Buket Arbatlı: "Unutamadığımız film kahramanları vardır, öyle kahramanlarım olsun başka bir şey istemem."
26 Mart 2020 Söyleşi Edebiyat

Buket Arbatlı: "Unutamadığımız film kahramanları vardır, öyle kahramanlarım olsun başka bir şey istemem."


Twitter'da Paylaş
0

Öykülerimde birincil amacım elbette anlatılmayı hak eden bir olayı aktarmak olsa da en sevdiğim şey karakter yaratmak.

Buket Arbatlı uzun zamandır öykü yazıyor. Sonunda ilk kitabı yayımlandı. Erkeklere Her Şey Anlatılmaz önce karakterlerinin zenginliği ve derinliğiyle dikkat çekiyor. Öykülerinin diline ve anlatım biçimine gösterdiği özen de önemli. Onunla öykücülüğünün başlangıcından bugüne yaşadığı değişimi konuştuk.

Semih Gümüş: İlk kitabınız yayımlandı. Erkeklere Her Şey Anlatılmaz. Kitabınız adını içindeki bir öyküden alıyor. Birbirini tanımayan kadınla erkeğin karşılaşmasından sonra yayanın öğüdü: “En sevdiğin erkek bile senin hasmın.” Bu öyküyü sormuyorum. Ama bu öykü sizin öykülerinizdeki anlayışınızı, yaklaşımınızı, insanlarınızı çok iyi anlatıyor... İlk kitabın duygusundan çok neler düşündürdüğünü sormak istiyorum...

Buket Arbatlı: En iyi bildiğim konuyu, kadınları anlattım, şimdi sıra başkalarında diye düşündüm. Kitapta erkek kahramanlar da var ama ana karakter ya da bazılarında anlatıcı kadın. En çok erkeklerin yorumunu merak ediyorum. Onlar ne bulacak bu kitapta? Kendilerinden özenle saklanan, bilip de bilmezden geldikleri, en yakınları tarafından hazırlanan tuzakları, kadınların kuş dilini duymak isteyecekler mi? Bunu çok merak ediyorum.  

buket arbatlı

SG: Peki öykü yazma serüveniniz nasıl başladı? Ne zaman, niçin?..

BA: Küçük bir Anadolu şehrinde büyüdüm. Çok kimsenin adını bilse de nerede olduğunu çıkaramadığı bu sessiz şehirde yapılacak en güzel şey okumaktı. Hele de çok okuyan babanız varsa. Yazma konusuna gelince, sanırım ailede var olan hikâaye anlatma geleneği yüzünden. Büyüklerin uzun yıllar yaşadığı bir ailede büyüdüm. Nineler, dedeler hatta onların anneleri. Hepsi de bir şeyler anlatmaya meraklıydılar. Anneannem Yüz Yıllık Yalnızlık’taki Ursula Buendia'sıdır bizim için. Onlar anlattıkça bende yazma isteği oluştu. Ortaokuldan beri hep bir şeyler yazarım.

SG: Bu ilk kitabınızla ne kadar barışıksınız, sonunda ilk kitabınızda ulaşmak istediğiniz yerde misiniz?

BA: Çok sevdiğim, emek verdiğim öykülerim var. Öyle ki, "Samuray Atına Binip Gittiğinde" isimli öykümü her okuyuşumda gözüm dolar. Karakterlerim arkadaşlarım gibi, kanlı canlı benim için. Ama bir misyon kitabı gibi anlaşılmasından korkarım. Benim için sadece kadınların olduğu bir dünya yok. Şimdilerde herkesin unuttuğu, unutma eğiliminde, hele de bu günlerde, olduğu yaşlıları yazmaya çalışıyorum mesela.

SG: Öykülerinizde sık rastladıklarımızdan farklı karakterleri, onların kişiliklerini ve –ne kadar anlatılacaklarsa– aralarındaki ilişkileri çok iyi anlatıyorsunuz? Bunlar sanki öykülerinizin en belirgin özellikleri...

BA: Gerçekten çok doğru. Öykülerimde birincil amacım elbette anlatılmayı hak eden bir olayı aktarmak olsa da en sevdiğim şey karakter yaratmak. Kâğıda dökmeden önce çok düşünürüm, benimle yaşar adeta. Çevremdekilere de huzur vermem. Hep onun hakkında konuşurum, yazmaya hazır olduğumda başlarım. Beni farklı insanlar cezbediyor. Onların hayata ve ölüme bakışı.

buket arbatlı

SG: İnsanları iyi tanıyorsunuz diyebilirim. Ancak onları iyi tanıyan ve ayrıntıları iyi gözlemleyebilen bir yazar, karakterlerine bu kadar sahicilik, inandırıcılık verebilir...

BA: İlkokulda hayat bilgisi diye bir ders okurduk. Hâlâ var mı bilmiyorum? Hayat bilgisi notum yüksektir derim hep. Çok şanslı addediyorum kendimi. Taşrada bir tarafı dindar, hatta tarikatçi, öbür tarafı koyu cumhuriyetçi, ordu mensubu, içlerinde seksen darbesinin sillesini yemiş solcular barındıran aileye sahibim. Sonra kanser uzmanı oldum. Hayatın kıyısında insan davranışının nasıl evrildiğine şahit oldum. Uzun yıllar özel sektörde çalıştım. Değişik ülkeler, farklı milletlerle bir araya geldim. Bütün bunlar muazzam bir birikim yarattı. Üstüne psikiyatrist olmak isteyip olamayışımı da koyarsak hayat bana fırsatlar sundu diyelim. 

SG: Bu sorularla ben yönlendirmiş gibi oldum. Siz öyküde ne yapmak, nasıl bir dil ve anlatım biçimi oluşturmak istiyorsunuz?

BA: Daha kısa ve öz yazabilmek. Öyle öyküler var ki yazar size hiçbir şey söylemeden her şeyi anlatıyor. Şiire en yakın hale gelebilmek isterim. Alice Munroe’nun bütün kitaplarını bayılarak okudum. Sonra birden bıraktım, onun gibi çok uzun yazdığımı fark ettim. O etkiden kurtulmak istedim. Hâlâ istediğimden daha uzun yazıyorum, anlatmanın şehveti herhalde. Unutamadığımız film kahramanları vardır, öyle kahramanlarım olsun başka bir şey istemem.

Hiçbir kadın yalınkat değildir, size gösterdiği yüzün altında binlercesi yatar.

SG: O insanlar arasında da elbette kadınlar. Ve azınlıklardan kadınlar...

BA: Kadınların dostlukları, rekabeti, iş birliği, zayıflıkları, dayanma gücü, kötülükleri, daha sayamadığım bütün özellikleri bana hep çekici gelmiştir. Sahip oldukları şeyleri de doğurgan bulurum. Bir kutu açarsınız içinden başkası daha dibe gittikçe bir başkası çıkar. Anlatan için bulunmaz bir vahadır. Hiçbir kadın yalınkat değildir, size gösterdiği yüzün altında binlercesi yatar. Öykü içinde öykü anlatabilirsiniz. Üstelik bir kadın olarak bu yüzlerin pek çoğu bende. Aşinayım onlara.

Azınlık kadınlarına gelince, Burdur’da benden iki-üç nesil öncekiler Rumlarla, Musevilerle bir arada yaşamışlar. Hatta sinemalardan biri de onlardan kalma manastırdı. Çok daha yeni olan belediye sinemasında değil de, orada film seyretmeyi daha heyecan verici buluyordum. Şehirde hiç azınlık kalmamış olsa bile. Kurtuluş’a taşınmak hayatımdaki dönüm noktalarından biri oldu. Hiç tanımadığım bir dünyaya adım attım. Onlar da beni bağrına bastı, dünyalarını açtılar.

buket arbatlı

SG: Erkeklere Her Şey Anlatılmaz’ın, kurmacanın sorunları üstüne düşünüp doğru çözümleri uygulamaya çalıştığınızı gösterdiği de söylenebilir mi?

BA: Çabamı gösterdiğini umut ediyorum. Üzerinde çok kafa yorduğum bir konu. Öykünün filmden bir kare kadar net ama ondan daha derinlikli bir noktaya ulaşmasına çalışıyorum. Kahraman şunu düşündü, böyle hissetti diye yazmadan çok küçük hareketlerle derdini anlatabilmek. Kahramanların beynine girip çıkarken onların dilini kullanabilmek önemli benim için. Bir yandan da şiir gibi aksın istiyorum. Öykünün sonunda bir tat, bir his kalsın okurda. Çabalamaya devam edeceğim. 

SG: Etkilendiğiniz, başucunuzda tuttuğunuz yazarlarınız ve kitaplarınız vardır...

BA: Çocukluğumdan beri okuduğum hatta unuttuğum bütün yazarlara saygılarımı sunmak isterim. Yazdıklarımda hepsinin katkısı var. Son yıllarda daha çok öykü okuyorum. Amerikan, Alman ve Britanyalı öykü yazarlarını çok seviyorum. Kuzey Avrupa yazarlarının da hayranıyım. Zambra, Villalobos çok etkileyici. Türkleri de es geçmeyeyim. Sıkı bir Murathan Mungan, Adalet Ağaoğlu, Latife Tekin, Cemil Kavukçu, İhsan Oktay Anar, Orhan Pamuk hayranıyım. Liste uzun. 

SG: Sizin için en önemli kitaplar hangileri, adlarını verebilir misiniz...

buket aratlıBA: Madam Bovary ilk sırada, öyle ki instagram adım uzun bir süre Madam Bovary idi. Pek çok erkek bu ismi faklı yorumladı, değiştirmek zorunda kaldım. Tabii bu işin şakası. Elbette Anna Karenina. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Ondaki politik diyalogları ben de yazabilmek isterdim doğrusu. Yüz Yıllık Yalnızlık. Son dönemlerden Keçi Dağı, David Vann. Bir de Kara Kitap.

SG: Bundan sonra gene öyküyle sürecek sanırım. Uzun zamana yayılan planlarınız var mı?

BA: Aklım başımda oldukça yazmak isterim. Kimse okumasa da. Öykü benimle yaşayan bir şeye dönüştü. Her şeye öyle bakıyorum. Yarısına geldiğim bir kısa roman çalışmam var. Onu mutlaka tamamlamak istiyorum. İş hayatı yoğun, roman da zaman istiyor. Dünyanın üstüne çökmüş bu kara zamanı atlatınca ilk işim onu bitirmek olacak. 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR