Can
10 Eylül 2019 Edebiyat

Can


Twitter'da Paylaş
0

“Şair yeterince konuştuğunu bilir..” –Ralph Waldo, Şair

Emily’nin şiirinde, şiir adları yoktur. Bunu niçin yaptığını bir şiir üzerinde kendi kendimize anlamaya çalışalım. Gerçi başka biri de buna yakın şeyler söylemiş ve bizleri uyarmış. “Emily’nin şiirlerini kendi sözlerimizle söylemek tehlikelidir,” der, “fakat bazen de gereklidir ve burada ben bir deneme yapacağım,”deyip şiirlerini anlamaya çalışmıştır. Ne de olsa sonunda ne benim ne de başkası için, ne bir hata ne de bir tür günah olacaktır. Çünkü bu “işler” bazen kimileri için yaşamsal bir uğraş olacaktır, hepsi bu.

Emily Dickinson’ın 108 nolu şiirine bakalım şimdi: 

Bu dört dizeden oluşan bir şiirdir. “Cerrahlar çok dikkatli olmalıdır” diyor, şiirin ilk dizesinde. Evet, cerrahlar dikkatli olmalı; bunu herkes bilir. İkinci dizeyse, “Bıçağı ellerine aldıklarında” diyor. İki dizeyi art arda tekrar okuduğumuzda aslında şiirin bir adı olmadığı için şairin ne demek istediğini, bu şiirin ne olduğunu anlamıyoruz. Ama ilk önce şöyle bir soru soruyoruz kendimize: Acaba şiir çok mu basit? Ama bir şiir okuru olarak şiirin tekniğinden anlamasak da şiir okurunun, şiirin tekniği bilmesine gerek yoktur, aruz kalıplarını bilmeden yüzlerce dize okuyabiliriz mesela. Tekrar ilk iki dizeyi okuduktan sonra üçüncü dizeyi okuyalım şimdi: “Açtıkları küçük kesiklerin altında” Henüz şiir hiçbir şey söylemez bizlere, hem de son bir dize kalmasına rağmen. İnsan şöyle düşünüyor; bu üç dizeyi bırakın her doktorun, her çocuğun bile kurabileceğini söylemek isterdim ama çocukların şiirsel konuştuklarını bildiğim için hemen hemen her yetişkinin kurabileceğini düşünebiliriz. Burada Emily’yi bir şair olarak küçültmüyorum. Aslında o kadar basit dizelerle,  bu şiirin son dizesini okuduktan sonra, ne kadar sarsıcı güçlü ve etkileyici bir şiir kurduğunu, bu etkiyi kurmayı nasıl başardığını göstermek için yapıyorum. Şairin benzersizliğini, şiirinin biricik izini göstermeye çalışıyorum belki de. 

108

“Cerrahlar çok dikkatli olmalıdır

Bıçağı ellerine aldıklarında!

Açtıkları küçük kesiklerin altında

Suçlu kımıldanır - Can!”

Etkisini daha iyi hissetmeniz için burada okumanızı kesmenizi ve beklemenizi isterim, ama isteyenler, şiiri bir kez daha okuyup bekleyebilir.

Şimdi, eğer bu şiirin adı 108 değil de Can olsaydı, sizce bu etkiyi okurun üzerinde bırakabilir miydi acaba? Elbette şiir, müzik gibi sadece bir etkileme sanatı değil ama her şairin, parmak izleri gibi birbirinden farklı olduğuna dair etkileyici bir örnek oldu bu şiir.

Adsız şiirler için, şiirin ilk ve son dizesini okurken, okuma süreci boyunca anlamı kendimiz kuramaya çalışırız (şiir sadece anlam da değildir). Bu kısa şiirler için en iyi yöntem olarak kabul edilebilir. Ama uzun şiirlerde, şiirin adı da şiirin kendi bütünlüğünden sayılacağı için adsız olmaları onları sakatlayacakmış gibi geliyor bana.

Emily Dickinson’ın şiirleri insanı korkunç bir kedere boğuyor. İçimizde oluşan bu kederden kurtulmak adına bir kapı arıyoruz ama yine de içimizi rahatlatacak olan o kapıyı bulamıyoruz. Şiirlerine bir ad vermemesi aslında şiirinin küçücük bir yönü sadece. Okudukça şiirinde tuhaf bir ironi buluyoruz; sıcak bir yaz günü serin bir rüzgârın, zihnin kapılarını hafif hafif çarptığını ve insanı rahatlattığını görüyoruz. Belki de bu ironisi ketumluğundan geliyordur. Kendisini inanılmaz zor ele veriyor! Mesela çok zor da olsa, Cioran’da hatta Schopenhauer’da da içsel coşku bulabiliyoruz. Peki,herhangi bir insanda olan ketumluğu neden bir şairdeki, felsefecideki ketumluğa tercih edelim? Yani her şeye, herkese karşı konuşan ama sadece size karşı ketum kalmaya çalışan, bir insanın kötü bir bencilliğine ne yapalım? Belki de bu ketumluk değil, sadece kaba bir suskunluktur ve bu da sadece size karşı kullanılıyordur. Biri şöyle yazmıştı, “Başkasına edip oluyorlar, sizin düşünceleriniz hakkında kuşkuculuk bakımında da Pyrrhonca bir ketumluk değil, bir suskunluk tavrı takınıyorlar.” İroniye gücümüz yetmez bunlar için, belki karikatürleştirmek gerek. Ama farkındayım, diyalektik, bir anlamda sadece bir konuşma sanatı.

 Bir de Emily Dickinson’ın tüm hayatı boyunca hiç evden hatta hemen hemen hiç odasından çıkmadığı söylenir. Bu bile şiirlerinin okunması için bazı okurları kendisine  çekebilir. Yalnızlığın da ötesinde olan ve insanlarla ne kadar konuşması gerektiğini bu yaşam biçimiyle sınırlayan ve sadece şiir aracılığıyla bizimle konuşan bu şair ne diyor acaba bizlere?

Batman’da

Batman’ın şehirlerarası otogarında bir cinayet işlendi. Peki, varoluşunu insanların güvenliğini sağlamaya borçlu olan maaşlı mesleğin/mesleklerin bunu nasıl engelleyemediğini insan kendine sormadan edebilir mi? Onları, suçu kesinleşinceye kadar suçlamıyor, burada  kasıtlı bir davranışın olduğuna şimdilik inanmak istemiyorum. Videoyu herkes gibi bazı kişisel nedenlerden dolayı izleyemedim ama yorumları okudum. Bu okuduklarımdan hiç birinde dünyada görülebilecek en iyi huşu ifadeleri takınacak bir tek yorumla karşılaşmadım. Sadece bu olay için söylemiyorum ama teknolojinin temel amacı, herkesin kaba güldürücü bir eleştiri yapabilmesini sağlamak mıdır acaba? Ama neyse ki Batman Barosu resmi Twitter hesabı’nda yaptığı açıklamada “Görüntülerden de anlaşılacağı üzere kolluk görevlilerinin ağır ihmallerinin olduğu değerlendirilmektedir. İnsan Hakları Merkezimizin yapacağı detaylı araştırma sonrası, suç duyurusu başta olmak üzere gerekli tüm hukuki başvurularda bulunulacağının bilinmesini isteriz.” diye belirtiyor.Baronun kendi varoluşunu belirten hukuku hatırlatması, şimdilik iç rahatlatıcı. Aslında çoğumuz dehşet anında sağır, dilsiz ve körüzdür, yani bu gibi durumlarda ne yapmamız gerektiğini bilmiyoruz. Meslek seçiminin bu topraklarda da insanlar için ne kadar yaşamsal olduğu, bu cinayetle bir kez daha ortaya çıktı. Çoğumuz, mesleklerini, ihtiyaçlarımızı en iyi şekilde karşılaması için kendimizce zorunlu ama çoğunlukla da bilinçsizce seçtiğimizi biliyoruz, ama keşke hepimiz için ilk ve en önemli koşul para olmasa... Tamam, hayatta kalmak için yeterliamainsan olmakiçin yeterli midir acaba? Tabi burada bunu sadece yanlış meslek seçimine bağlamak oldukça romantik, saf ve belki de budalaca görülecektir.

Ayrıca, nasıl ki parası peşin ödenmiş bir avukatın gözüne savunduğu dava çok daha haklı görünüyorsa ben de öncelikle bu cinayette hukuki başvuruların yapılmasını daha çok öncelik veriyor, daha sonra da dua edelim ki bir daha böyle cinayetlerin işlenmemesini diyorum. Gerçi eğer insan gerçekten dua etmiyorsa, dua ediyormuş gibi yapmasına izin var mı,  bunu bilmiyorum. 

Şu zamana kadar söylememiş olsam da maalesef canilerin, şiirin ve edebiyatın olmadığı toplumlarda her yere yayılmış olduğunu belirtmek isterim. 

Kaynak: Emily Dickinson, Seçme Şiirler, Oğlak Yayıncılık, Dost Körpe, 2011


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR