Cereme
8 Haziran 2019 Öykü

Cereme


Twitter'da Paylaş
1

Güz gelmiş, rüzgâr, sesli iri damlalarıyla camları dövmeye hazırlanan kara bulutları topluyordu. Süs havuzlu bahçeden eve çıkan taş merdivenleri kucağında çocuğuyla tırmanan genç kadın tedirgindi. Bu kocaman, sessiz odalarla dolu büyük evde bir ölüm saatinin korkulu bekleyişi vardı. Kireç gibi beyaz yüzle kapıyı açan yaşlı kadının ardında ilerlerken içindeki ağlama isteğinin burnunun ucuna yerleştiğini duydu. Kucağındaki kızına daha bir sıkı sarıldı. Yaşlı kadınla girdikleri oda bungundu, âdeta dışarıdaki havayla yarışıyordu. Odanın ortasında kurulu tahta başlıklı karyolaya yaklaştılar. Yatağın yanında bir komodin, ayak ucunda iki tahta iskemle. Genç kadın odaya göz gezdirirken, ölüm kuşunun usulca yüreğine dokunduğunu hissetti. Ürperdi. Tahta iskemleye oturabilirdi fakat, burada ayakta durması daha uygundu. Eğildi, küçük kızı yere bıraktı. Kız karyola kenarına tutundu, kalktı, tek elinden kuvvet aldı, diğer elini yorganın altında kedi yavrusu gibi kıpırdayan büyük babanın uzun kaşlarına, kırlaşmış gür sakalına doğru yakalayabilecekmiş gibi uzattı. Ulaşamadı.

Derisinin canlılığı, gözlerinin parlaklığı yitmiş ihtiyar yastığa gömülü yorgun başını küçüğe çevirdi yüzünden adeta taze bir bahar rüzgârı esintisi geçti. Kız, dünya dursa da değişmeyecek bir gerçeği tatlı mırıltılarıyla, odanın sessizliğine heceliyordu. "De - de, de - de.." Etrafını ürkek küçük kuş adımlarıyla sıraladığı yatağın köşesine geldi, eli, kolu yetişebilirmiş gibi komodine uzandı. Yine ulaşamadı. Büyüklerin dünyasında ulaşılamayan kim bilir daha ne çok şey vardı. Genç kadın eğildi, kıpırtısız duramayacağını bildiği küçük kızı tekrar kucağına aldı. Ayaktaki sessiz bekleyişi devam ediyordu. Aslında şimdi bir çift laf söylemenin tam zamanıydı. Nikâhlarının kıyıldığı günü hatırladı...

O en mutlu oldukları günü mateme döndüren akşamı nasıl unuturdu. Kocasının tüm davet ve ısrarlarına rağmen bu mutlu gününde yanında olmadıkları gibi o akşam oğullarının giysi, eşya ve geçmişine ait bütün fotoğraflarını makasla lime lime kesip, bir siyah poşet içinde 'bizim için artık yoksun' yazılı pusulayla evlerine gönderenler kimdi. Daha neler vardı da bunların sırası değildi. Yutkundu. Gözleri yerdeki el dokuması halının sarı çiçekli yeşil dalları arasında, "Geçmiş olsun!" dedi. Çok değil, daha bu sabah üstelik yaşanan onca şeyden sonra yaşlı kadın ilk kez evinin kapısını çalmış, genç kadın onu karşısında görüverince şaşırmış, içeri buyur etmiş, saygıyla elini öpüp başına koymuştu.

Yaşlı kadın eve girer girmez gördüğü sedirin kenarına ilişmiş, bir bardak su istemiş az soluklanınca da, "Kızım," demişti. Evet, tastamam "kızım" demişti, onu kendi kızı yerine koymuş olsa gerek ki, devam etmişti: "Gelinimin adı ha Ayşe olmuş, ha Fatma... Kızgınlığımız sana değil... Çok kırıldık ona. Hani, yukarı mahalleden bir kızla konuşuyormuşsun doğru mu dediğimizde deseydi ki, 'hı hı evet, niyetim ciddi', böyle mi olurdu. E tabi hemen sonra can dostumuzun kızını istedik, aramızda söz kestik, bohçalar gitti, bohçalar geldi... nişan takacağımızın akşamı da o seninle. Kalakaldık ortada. Ağırımıza gitti. Aman neyse bunun ceremesini iki yıldır siz de çektiniz biz de... Şunun şurası üç günlük dünya... Bak babası ağır hasta. Gelsin isterim fakat gelmez bilirim... ama bari dedesi dünya gözüyle bir kez de olsa torununu görse." 

Küçük kız kucağında kıpırdanınca genç kadın gözlerini yerdeki halıdan tam karşısındaki pencereye çevirdi. Kolalı keten perdenin ardında aniden görülen kuvvetli ışık bir anlık da olsa loş odayı aydınlattı, gürültüyle çakan şimşek havanın elektriğini dağıttı. Az sonra cama iri damlalarıyla vuran yağmur odanın sessizliğini bozacak, genç kadının yüreği rahatlayacak bunları kocasına nasıl anlatacağını düşünmeden, yaşlı kadının yanındaki iskemleye oturup eve dönüşünü yağmurun dinmesine dek erteleyecekti.


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Aycan Yildiz
Çok güzel bir öykü...
1:50 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR