Çelişkinin Kahkahası
23 Aralık 2018 Öykü

Çelişkinin Kahkahası


Twitter'da Paylaş
0

İşim giderek zorlaşıyor. Aslında bunu bekliyordum. Demek unutulmamışım. Biri bana sürekli olarak, her şeyi yanlış anladığımı söylüyor. Bütün dünyayı kendi gerçeklerime göre yontuyormuşum. Bunda haklı olmadığını söyleyemem fakat dayanmak için bir şeyleri eğip bükmem gerekiyor. Bu dilim olmamalı. O nedenle, ben de geri kalan her şeyi talan ediyorum ne var ki bunda? Uzatmanın gereği yok. Göründüğü gibi işim zorlaşıyor. Artık eşya sertleşiyor, tavırlar sertleşiyor, gökyüzüne bakmaya korkuyorum. Ya aynı şeyleri görürsem? Bunun hesabını kim verecek? Söylemeyi unuttum; ağlamak da zorlaşıyor. Bomboş bir duvar gördüğümde yolumu değiştiriyorum. Halbuki duvarlarda yazılı şeyler var, bunu biliyorum. Yüzleri maskeli, elleri simsiyah insanlar geziniyor etrafta. Yürümek de elbette zorlaşıyor. Önceleri ben yürüyorum diye sokaktaki kediler çoğalırdı. Kediler koklamıyorlar. Ya da en azından koklasalar bile, bunu hissettirmiyorlar. İncelik işte. Köpekler gibi değiller. Bunu belirtmem gerekiyordu üzgünüm. İnsanlar da şüpheleriyle kokluyorlar. Hem de çoğu zaman o şüpheler bir köpeğin bacaklarımın etrafında gezindiği gibi etrafımda geziniyor. Kafalarının içini görünmez zannediyorlar. Ben de öyle zannediyorum. Benim kafamın içini kimse göremez. İşlerine hangisi gelirse… Bu konuda biraz öfkeliyim sanırım. Ne kadar acı. ‘Ben nereden bileyim?’ ile ‘Ben bilmiyor muyum?’ sorularının insana bu denli karanlık yapması, mutluluğunun, hevesinin üstünü örtmesi reva mı yani? Ben bu arada bu soruları, kime soruyorum?

(Gülüşmeler)

Kalkıp giderseniz sizi anlarım. Bu cümle benim için önemli. Şimdi bir füg hayal edip bu cümleyi o füge ait bir soru döngüsü olarak aklımda tekrar edeceğim. Bu bana cevabı düşünmem için zaman kazandıracak. Böyle şeylere önem veriyorum. Sözcükleri alt alta ve üst üste sıralayacağım. Cevabı kendi kendime de bulabilirim. Yine de, bana bunun anlamsız olduğunu söyleyecekler. Peki, kim onlar? Kendi kültürü tarafından törpülenmiş, zehirlenmiş zihinler, kavramların önünde eğilen ve neredeyse onlara tapan, etrafında gezinilmesine dahi tahammül edilemeyen mükemmel hanımefendi ve beyefendiler, lafa gelince hakikatin peşinde birer serazat kesilen fakat hayatın içinde pek mukayyet, iklim değişikliğine pek müsait olanlar işte onlar. Benim ağzımdan bu kadarı düşüyor. Burada bir şeyi belirtmem gerekiyor. Dağları yerinden sökecek güce sahip olanlar yalnız şairlerdir. Gördünüz mü? Şair dendiğinde kimse itiraz edemez. Onlar, bizim yücelttiklerimize, kutsallarımıza “Eeeh! Sıkıldım bunlardan!” dediklerinde bu gerçektir. Doğru olup olmadığı önemli değil. Uzun zamandır süren tartışmaları kimse okumuyor artık. Herkes, “Merhaba, ben bay doğru” veya “Benim doğrularımı eleştiremezsiniz beyefendi” diye geziyor ortalıkta. Yeri gelmişken, ortalıkta gezinmek de epey zorlaştı. Ben çıkmıyorum zaten. Duvarların arasından duvarların içine nasıl geçebilirim diye düşünüyorum çoğu zaman. Her neyse, zaten şairler giderek azalıyor ve elbette şiir de giderek zorlaşıyor. Işıkları kapatıp uyumak diye bir şey kalmadı. Işıklar hep açık kalmak zorunda. Dünya, kendi karanlığını çok özledi. Sokakların aydınlığı zihinleri kararttı sanırım. Ben şair değilim. Böyle genellemeler yapamam. Olsa olsa ıslık çalarım, sonra o ıslığı da tutar kendime yontarım.

(Homurtular)

Beni bağışlayın, işim çok zor! Korkuyorum. Bu korkudan bahsediliyordu ama onu yaşamak farklı. Bu korku beni sürekli olarak çenemden ve omuzlarımdan tutup sarsıyor ve ben, şey… biraz büyütüyorum sanırım. Evimde pek eşya yok aslında. Hem evim güneş de alıyor. Durun! Cevap vereceğim. Aklımdaki cümlecik dönüyor. Soruları doğru sormanın çok zor olduğunu düşünüyorum. Bazen bir ömür doğru düzgün hiçbir şey soramıyoruz. Kışın palto giyiyoruz, eldivenlerimizi ve atkımızı takıyoruz. Soğuk bize ilişmemeli çünkü. Hem işimize gitmeye de devam etmeliyiz, küçük, minik sorunlarımızı çözmemiz gerek. Biri durup dururken bağıra çağıra, dans ederek etrafta gezinmeye başlarsa ne olur peki? Bekliyorum. Evet, bir yığın entelektüel, sevdikleri cümleleri defterlerine kayıt ederlerken bir yandan da ertesi günü düşünüyorlar. Halbuki dünya üzerinde hayat sahibi bir kişi, görünen hiç bir sebep yokken anlamsız sesler çıkarıp dans ediyor. Bu konuda ne yapacaksınız sevgili aydınlar? Önce uyumaları gerek. Şimdi ben mi büküyorum her şeyi! Hayır, önce onlar uyuyacaklar. Ertesi gün toplanıp okudukları kitaplardan konuşurlarken (eğer akıllarına gelirse) lafını eder geçerler. Ama o hâlâ dans ediyor ve hâlâ bağırıyor. Ne bitik insanlarız biz. Şimdi cevap veriyorum o zaman, bizi bu çukura kim hapsettiyse, mide bulantılarımızın, karın ağrılarımızın, anlamsız bağırışlarımızın, eski ayakkabılarımızın mesulü odur. Kimsenin umurunda değil.

(Cılız-Alkışlar)

İşim giderek zorlaşıyor. Aslında bunu bekliyordum. Demek unutulmamışım. Biri bana sürekli olarak…


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR