Çağdaş Romanda Bir Amaç Uğruna Yazmak
16 Ağustos 2019 Ne Haber Edebiyat

Çağdaş Romanda Bir Amaç Uğruna Yazmak


Twitter'da Paylaş
0

Yazma eylemi güncel sorunların bilinmeyen yüzlerini ortaya koymakla kalmıyor, henüz bizi etkilememiş olayların nasıl engellenebileceğiyle ilgili tüyolar da veriyor.

Edebiyat yapıcı olduğu kadar yansıtıcıdır ve belli bir güce sahiptir. Tarihçi ve edebiyat eleştirmeni David Masson, British Novelists and Their Styles (İngiliz Yazarlar ve Üslupları, 1859) kitabında çağdaş bir amaçla yazılan romanların gelişimini gözlemliyor: “Günümüz ve eski İngiliz edebiyatının amaç romanı türünde, özellikle 19. yüzyılda büyük bir gelişme yaşandı.” Edebiyat akademisyeni Amanda Claybaugh, The Novel of Purpose (Amaç Romanı: Anglo-Amerikan Dünyasında Edebi ve Sosyal Reform, 2007) kitabında Masson’ın sözünü ettiği 19. yüzyıl romanlarının yalnızca bazılarının sosyal reform hareketleriyle doğrudan ilişkili olduğunu, yine de hepsinin amaçlı olma anlayışını toplumu değiştirme arzusundan aldığını belirtiyor. 

Kurgu belirli bir kültür tarafından kabul görmeyen, korkulan ve nefret edilen kavramları irdeleyebilir. Çatışmaların olduğu zorlu zamanlarda yazılan romanlar o dönemin eşitsizliklerine ve mücadelelerine odaklanır. Bunu yaparken kilit sosyal konular hakkında farkındalık yaratarak insanları empati, anlayış, değişim ve direnişe davet eder. Bu türde romanlara dünyanın her yerinde rastlamak mümkün. Alice Walker’ın 1930’ların Georgia’sındaki eşitsizlik ve ırkçılık hakkında yazdığı Mor Yıllar romanı 1980’lerin başında yayımlandı. Mor Yıllar bir yandan siyahi kadınların yurttaşlık hakları hareketinden önceki koşullarını gösterir, bir yandan da hareketin uyanışındaki çağdaş ırk ve cinsiyet ilişkilerinin eksikliğine dikkat çeker. Dave Eggers’ın otobiyografisi Ne Nedir (2006) içsavaştan kaçan Sudanlı Kayıp Çocuk’un hikâyesini anlatırken mülteci olmanın zorluklarını ve bu zorlukları yenme gücünü gözler önüne seriyor. Türü ikisinden tamamıyla farklı olan, John Marsden’ın Home and Away (Evde ve Uzakta, 2008) adlı romanıysa Avustralya’daki mülteci deneyimini çocuklar için yapılmış dokunaklı illüstrasyonlarla anlatıyor. Romanlar okuru korkunç ama özgün deneyimler yaşamaya davet ederken çağdaş meselelerin kültürel baskısını eleştiriyor. Bu tür kitaplar karanlık zamanları aydınlatır, umut dolu bir dille geçmişte yaşanmış ve şimdi yaşanmakta olan travmatik olayları farklı bir bakış açısıyla irdeler.

George Orwell, Robert C. O’Brien, Margaret Atwood, P.D. James ve Meg Rosoff gibi yazarların distopik eserleriyse, bahsi geçen romanların aksine, kendi çağıyla değil gelecekle boğuşur. Korkutucu sosyal, politik ve çevresel yozlaşmayı öngören romanlar geleceğin tehlikeli ve huzursuz olmasının korkusunu taşır. Bu kurgusal anlatılar çoğu kez dünyanın tehdit altında olduğu durumlarda ortaya çıkar. Kölelik, sanayileşme, nükleer tahrip, AIDS salgını ve dijital reformun etkisi altındaki gelecek tasvirleri günümüz kültürel endişelerini yansıtır. Öte yandan iklim değişikliği hakkındaki romanlar da gittikçe popülerleşiyor. Avustralya’da revaçta olan bu eserlere Margaret Atwood’un Antilop ve Flurya’sını (2003) ve James Bradley’in Clade (2015) romanını örnek gösterebiliriz. 1950’lerde bombaların her an düşebileceği fikri nasıl endişe yarattıysa şimdi de iklim değişikliği korkutan bir gerçek olarak hikâyelere yansıyor. Radyoaktif bir dünyada yaşam tehdidinin aksine iklim değişikliğinin etkileri hissediliyor. Zaman geçtikçe hayatlarımızın nasıl değişeceğini kestiremiyoruz. 

Kurmaca sayesinde başka türlü yanıtlayamadığımız sorulara muhtemel yanıtlar getirebiliriz. Yazma eylemi güncel sorunların bilinmeyen yüzlerini ortaya koymakla kalmıyor, henüz bizi etkilememiş olayların nasıl engellenebileceğiyle ilgili tüyolar da veriyor. Tam da bu sebeple kültürel endişelerin kurguda ele alınması son derece önemli.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR