Canım Okumak İstiyor
5 Ocak 2019 Kültür Sanat

Canım Okumak İstiyor


Twitter'da Paylaş
0

“Duvardaki parlak pirinçten bir kalkanın üstünde şu söz yazılıydı: Buraya giren kişi bir fatihtir, Ejderhayı öldüren kalkanı elde edecektir. Ve Etherald gürzünü kaldırıp ejderhanın kafasına indirdi.”

Bir okur için ne alınacak bir yer ne de herhangi bir şiddete ve türüne başvurmasına gerek yoktur.

Bizi ele geçirmiş olan huzursuzluktan mantığımızla kurtulmayı deneriz, çoğunlukla kitabın da bunda bir araç olarak kullanılabileceğini sanırız. Kitap aslında bu huzursuzluğu hep canlı tutan bir düzenek gibidir. Rahatlatırken daha büyük bir huzursuzluğa yol açıyor. Kitap bir tarafıyla kesen bir bıçak, öteki tarafıyla daha önceki yaşam kesiklerini itinayla dikip ilaçlıyor sanki. Bir kez başlanmışsa, tıpkı yaşam gibi, geri dönüşü yoktur. İnsanı pek bir dirilten umuda benzemez okumanınki. Ama okumak bizi asıl barışmak zorunda olduğumuz kendimizle barışmamızı sağlar mı acaba?

Bazen okumak için tüm çabamızı sarf ediyor olsak da ne cümlelere, ne de sözcüklerin anlamlarına kendimizi veremediğimiz zamanlar oluyor tabii. Buna rağmen yine de okumaya devam etmemiz gerekiyor. Bir zaman sonra, büyük bir ihtimalle bu kişiden kişiye değişen bir zaman algısıdır, yerine tekrar oturmuş ve yağlanmış bir raylı kapı gibi okumamızın da tekrar eski haline geldiğini, döndüğünü görüyoruz. Bu çaba da okumanın kendisine aittir. Eskiden eğitim için alınan yolun kendisi de eğitimin bir parçasıydı. Tabii daha öncesinde okumamız için zihnimizde durmadan dolanıp duran, bizi kendine doğru çeken, evrende her şey ne de olsa birbirini çekiyor itiyor büküyor,  “o” kitabı temin etmemiz ve sonrasında bir odaya kapanmamız gerekiyor. Bir odaya kapanmak mı?

“Ama vaktim yok! Kitap okumak için hiç bir vaktim yok.” Şöyle bir sahne aklıma geliyor, tekrar tekrar gördüğüm bir rüyadır bu ya da kesinlikle çok çok eskiden okuduğum bir romandan bir tür değişim, dönüşüm geçirmiş bir tekrar kurmadır. Okumayı yeni öğrenmiş kadar küçük bir çocuk bir kapıyı tıklatır, kapılar açılmak içindir, buyurun diye bir ses duyulur. Çocuk kapıyı açar. İçerde bir kadın vardır. Önce kadının bakış açısını verelim. Kadın karşısında bu dünyada gözleri sanki sadece görmek için olan bir çocuk görür. Çocuk da karşısında, sırtını kitaplığı dönmüş beyazlar içinde bir kadını karşında bulur. Kadının elinde bir kitap ve kadın kitabın sonlarındadır; çünkü sola yatırılmış sayfalar sağda kalanlardan daha azdır. Bir soru sorar çocuğa, bizler de bu sahneyi kuş bakışı görüyoruzdur. Kitap okumayı sever misin diye soruyor, evet severim, diyor çocuk ve devam ediyor, ama vaktim yok. Çocuk geri geri çıkmaya çalışırken kadın, sevseydin vaktin olurdu, diyor. Hepimizin böyle önemseyen okumanın değerli ve anlamlı olduğunu hissettiren ve bu arzuyu destekleyen rüyalara ya da gerçeklere ihtiyacı vardır, kabul ediyorum bunu. Neden okuduğumuzun görülmesini istiyoruz. Okuduğumuzu kim görüyor? Kendimiz, eğer kendimizle barışırsak kendimizin bunu görmesinden daha büyüleyici bir şey olmaz. Bir ağacının yaşamı arayan kökleri gibi, okumanın içimizde yayılışını hissedebiliriz belki de. Böylece sanki mevlit veren bir adamın, yer sofrasına geçildiği sırada bizi ötekilerle tanıştırırken, orada mevlitte olmaktan başka bir özelliği olmayan isimlerin arasında, aynı ses tonuyla ismimizin söylenmesinden dolayı duyduğumuz rahatsızlığı az da olsa üzerimizden atmamıza yardımcı olur bu.  Mevlide gideriz ve bu, bu yaşamın gereğidir, ama baş köşede oturup oturmamak hele şimdi için hiç mi hiç umurumuzda olmazdı. Hem yemeğin verdiği doygunluk çabuk geçer, okumaksa belki bir ömür. Eh, bu kadarı da yetmez mi?

Bir sabah Sancho, Don Quijote’ye iple bağlıydı. Akşamdan bağırsakları yumuşatan bir şeyler yemişti yine. Bir an önce bu bağı kesmek zorundaydı çünkü doğal olarak başkasının kendisi için yapamayacağı şeyi yakmak istemekteydi canı. Okuma da başkasının yerine yapamayacağımız bir ihtiyaç mıdır acaba? Okumanın gerçekleşmesi, canımızın okumayı çekmesi için de bir tür huzursuzluk gerekli gibidir ama.

Fotoğraf: Darwin Vegher


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR