle oynuyor. Oyunun sonlarına doğru karşımıza çıkan oyun içinde oyun motifi de illüzyonlarla baş etmeye çalışıyor ancak bu konuda başarısız oluyor. Yine de aşkın delilik ve illüzyonların bir aracı olduğu düşüncesini destekliyor. 

İki oyunda da deliliğin, kimlik karmaşasına neden olan, şairin illüzyonlarıyla örülü bir durum olduğu görülebilir. Sebastian, Olivia’nın aşk itirafıyla yüzleştiğinde şöyle der: “Ya ben deliyim ya da hanımefendinin kendisi!” Öte yandan Viola kardeşine bakar ve hangisinin kendi bedeni olduğuna karar veremez. Bir Yaz Gecesi Rüyası’ndaki aşıklar kim olduklarını sorgularlar. Hermia kendisinin ve sevdiği kişinin ne kadar gerçek olduğunu kestiremez. Demetrius da aynı şekilde kendini sürekli bir sorgulama içinde bulur. Hayal mi görüyordur yoksa uyanık mıdır? Deliren kendisi midir yoksa diğerleri mi?


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR