Boşluğun Üzerinde Yazmak: Bir Sirk Geçiyor
15 Temmuz 2017 Edebiyat Kültür Sanat Kitap

Boşluğun Üzerinde Yazmak: Bir Sirk Geçiyor


Twitter'da Paylaş
0

"Hiç şüphe yok ki bir romancının işi de, unutuşun o devasa boşluğu karşısında, buzdağının görünmeyen kısmı gibi olan soluk sözcükleri tekrar görünür kılmaktır.”
Işıl Kurnaz
Bir boşluğun üzerine yazmak her neyse, o. Çizgilerin üzerinden yürür gibi kurmak dilini, o çizgiyi taşırmaktan korkmamak, ama öyle bangır bangır taşmaya da gerek duymamak. Olmayan sirkin geçişini, geçerken geçtiklerini, hayatın hep dalgınlığına gelmiş olanları yazmak biraz da. Patrick Modiano’nun 1993’de Varlık Yayınları tarafından Filiz Nayır Deniztekin çevirisiyle yayınlanan kitabı Bir Sirk Geçiyor, bu boşluğun üzerinde yazılmış, geçerken geçiliverenleri kendine öykü yapmış bir roman. Biraz sarsak tabii, boşluğun ve merakın aynı anda mümkünü ve edebiyatı, sürükleyiciliğe ya da neden-sonuç ilişkisinin sonucuna hapsetmeden, neden diye sormalara da öyle çok mahal vermeden sadece kendi bütünlüğünde, bizatihi kendi dilinde değerli kılmakla ilgili. İsveç Akademisi 2014 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü açıkladığında, Akademi Salonundaki gazetecilerin bir kısmı Patrick Modiano’nun ismini yakalayamamış, ödül açıklandıktan dakikalar sonra ancak teyit edebildiklerinde yazabilmişlerdi. İsveç’in resmi İngilizce haber gazetesi www.thelocal.se ise “Patrick … ne?” sorusuna dayanamayarak, Patrick Modiano Hakkında Bilmeniz Gereken 5 Şey”1 listesi bile yapmıştı. Modiano ise Nobel Töreni’ndeki konuşmasının ilk dakikalarında hemen söyleyivermişti: “Bu ödülün duyurusu bana gerçek değilmiş gibi göründü ve neden beni seçtiğinizi bilmek için sabırsızlanmaya başladım.”2 Yazmanın tuhaflığından yalnızlığına, çocukluğunun banliyölerinden kitaplarını bitirdiğinde onlarla kurduğu ilişkiye kadar türlü türlü uğraklara giderek yaptığı konuşmasında, onu etkileyen Tolstoy’dan, Yeats’den, Edgar Allan Poe, Thomas de Quincey’den alıntılar yapıyordu üstelik. Bir Sirk Geçiyor, 1992’de yazdığı kitabı Modiano’nun. Sürükleyiciliğini ne kurgusundan ne de olay örgüsünün heyecanından alıyor esasen, “hem ateşli hem sakin bir roman” dedikleri gibi, geçip gidenlerin geçtikleri mi yoksa gittiklerini mi düşündürtüyor daha çok. O gelgeç karşılaşmaların izlerinin, bir saklı yara mı yoksa belli belirsiz bir geçmiş mi olduğunu hissettiriyor. Romanın yüzeyinde tepinerek kendi varlıklarını kanıtlayanlara inat, hafifçe temas ederek ilerliyor. Her şeyin yanından geçmenin, hiçbir şeye dokunmamak olmadığını anlatıyor en çok da. Her şeyin yanından geçerken yaşadıklarımızın da, bazen yaşadıklarımızın en hakikisi olabileceğini hatırlatıyor. Devasa sancılar, hiçbir gizin kalmadığı o büyük yakınlıklarımız olmadan da sadece temas etmenin, bazen sadece aynı anda aynı yere düşmüş olmanın da hayatın içinde bir ederinin olduğunu gösteriyor. Gösterişle değil ama usulca. Bir Sirk Geçiyor en çok kimin kiminle, neyin neyle ne kadar gerçekten temas ettiğini bilmediğimiz siyasal zamanın ağırlığı altında, birbirimizin hayatında var olmanın öyle bangır bangır yer kaplamakla ilgili olmadığını anlatan bir genç adamın, geri kalanın kayıtsızlığına inat dokunma ve yaklaşma çabasını gösteriyor. “İstediğiniz kadar tekrar tekrar okuyun, bilinmeyenden bir türlü kurtulamazsınız” diyor anlatıcı. İstediğimiz kadar tekrar tekrar okuyalım, romandaki bilinmeyenden bir türlü kurtulamıyoruz da zaten. Hem dert mi? Değil. Çünkü düğümleri çözmekle değil, o düğümleri atmakla uğraşıyor Modiano daha çok. İsviçre’ye değen, Paris’ten Roma’ya gideceğini düşündüğünüz bir yolculuğun tam ortasında anlatısını kırıyor Modiano. Hüzün tonunu seçmişken, nostaljiye de meydan bırakmayan bir keskinlikle ilerletiyor öyküsünü. Coğrafya diyorduk biz, bazen her şeydir. Ölüme kılıftır bazen, şımarıklığa ve gösterişe bahane. O kendiliğinden yürüyen dilin içinde, “Topografik ayrıntılar, üzerimde garip bir etki bırakırlar: Geçmişi daha yakın ve daha kesin bir biçimde gözümün önünde canlandırmak yerine, bozulan ilişkiler ve boşlukla ilgili acı bir duygu uyandırırlar” diyor genç adam. Tüm roman, bu incecik cümlenin üzerinde sallanıyor. Geçmişe duyulan özlem yerine, haybeden hırpalanan bir topografya oluveriyor coğrafya. Çünkü bu romanda bilinen tek şey, bilinmeyen her neyse o oluveriyor. Ne kimse açığa çıkarıyor kendini, ne olaylarla açığa kavuşmak gibi bir aceleyle yaşanıyor. Bir sirk, o durallıkla geçip gidiyor… Boşluğun üzerine çizilen geçip gittiklerimiz gibi, öylece, öylemecesine bitiveriyor. Diyordu ki John Berger: “Kendimi, ağırlığı olan profesyonel bir yazardan ziyade, boşlukları kapayan biri gibi görüyorum.” Bir nevi diyor ki Modiano, Bir Sirk Geçiyor’da, “Boşluklar bırakıyorum.” Demişti ki Nobel Konuşmasının en sonunda: “Ben bugün hafızanın çok daha az güvenilir olduğunu hissediyorum ve bu sebeple hafıza kaybına ve unutuşa karşı çok daha sürekli bir mücadele gerektiği izlenimindeyim. Her şeyi saran bu kayıtsızlık tabakasının altında sadece geçmişin küçük parçalarını ele geçirmenin, belirsiz izleri takip etme ve geçici ve tamamıyla yitip giden insan hikâyelerinin peşine düşmek gerekir. Hiç şüphe yok ki bir romancının işi de, unutuşun o devasa boşluğu karşısında, buzdağının görünmeyen kısmı gibi olan soluk sözcükleri tekrar görünür kılmaktır.” 1 https://www.thelocal.se/20141009/five-things-to-know-about-patrick-modianohttps://www.nobelprize.org/nobel_prizes/literature/laureates/2014/modiano-lecture_en.html

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR