Cortázar dünyasının ilk durağı

Cortázar dünyasının ilk durağı


Twitter'da Paylaş
0

Arjantin’in yetiştirdiği en büyük yazarlardan Julio Cortázar’ın üç ciltlik öykülerinin ilk cildi elimizde şimdi: Ötekinin Rüyası. 'Cortázar yolculuğu’nun temel metinlerinden biri...
Mehmet Said Aydın
Geçtiğimiz yüzyılın sonlarında, 1900’lerin başında Brüksel’de doğuyor Julio Cortázar. Arjantin’in yetiştirdiği en büyük yazarlardan biri olarak kabul edildi. Önümüzdeki yıllar boyunca da muhtemelen bu unvanı koruyacak. Arjantin’de yaşadığı, öğretmenlik ve çevirmenlik yaptığı zamanların ardından Peron hükümetine duyduğu tepkiyle Paris’e yerleşti, 1981’de de Fransız uyruğuna geçti. Ülkesinde hapse atılmıştı ama Arjantin yurttaşlığından ayrılmadı. 1963’te büyük bir edebiyat ‘olayı’ yayımlandı Cortázar imzasıyla: Seksek. Edgar Allan Poe’nun İspanyolca tercümanı olarak da büyük bir hizmet yaptı. Şiir, öykü, roman, deneme yazdı. Ömrünün son yıllarında kendini ‘insan hakları davası’na adadı, 1984’te Paris’te öldü. Buraya kadar olanı, resmi biyografisi yazarımızın. İşin Türkçedeki serencamı da var. Antonioni’nin 1966 yapımı Blow Up’ı, Cortázar’ın bir öyküsünden uyarlanıyor. 1967’de de Cannes Film Festivali’nde ‘en iyi film’ seçiliyor. Film, dünyayla birlikte Türkiye’de birkaç sene sonra yankı buluyor. Hem entelektüel çevrelerin fısıltı gazetesiyle yayılıyor, hem de üstüne birkaç yazı yazılıyor. Türkçede Nihal Yeğinobalı tercümesiyle Büyüdükçe ismiyle yayımlanıyor. Yayıncısı Alan Yayıncılık. Tarihi 1985. Kapakta yer alan ‘1967 Cannes Film Festivali En İyi Film Ödülü’ tabiri uzunca bir süre kafa karışıklığına neden oluyorsa da bir süre sonra öyküden uyarlandığı ve yönetmeninin Antonioni olduğu anlaşılıyor. Cortázar, Türkiye’de önce dar bir çevrede, sonra da görece olarak geniş entelektüel çevrede tanınan, çevirileri beklenen bir yazar haline geliyor. Büyüdükçe sonradan Cinayeti Gördüm’e dönüşüyor, çünkü Blow Up filmi Türkçeye Cinayeti Gördüm adıyla çevriliyor. Yeni gerçekçiliğin öncü ve kült filmlerinden biri olarak, hâlâ hakkında görüş üretilen, Türkçe de dahil, tezler yazılan bir film Blow Up. Yeni başlayanlara mükemmel bir giriş Elimizde Cortázar’ın üç ciltlik öykülerinin ilk cildi var şimdi: Ötekinin Rüyası. Can Yayınları tarafından yayımlandı, Süleyman Doğru tarafından tercüme edildi. 600 küsur sayfalık bu ilk cildin tanıtımında, “Arjantinli yazarın zengin ve fantastik öykü dünyasının ilk durağı” denilmiş. Tanıtımdan aktarmaya devam edelim: Yazarın 1937’den 1959’a kadar yazdıklarını içeriyor. Cortázar’ın kendi adıyla çıkan ilk eseri Hayvan Hikâyeleri’ni de (1951), Oyunun Sonu’nu da (1956), Gizli Silahlar’ı da (1959) içeriyor kitap. Yani aslında dört kitaplık bir ilk cilt bu. Yeni başlayanlara mükemmel bir giriş niteliğinde olduğu söylenmiş bu ilk cildin. Doğrudur, kronolojik olarak gitmemiz gereken kitaplar burada, bir arada. 2010 Nobel ödülüne değer görülen Perulu yazar Mario Vargas Llosa da Türkçe okurunun hürmet ettiği isimlerden. Can Yayınları’nın bu üçlemenin ilk cildine yaptığı büyük bir güzellik var girişte: Llosa’nın “Deia’daki Trompet” başlığıyla yazdığı önsözü. Keşke daha uzun olsaydı, dedirten önsöz, Cortázar’ın bir süre beraber yaşadığı ve Llosa’nın, girişte metnini bu ilişki üzerine kurduğu Aurora Bernandez’e ithaf edilmiş. Llosa, büyük bir içtenlikle ama öte yandan çok gerçek bir mesafeyle arkadaşı Cortázar’a ve büyük yazar Cortázar’a bakıyor önsözde. Önsöz, Cortázar’ın ölüm haberini almasıyla başlıyor Llosa’nın; yayımlandığı tarihe bakılırsa Cortázar’ın ölümünden sekiz yıl sonra okuyucunun karşısına çıkmış. Daha baştan, Aurora’yı çok sevdiğini anlıyoruz. Ama sadece onu anlamakla kalmıyoruz: “[S]on aylarında Aurora’nın yanında olduğunu ve onun sayesinde, son yıllarda ondan o kadar çok istifade etmiş olan devrimci kargaların bildik saçmalıklarına mahal vermeden, sade bir cenaze töreniyle gömüldüğünü öğrenmek beni mutlu etti.” Llosa önsözün sonuna doğru, Cortázar’ın edebiyatını ikiye ayırdığını söyleyecek. Cortázar’a dair genel bir tasnif bu: İlki, daha “deneysel” (deneysel kelimesini Llosa da sakınarak ve italik söylüyor), daha imge yoğun, daha serbest dönemi; ikincisi ise Paris 1968 Mayıs’ı etkisiyle daha devrimci, belki daha gerçekçi, hatta kendi el yazısıyla yazdıklarını kitlelere dağıttığı bir dönem. Aurora Bernandez ile Julio Cortázar beraberken, Llosa onlarla bir Yunanistan gezisinde, tercüme sebebiyle tanışır. Ve içinden şunları geçirir: “Her zaman böyle olamazlar. Tuhaf anekdotlar, ışıltılı alıntılar ve ağır entelektüel havayı rahatlatmak için en uygun anda patlatılan esprilerle dinleyenlerin gözlerini kamaştırmak için bu konuşmaları evde çalışıyor olmalılar.” Müthiş bir ilişki tarifi. Ama bu ilişki, Cortázar’ın ‘ikinci dönemi’nde bozulur, ayrılırlar. Llosa ile ahbaplıkları sürmeye devam eder. Aurora için de şunlar kaydeder Llosa ve yazının başlığını anlarız: “Şimdi saçları griye dönmüş ama bunun dışında her şeyiyle aynı kişi: Eskiden olduğu gibi zekâ ve çarpıcı bir canlılık dolu o kocaman mavi gözleriyle ufak tefek, narin bir kadın. Mayorka Adası’ndaki Deia kayalıklarını beni daima nefes nefese geride bırakan bir çeviklikle inip çıkıyor. O Cortázarvari erdem, yani bir Dorian Gray olmak, onda da, kendine özgü biçimde tezahür ediyor.” Cortázar’ın ‘oyun’u Cortázar’ın edebiyatında hep bir ‘oyun’ olduğu söylenir. Yazarın oyunu, anlatıcının oyunu ve oyunculuğu, nihayetinde okurun davet edildiği muhtelif oyunlar. Seksek’in ilk yayımlandığı günlerdeki deprem etkisi, aslında çevrildiği bütün dillerde devam eder. Seksek’in 62’nci bölümünü genişleterek yazdığını söylediği 62 Maket Seti’ de benzer bir etki yapar. Türkçede de birden fazla nitelikli çevirisi bulunan 62 Maket Seti’ni, içinden çıktığını yazarının söylediği Seksek’e tercih edenler de var. Cortázar’ın öykülerinde, evvelden tespit edilmiş bir ‘gündelik olağanüstü’ bulunur; deliler, oyunlar, olağanüstülükler, gerçekdışılıklar. Ama hepsi bir ikna kabiliyetine sahip. Şaşmaz bir ikna kabiliyeti. Devasa bir yeteneğe hayran kalmak daima. Llosa, Cortázar’ın ikinci dönemi için daha az kişisel ve daha az yaratıcı teşhisini koyuyor. Bizim Türkçede bunu etraflıca tespit etme imkânımız yok belki, ama Llosa’nın şu dediğine sevinebiliriz: “En azından onunla her karşılaştığımızda bana gayet genç, coşkulu, derli toplu göründü.” Ötekinin Rüyası en jenerik ve en hakiki ifadesiyle, ‘Cortázar yolculuğu’nun temel metinlerinden biri olmaya aday.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR