David Bowie'nin William Burroughs’dan Aldığı İlham
13 Haziran 2019 Edebiyat Müzik İnsan

David Bowie'nin William Burroughs’dan Aldığı İlham


Twitter'da Paylaş
0

“Yeniden geliştirilmiş ve biriktirilmiş şifreler ile imgelerden oluşan bir dil yaratan Bill Burroughs’a her daim çekilmişimdir.” – David Bowie

David Bowie ya da gerçek ismiyle David Robert Jones 1947 yılının Ocak ayında İngiltere’de dünyaya geldi. Kendini bildi bileli sanatçı olmak istiyordu. Çocukluğu favori müzisyeni Elvis Presley ve blues sanatçısı Little Richard gibi isimleri dinleyerek geçti. Erkek okulu Bromley Teknik Lisesi'nde tasarım okudu ve Burroughs gibi reklam yöneticisi olarak çalışmaya başladı. 1985’te tren rayına uzanarak intihar eden, akıl hastalığından mustarip üvey abisi Terry Burns Bowie’nin yaratıcılığının gelişmesinde önemli rol oynadı. Onu jazz ve edebiyata yönlendiren, Beat Kuşağı ile tanıştıran abisiydi.

Bowie zihinsel hastalığın çılgınlığına maruz kalan üvey kardeşinin mücadelelerini "After All", "The Man Who Sold the World", "The Bewlay Brothers" ve "All the Madmen" şarkılarında ele aldı. Bahsi geçen şarkıların sonuncusunda “soğuk ve gri konakları” ve “halkın organik zihinlerini mahzende sakladığı” dönemi anlattı. 1972 tarihli Aladdin Sane albümünün isminde sözcük oyunu yaptı: “a lad insane” yani “deli bir delikanlı.” Bowie abisine adadığı Black Tie White Noise (1993) albümünden "Jump They Say" şarkısı 1980’lerde durgunlaşan kariyerinde başarı elde etmesine neden oldu. Burroughs’un “İçindeki Çirkin Ruh’dan arınmak için yazarak” ömrünü harcaması gibi Bowie de müziğini ve imajını benliğiyle uzlaşmak, olduğu kişiyi yıkarak farklı kişilikler yaratmak için kullandı.

16 Eylül 1965’te David Jones, “İsmimi değiştirmeyi çok istedim. Buna yönelik birkaç girişimde bulundum. Kendim için ilk seçtiğim ismi yaklaşık üç hafta kullandım,” diyordu. Ancak Bowie’nin seçtiği isim Tom Jones başka biri tarafından kullanılıyordu. Sonunda Amerikan bıçak imalatçısından “Bowie” adını aldı. 1974’te tanıştıklarında Burroughs u durumu eğlenceli buldu. “Vahşi Oğlanlar eserinde kullanılan bıçağın adı Bowie’dir, hem de 45 santimlik bir Bowie. Bunu biliyor muydunuz?” diye sorduğunda Bowie yanıtladı: “Hiçbir şeyi yarım bırakmayan bir yapınız var, öyle değil mi?” Bowie daha sonraları lakabına bir Burroughs kavramı olan, “ifade ve illüzyon yığıntısının yanılsama aracı” olarak hitap etti. Her ikisinin de maske üzerine maske takan karakterleri vardı.

Temmuz 1969’da Bowie uluslararası başarıya ulaşan şarkısı "Space Oddity"yi çıkardı. Şarkı akıldan silinmeyen karakter, gemisindeki aksilikten dolayı uzay boşluğunda süzülmekte olan Binbaşı Tom’u konu aldı. Binbaşı Tom on yıl sonra "Ashes to Ashes" şarkısında “cennetin tepesine asılı” bir esrarkeş olarak karşımıza çıktı. Ayrıca Bowie’nin 2016 yılında çıkardığı veda albümü Blackstar’da yer alan Lazarus’un klibinde de boy gösterir. Bowie’nin uzaya olan düşkünlüğü kariyeri boyunca devam etti. Bu durum Burroughs’un uzaylılar ve insan evrimindeki son aşama olan zaman ile mekânda yolculuğa duyduğu ilgiyi yansıtır. Burroughs metinlerinde sık sık “Uzay çağında yaşıyoruz!” tarzında yorumlarda bulunuyordu.

"Space Oddity" Bowie’nin ününe ün katmasına rağmen 1969’da Neil Armstrong’un Ay’a ayak basması popülerliğini yitirince kariyeri yine durgunluk sürecine girdi. Benliği birçok yaratım sürecinden geçti. The Man Who Sold the World (1971) albümü için kabadayı rockçı imajı yarattı, Hunky Dory için hippi kılığına büründü. Ancak asıl Ziggy Stardust ve the Spiders from Mars (1972) albümleri en merak uyandıran Bowie’yi gözler önüne serdi: Uzaylı mesih. Beatles’dan beri görülmeyen ilgiyi İngiliz gençler Bowie’ye gösteriyordu. İlgi çekmeye bayılan Bowie'ye bile hayranlarının ona ibadet etmeye başlaması gibi durumlar fazla gelmeye başlamıştı. Burroughs’un bilgeliği bu parıltılı hapishaneden kurtulmasına ve değişimin süslü yüzü olmaktan kurtulmasına yardımcı oldu.

Diamond Dogs’da (1974) aslen George Orwell’ın 1984 eserinin müzikal tiyatro yorumu için bestelediği müziklerden kesitler kullandı. Burroughs’un Vahşi Oğlanlar eserinden seçtiği temaları proje için yazdığı şarkıları kesip biçerek onlarla birleştirdi. Burroughs’un dediği üzere “Spontaneliğe boyun eğdiremezsin. Ancak bir çift makasla normalde kendiliğinden oluşan etkeni ortaya çıkarabilirsin.” Bowie çalışmalarında şans faktörünü önemserdi ve bu nedenle son iki albümünde parçalardan kesitler kullanmaya devam etti.

Cut-up (kes-yapıştır) tekniğinin kökeni 20. yüzyılın başında ortaya çıkan Dadaizm akımına dayanıyor. Avangard şair Tristan Tzara 1920’lerde yapılan sürrealist toplantısında herkesin bir şapkadan üzerinde kelimeler yazan kağıtlar çekip o kelimelerden şiir yazmasını önerdi. Bu Burroughs ve Gysin’in yaşadığı zamanda onlar tarafından çığır açıcı bir olay olarak kabul ediliyordu. Bowie de bu tekniği müziğine uyguladı. Bilgisayar programcısı Sommerville’in yazılımını yaptığı Bowie’nin kes-yapıştır uygulaması 1995’de çıkan Outside ve son albümü Blackstar’da kullanıldı.

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(Lithub)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR