Burada Ne İşim Var?
4 Temmuz 2019 Öykü

Burada Ne İşim Var?


Twitter'da Paylaş
0

“Akşam mutlaka bekliyoruz.”

Telefon görüşmemizin üzerine bir de mesaj yolladılar.  Beni ne diye çağırdılar? Oyun öncesi karşılaştığımız olur, bir-iki sigaralık muhabbet ederdik, evet. Tavırlarıyla bana olan duygularını anlardım. Severlerdi beni. Hemen hemen ben de aynı duyguları beslerdim. Birlikte oyunlara gitmişliğimiz de var. Denkleşmişsek ve üzerine konuşacağımız şeyler varsa konuşurduk. Görüşmediğimiz uzunca bir vakitten sonra aradılar. Haber verdiler. Üstelik oyun izlemek için değil. Yemek yiyecektik. Birbirlerine yakındırlar, aynı tiyatronun bünyesinde çalışmalarına rağmen boş zamanlarında da görüşürler. Fuaye sohbetlerimizin birinde, “Haberim olsa ben de gelirdim,” gibisinden bir şey mi geveledim acaba. Demem aslında, ama yine de bilemedim.

Buluşacağımız mekân sıklıkla uğrayacağım bir yer değil, cüzdanım yetersiz kalır, belki bir şeyleri kutlayacaksak  -iyi bir oyunun prömiyeri misal- evet gidilebilir. Mekânın adını, bizzat, telaffuz ederken zorlanılsın diye vermişler sanki. İçeri girerken Zerrin, dilini damağına vurdurup adı seslice söyledi. Ardından sanat tarihindeki öneminden bahsetti. Restoranın içerisi dışarıdan göründüğü gibi değil. Sakin, tek tük insan var. Duvarlarda ise birçok afiş, fotoğraf… Çağrılış sebebimi bilsem daha rahat hissedebileceğim.

Benimle buluşmadan önce konuştukları konuya devam ettiler. Söyledikleri kendi başlarına doğruluğu ifade etse bile karşılıklı konuşma biçimleri oldukça anlamsızdı.  İkisi de başka telden çalıyordu. Araya girip “Yahu neden bahsediyorsunuz?” demem gerekirdi. Demedim. Belki bunun için buradayım. Karşıtlık yaratmamı istiyorlar. Oyuncunun en sevdiği; Biri laf etse de, ağdalı bir cevap versem. Daha öğrenciyken ilk öğrendiğimiz bu, düşer miyim hiç.

Garsona istediklerini söylediler. Haldun kibar ses tonuyla bana da sordu, “Fark etmez,” dedim. Şarap içeceğiz. Para hesabı yapıp rahatladım. Bu geceyi atlatırım.

İkisi arasındaki ilişkiyi çözemedim. Dip dibe gezerlerdi, ama camiada şimdiye kadar dedikodularının çıkmışlığı yok. Haldun şarabından yudumunu çekip kadehin ucuyla beni işaret etti, hayatın nasıl gittiğini sordu.

“Güzel,” dedim, “bilindik hazırlıklar, tekst okuyorum bu ara…”

Tebessüm ettiler. Sezon öncesi verebileceğim en klasik yanıttı. Hiç olmadı sohbeti uzatır. Tam da düşündüğüm gibi Zerrin, “Neler okuyorsun?” diyerek arkamdan yürüdü.

Haldun tok sesiyle benden önce yanıtladı:

“Sulu komedi okumuyordur herhâlde. Değil mi Okancığım?”

Gülüşlerine eşlik etmek durumunda kaldım.        

“Evet, derdi olan metinlerin peşindeyim.” dedim, ama cümlemi beğenmedim. Kesin kovalarlar arkamdan. Hele iki oyuncuyla yemeğe çıkmışsam, erken davranmalıyım. Okulda bunun nasıl yapılacağını öğretmediler işte.

“Çağın gereksinimlerini yakalayamayan tekrara düşer. Metinler güncel olan meselelere değinmeli.”

“Seyircinin umurunda mı bu?” diye sordu Zerrin. Bakışlarında söylediğimden etkilenmiş bir ifade vardı.

“İki saat seyirciyi koltukta tutmak kolay mı sanıyorsun.” Haldun bunu yapabildiğini övünerek söyledi. Ekledi: “Esas güncel olandan kaçmak istiyorlar. Seyirci nasıl hissettiğinin, ne yaşadığının keşfine düşme derdinde değil.”

Zerrin başıyla onayladı. Daha da etkilenmişe benziyordu.

“Yanı başımda cereyan eden olayları görmezden gelmeyi yeğlemiyorum.”  dedim. Ne yürekli bir ifade ama! Yüzüm asıldı. Dışlanan çocuk gibi kalakaldım.

“Sonra da yönettiğim oyunlara seyirci gelmiyor diye söylenirsiniz.”

Zerrin kıkırdadı Haldun’un söylediğine.

“Niceliksel bilgiler eserin tam ölçüsü olamaz. Bir salon dolusu insanın izlediği kötü oyunu, boş salona karşı sahnelenen nitelikli oyuna tercih ederim.”

Elbette bunları söylemedim. Gerek yok. Asıl benim burada ne işim var? Şarap bardağını havaya kaldırdım. Tokuşturduk. Haldun şarabın kalitesinden söz etti. Gülümseyerek onayladım. Neyse ki konu değişiyor.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR