Çocuklara Sesli Öyküleri Nasıl Okumalıyız?
22 Haziran 2017 Hayat Eğitim İnsan

Çocuklara Sesli Öyküleri Nasıl Okumalıyız?


Twitter'da Paylaş
0

Bir öyküyü birisine okumayı tek taraflı bir aktarım değil, okuyan ve dinleyen arasındaki bir işbirliği olarak görmek gerekiyor.
Çocuklara bir öyküyü yüksek sesle okurken yapılan en sık hatalardan biri, onlara bebek muamelesi yapmaktır. Seksen bir yaşındaki aktör Jim Dale, Peter Pan, Seksen Günde Devri Alem ve Harry Potter serisi gibi birçok çocuk kitabının Grammy ödüllü sesli kitap anlatıcısı. Dale’in bu konuda yaptığı ilk öneri şu: “Çocuğunuzla karşınızdaki arkadaşınızmış gibi konuşun.” Yani, eğer bir metin mecazlı ya da eski bir sözcük içeriyorsa, dinleyicilerinizin o sözcüğü anlamasına izin vermemiz ve onları teşvik etmemiz gerekiyor. Bu süreçte sorular sormalarına da izin vermemiz lazım. Dale şöyle devam ediyor, “Aslında beş dakikada okunabilecek bir hikâye bir saate kadar uzayabilir. Bu kötü değil, aksine faydalıdır.” Araştırmacılar öykü dinleyen çocukların yaptıkları yorumlarla ya da sordukları sorularla sık sık araya girmelerini “acelesi olmayan sohbet” olarak adlandırıyor. Yapılan çalışmalar bu sohbetlerin çocukların dilsel gelişimlerine katkıda bulunduğunu gösteriyor. Yani aslında bir öyküyü birisine okumayı tek taraflı bir aktarım değil, okuyan ve dinleyen arasındaki bir işbirliği olarak görmek gerekiyor. [caption id="attachment_31136" align="aligncenter" width="800"] Jim Dale: “Bir anlatıcının sahip olduğu en değerli şey kendi sesi.”[/caption] Bir diyaloğa tanık olduğunuzda siz de sesler çıkararak ona dahil olun. Bu maalesef günlük hayatta çok sık yaptığımız bir şey değil. “Bir çocuk anne ve babasının aptalca ya da garip sesler çıkardığını ne sıklıkla duyar” diye soruyor Dale. Kendisi de Harry Potter ve Ölüm Yadigarları kitabını sesli okurken tam 146 farklı karakter yaratıyor ve bu farklılıkları sadece çıkardığı seslerle oluşturuyor. “Kayıt stüdyosundan çıkıp eve geldiğim bazı gecelerde asıl Jim Dale’in sesi nasıldı onu bile hatırlamıyorum” diyor. Karakterlerin konuşma tarzlarını şekillendirirken onların fiziksel özelliklerini göz önünde bulunduruyor. Bunun aksine resimli kitaplar, içindeki çizimlerle bu bilgileri bize veriyor. Nörolojik görüntüleme üstüne yapılan araştırmalar, hikâyede geçen diyalogların beyindeki temporoparyetal birleşim yeri diye bilinen bir bölümü harekete geçiriyor ve bu bölüm zihin kuramını ya da etrafımızdakilere zihinsel ya da duygusal durumlar yükleme kabiliyetimizi içeriyor. Yine de bu olayı çok abartmamak lazım. Dale’e göre, “bir anlatıcının sahip olduğu en değerli şey kendi sesi.” Sesimize iyi davranmalıyız. Bağırarak ya da çığlık atarak ona zarar vermek yerine bir enstrüman gibi bakım yapmalıyız. Dale de bir hikâyenin kaydını yaparken arada dinlenmek, ağzımızı rahatlatmak gerektiğini düşünüyor, çünkü “her kelime anlaşılır ve net olmalı.” Elbette hangi kitabın okunacağına karar vermek de önemli. Örneği Dale bir işi kabul ederken öncelik bunun çocuklarına ya da torunlarına okumaya değer bir kitap olup olmadığını düşünüyor. Ailesine anlatmak için ise Bir Noel Şarkısı gibi klasik kitapları tercih ettiğini söylüyor. Ona göre en zoru dinleyicinin yaşına uygun kitapları seçebilmek. Ve tabii ki ikinci, üçüncü, hatta dördüncü okumalarda da aynı zevki alabilmek.

(NYT)

 

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR