Çağatay Yaşmut'tan Yeni Öyküler: İyi Polisiye, İyi Edebiyattır.
9 Aralık 2019 Edebiyat Öykü Yazıları

Çağatay Yaşmut'tan Yeni Öyküler: İyi Polisiye, İyi Edebiyattır.


Twitter'da Paylaş
0

Sırça köşkümde oturup ‘Katil kim?’ romanları yazmak istemiyorum artık. Biraz daha toplumsal gerçekliği öne almak istiyorum.

Kurmaca bir metinde toplumsal olayların izinden gidersek yazarın sesini duyar mıyız, ne kadar tarafsız kalabilir ya da gizleyebiliriz? Sorular başlangıçta yazarın zihninde mutlaka dönüyordur. Bu yazımda inceleyeceğim metin yukarıda sorduklarımın üstesinden gelmiş gibi görünüyor. Çağatay Yaşmut’un  son kitabı Benim Canım Ailem Oğlak Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Üç uzun öyküden oluşan kitabın ilk öyküsü kitapla aynı ismi taşıyor. Daha önce Kadıköy Cinayetleri romanıyla 2012 yılında “Dünya Kitap Polisiye Roman” ödülünü alan yazarın baş karakteri Galip yine hikâyenin merkezinde.

Yıl 2000. Hikâye ülkemizin en uzak doğusunda Kars’ta başlıyor. Tarihimizin üzerine bir bulut gibi çöken kışın tam aksine Sarıkamış baharından bir esinti duyuyoruz. Şimdilerde çok moda olan Doğu Ekspresi’nin yol aldığı rayları kontrol eden Mümtaz’ın görevi çok önemli. Rayların aksayan kısımlarına çözümler üreten karakter o kadar derinlikli ki bahsinin geçtiği ilk sayfalarda bunu hemen hissediyoruz.

Takvim yaprakları 2015’i gösterdiğinde gece, bir cinayetle ikiye bölünüyor. Başkomiser Galip davanın derinlerine indikçe ülkemizin gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalıyoruz. Bir cinayetin anatomisini incelemeye çalışırken, okur çözüme, anlatıma odaklanıyor. Yaşmut ilk öyküsünde toplumsal birçok yaramızı kaşıyor. Hassas konuların işlenmesi yine aynı hassasiyetle yazılmasını gerektiriyor. Yazar, polisiye unsurlarını göz ardı etmeden her kesimi derinden etkileyen olayları tekrar yaşamamızı, empati kurmamızı sağlıyor. Metin tıkandığında bilinçsizce kaçınılan bir yol değil bu, aksine yazar bunu isteyerek yapmış. Birgün gazetesine verdiği söyleşide bundan bahsetmiş Yaşmut:

“Çevremde olup biten meselelere karşı kendi köşkümde duramıyorum. Bir şeyler anlatmak istiyorum. Madem gerçekçi bir roman yazıyoruz, Galip de ete kemiğe bürünmüş cinayet masası büro şefiyse eğer bunları görmeyerek olmaz. Sırça köşkümde oturup ‘Katil kim?’ romanları yazmak istemiyorum artık. Biraz daha toplumsal gerçekliği öne almak istiyorum. Benim romanlarımın artık toplumsal boyutunun olmasını istiyorum. Bunu da bir suç vurgusuyla anlatmak istiyorum. Ben yalnızca kendi görüşümü anlatmak istemiyorum romanlarımda. Sadece bir tespit yapıyorum. Kendi görüşlerimle okuru yönlendirmek gibi bir niyetim yok. Olan biteni ortaya koyuyorum.”

çağatay yaşmut

Başkomiser Galip nevi şahsına münhasır bir karakter. Yazarın bütün kitaplarından tanıdığımız Galip, İstanbullu. Ancak Galip öyle yedi tepeli şehrin turistlik yerlerinin adamı ya da Beyoğlu’nun en güzel abisi değil. O Kayışdağı’nı, Taksim’i, Moda’yı iyi biliyor. Her karışını ezberlediği mahallelerin, caddelerin havasını, esnafın duygularını, yığınların gündelik yaşamını iyi çözümlemiş. Buradan Yaşmut’un iyi bir gözlemci olduğunu çıkarabiliriz. Ama bu kolaya kaçmak olur. Başkomiser Galip sırtında taşıdığı cinayetlerin yüküyle iyi yoğrulmuş. Oturmuş bir karakter diyebiliriz rahatlıkla. Eğer bir polisiye serisi oluşturmak istiyorsanız ana karakterinizin sesini bulmanız mutlaka gerekir. Başkomiser Galip kendi sesini bulmuş. Kelimelerin birbirini kovaladığı sayfalar boyunca bunu görebilmemiz mümkün.

Galip’e ait bölümler birinci tekil şahıs anlatıcı aracılığıyla anlatılmış. Böylece karakterle hızlıca etkileşim kurabiliyoruz. Onun özgün sesini, davanın içinde ilerlerken ufak bir tebessümle takip ediyoruz. Kaldırım taşının üzerinde bekleyen bir çocuğun yaşayabileceği gerçekleri ise üçüncü tekil şahısla anlatmış Yaşmut. Amerikan polisiyelerinde bu yöntem genellikle dava çözümlemede karşılaşılan tıkanmalarda kullanılır. İlk hikâyede bu yönteme birkaç kere başvurulmuş. Buna bir sorun gözüyle bakabilmemiz için öncelikle metni bu bölümlerden bağımsız okumalıyız. Cinayet çözümlerken eğer bu metinler bize yardımcı oluyor ve davanın seyrini değiştiriyorsa sıkıntı var elbette. Kesinlikle böyle olmak zorunda değil tabii. Yazarın takındığı tutumu incelediğimde metnin yapısını çoklu bir katmana yaymanın getirdiği zorunluluk olarak görüyorum. Kolaya kaçmadan olayları birbiriyle ilişkilendiren bir sarmal gibi iç içe geçirerek metnin dinamiğini güçlendiriyor. Bu bakış açısı, uzun zamandır Türk polisiyesinde daha sıklıkla görmek istediğimiz suçlu psikolojisinden de derinlikli esintiler sunmasında yardımımıza koşuyor. Tam da bu yüzden anlatıcı değişikliği kaçma değil, aksine bilinmeyen sulara tutunma çabası ve hatta çözüm arayışı, Yaşmut’un sonraki roman ve öykülerinde anlatım sorunlarına dair kolaya kaçmayan çözüm arayışları sunuyor, çıtayı her seferinde yükseltiyor. Yaşmut: “İyi polisiye, iyi edebiyattır.”

Yerli polisiyenin has ve üretken yazarlarından Çağatay Yaşmut polisiye öykücülüğün sınırlarını zorlayan son yapıtıyla iki yüz kırk üç sayfadaki tutunma çabasını keyifle izliyoruz.  İskemlesinde oturup karşımıza kurulduktan sonra çayını yudumlayan Galip’e daha yakından bakıyor, gülümsüyoruz. İyi ki varsın Başkomiser Galip.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR