Çakralar – Geleneksel Çin ve Hint Tıbbına Bugünden Bir Bakış
23 Şubat 2019 İnsan Sağlık

Çakralar – Geleneksel Çin ve Hint Tıbbına Bugünden Bir Bakış


Twitter'da Paylaş
0

Burada üzerinde durduğum şey, geleneksel doğu tıp anlayışlarının modern tıp bakışıyla ilginç olabilecek yönleri.


Chi, hayat aktivitesi ya da hayat enerjisi anlamına geliyor. 
Geleneksel Uzakdoğu tıp anlayışı, –sağlıklı olmak– dediğimiz duruma, Chi'nin dengede olması, Chi akışının düzgün ve engellenmeden sürebilmesi olarak bakıyor. Hastalıklar ise bu akıştaki bir tıkanıklıktan ya da Yin ve Yang adı verilen karşıtlık ve uyum sistemindeki dengesizlikten kaynaklanıyor. 



Üç temel kaynaktan sağlanıyor Chi:
 1. Doğumdan gelen ve bize genetik miras olan konjenital Chi. Bu ana yapımızı, gücümüzü ve canlılığımızı oluşturuyor.
2. Solunumsal Chi. Yenilenebilir ve depolanabilir bir enerji. Burun ve akciğerler aracılığıyla alıyoruz. Kaliteli hava ve kaliteli solunum kilit rolde bu Chi formu için. 
3. Besinler yoluyla alınan Chi. İyi ve kaliteli beslenme bu form için çok önemli.


Chi, yine bu geleneksel anlayışa gore, meridyenler denen (ve modern tıpta bir karşılığı olmayan) enerji yollarından, kanallardan akıyor. Meridyenler üzerindeki akupunktur noktaları adı verilen alanlardan özel iğneler batırma, elektrik akımı ya da laser uygulama gibi yöntemlerle uyarılar verilerek bozuklukların tedavi edildiği düşünülüyor. Tarihte Eski Mısır'da, Hipokrat'ın kayıtlarında, Anadolu tıbbında vücuda iğne batırılarak tedaviler yapıldığına dair birçok bulgu var.

Geleneksel Çin tıbbının kökenleri tam olarak bilinmese de...

Özellikle 1950'lerde Fransa'da ve Almanya'da başlayan ve yaygınlaşan çeşitli batı ekolleri de var ama modern tıbbın bu geleneksel anlayışa ilgisi 1971'de yaşanan bir olayla ivme kazanıyor. ABD başkanı Nixon'un bu tarihte yaptığı Çin ziyareti zamanın iki siyasal kutuplu dünyasında büyük bir ilgiyle takip ediliyor. Heyette bulunan New York Times gazetesinin ünlü muhabiri James Reston'da aniden akut apandisit tablosu gelişiyor ve acilen ameliyat ediliyor. Ameliyat sonrası gelişen ağrılar, Çin Dışişleri Bakanı’nın çevirmenliği eşliğinde, bir akupunktur hekiminin uyguladığı iğnelerle tedavi ediliyor. Reston bu süreci gazetesinde yazıyor ve bütün dünya gazeteleri de bu gelişmeleri yayımlıyor.

Geleneksel Çin tıbbının kökenleri tam olarak bilinmese de, MÖ 1500'lere uzanan Hint mitolojisi ve kutsal metinleriyle çok büyük benzerlikler taşıyor. Türkçede bu metinler için Vedalar ifadesini kullanıyoruz, İngilizcede The Vedas deniyor. Vedalar sözü biraz kafa karışıklığına yol açıyor ki ben de Hindistan'dayken bunu başta yanlış anlamıştım.

Sanskritçede Veda bilim, Ayu hayat anlamına geliyor. Ayurveda'nın tam karşılığı hayat bilimi. Dolayısıyla zamanın koşullarına göre bedeni, zihni ve ruhu anlamaya, açıklamaya yönelik bilgiler içeriyor.
 Ayurvedik tıp ve Yoga, varlığımızı maddesel olanın dışında bir enerji akışı olarak görüyor. Hastalıklar da bu enerji akışındaki bozulmalar olarak değerlendiriliyor. Bu mantık Çin disipliniyle neredeyse aynı biçimde işliyor. 
Enerji akışının yeniden sağlanmasının, hem hastalıkları iyileştirebileceği hem de bizi yeni hastalıklardan uzak tutacağı esas alınıyor.

Sanskritçede Veda bilim, Ayu hayat anlamına geliyor. Ayurveda'nın tam karşılığı hayat bilimi.

Ayurveda'daki temel enerji Prana olarak adlandırılıyor. Prana aynı zamanda nefes anlamına geliyor. Yoga ve Ayurveda'nın nefesi ve postürü bu kadar önemli görmesinin sebebi de bu kadim bilgiler. Hindu ve Budist öğretilerinde, ruhun bedene girişi bebeğin ilk nefesiyle, çıkışı da ölmeden önceki son nefesle gerçekleşiyor. Bulunduğu bedende görevlerini hakkıyla yerine getirmiş olan ruhun (ki bu görevlerden en önemlisi fiziksel bedene iyi bakılması), yeniden reenkarnasyona hazır olduğu düşünülüyor. Reenkarnasyon ve bunlarla ilişkili Karma felsefesine hiç girmeyeceğim, çünkü farklı boyutları olan uzun ve derin konular.

Burada üzerinde durduğum şey, geleneksel doğu tıp anlayışlarının modern tıp bakışıyla ilginç olabilecek yönleri.
 Ayurveda'ya göre enerji, –akupunktur meridyenlerine benzer biçimde– vücuttaki kanallardan akıyor. En önemli kanal Sushumna, kuyruk sokumundan omurga boyunca başa doğru yükseliyor. Diğer iki önemli kanal İda ve Pingala ise bu ana kanalı spiral biçimde çevreleyerek yukarı doğru uzanıyor. Sushumnanın bugünkü bilgilerimizle Merkezi sinir sistemine, diğer ikisinin de Otonom sinir sisteminin sempatik ve parasempatik komponentlerine denk geldiği düşünülüyor. 


Bu hakikaten ilginç, çünkü dolaşımdan sindirime, üremeden boşaltıma nerdeyse her sistemin kendiliğinden kontrolünü sağlayan, ter bezlerinden, deri yüzeyine kadar uzanan otonom sinir sisteminin gerçekten benzer bir yapıda işlediğini biliyoruz bugün. Bu simgesel görünüm tarihteki Mısır, Yunan ve Roma sağlık ve tıp sembollerine de çok benziyor. Günümüzde de bir merkez kanal etrafında spiral görünümlü iki kıvrılan yılan hâlâ tıbbın simgesi kabul ediliyor.

DNA sarmalına olan benzerliğe de dikkatinizi çekerim.
 Prana'nın akışını sürekli kılmaya yarayan döngü kaynaklarına Çakra deniyor. Bunlar da ilginç, çünkü bugünkü anlayışla yedi temel çakranın her birinin konumunun, endokrin glandlarla (hormon salgılayan bezlerle) örtüştüğünü gözlüyoruz. 


Çakra topraktan aldığı enerjiyi yukarı doğru ve her aşamada rafine ederek taşıyor.

Birinci ve ikinci Çakralar erkek ve kadın genital bölgesinde testisler ve overlere (yumurtalık) denk geliyor. Burada salgılanan testesteron ve östrojen gibi hormonlar her iki cinste de farklı oranlarda mevcut. Sadece –üreyip çoğalarak insanlığın varlığını sürdürmesinde değil–, yaşama güdüsü, fiziksel güç ve duygularla da yakından ilgili hormonlar bunlar.


Üçüncü çakra karında ve böbreküstü bezi ile uyumlu. Bu küçük organda metabolik süreçleri, stresle mücadelemizi ve hayatta kalmamızı sağlayan kortizol, kan basıncımızı kontrol eden aldosteron ve yine çok kritik olan adrenalin salgılanıyor.


Dördüncü çakra göğüs bölgesinde ve bağışıklık sistemimizin bir parçası olan timüs beziyle uyumlu.


Beşinci çakra boğazda, metabolik süreçlerde önemli rol oynayan tiroid beziyle, ayrıca kalsiyum metabolizmasını ve taşıyıcı sistemimiz kemiklerin sağlığını kontrol eden paratiroid bezlerle örtüşüyor.


Altıncı ve yedinci çakralar baş bölgesinde. Bunlar epifiz ve hipofiz bezlerine denk geliyor. Pineal bez (epifiz) günlük biyolojik gece-gündüz ritmimiz ve uyku düzenimizi kontrol eden Melatoninin salgılandığı yer. Hipofiz ise diğer hormonal bezlerin çalışmasını ayarlamakla görevli ACTH, TSH, FSH gibi regülatör hormonların yanı sıra büyüme hormonu GH, Prolaktin, Oksitosin, ADH gibi beden fonksiyonları için çok kritik farklı hormonlar salgılıyor.


Tüm eklemlerde, ellerde, ekstremitelerde ve kulaklarda minör Çakralar var. (Bunlar, özellikle kulaklar, akupunkturdaki mikrosistemlere çok benziyor.) 
Çakra topraktan aldığı enerjiyi yukarı doğru ve her aşamada rafine ederek taşıyor ve yaşam için kullanılabilir hale getiriyor. Bunun modern tıpta bir açıklaması yok elbette ama –vücuttaki elektriksel aktivite tam olarak nedir ne değildir, ne yapar neyi bozar–, zaten tam olarak bugün de bilmiyoruz.
 Haydi, hep beraber Çakraları açıyoruz.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR