Delilik Öyküleri Öykü Dizisi
22 Temmuz 2019 Öykü

Delilik Öyküleri Öykü Dizisi


Twitter'da Paylaş
0

İkinci Kısım: Duyanlar Duymayanlara Söylesin

Çekim stüdyosu. Soğuk ve sıcak ışıklar. Siyah masa. Masadan çıkan pembe, mavi ve yeşil neon ışıklar. Masanın başında oturan, program sunucusu Berkcan Güven. Hemen yakın karşı çaprazda siyah bir koltuk. Koltukta İlhan Erman oturuyor. Alkış sesi efektleri. Gülüşme ve tezahürat efektleri. Görüntü genel açıyla açılıyor…

“Arkadaşlar hepinize merhaba! YouTube kanalıma hoş geldiniz. Ben Berkcan Güven. Yepyeni ve bomba gibi program serimiz #anlatgelsinbro’yla ilk defa karşınızdayım. Her hafta salı akşamları saat sekizde yayınlanacak bu programımızın konusunu sosyal medya adreslerimden daha önceden duyurmuştum, biliyorsunuz: E-posta adresimize gelen başvuru maillerini değerlendiriyoruz ve en ilginç hikâyeye sahip kişiyi programımıza konuk ediyoruz. Program boyunca da kendisini tanıyor, tanıtıyor, hikâyesini konuşuyoruz. Hohaaa! Alkışlar, patlamalar, zıplamalaaar! İlk konuğumuz da İlhan Erman! Hoş geldin İlhan, nasılsın abi?”
“Selam Türkiye, selam YouTube, selam Berkcan. İyiyim, sen nasılsın?”
“İyiyim abi, sağ ol. Daha önce çıkmış mıydın hiç programa falan? İlk denemen miyiz?”
“Evet Berkcan, ilk denemem oluyor bu. Daha önceden hiç kamera önüne geçmemiştim. Bana bu fırsatı sunduğun için teşekkür ederim. Çok mutluyum.”
“Biz de seni ağırlamaktan çok mutluyuz kardo. Eh, hadi seni tanıyalım! Dandandan! Anlat bakalım, kimsin sen, necisin? Dökül kardooo!”
“Hemen anlatayım Berkcan. Ses… Sesim geliyor mu? Mikrofon mu düştü yakamdan?”
“Yahu sen anlat İlhan’cım, her şey yolunda. ANLAT GELSİN BRO! Tanıyalım seni.”
“Berkcan ben yirmi altı yaşındayım. İzmir’de doğdum büyüdüm. Üniversite için buraya geldim ve burada kaldım. Bir kitabevinde çalışıyorum. Kitapçıyım.”
“Voaaah! Kitapçııı! Görüyor musunuz arkadaşlar, programımıza her zaman böyle entelektüel kişilikler çıkmıyooor! Bir anda kalitemiz nasıl arttı amaaa!”
“Teveccühün Berkcan’cım. Teşekkür ederim.”
“Teveccüh dediii! Valla kendimi çok eksik hissettim kardo ya! Demek kitapçısın, ne zamandır yapıyorsun bu işi?”
“Abi ben yaklaşık üç senedir bu işi yapıyorum.”
“Mutlu musun peki? Abi kitap okuyan bir millet miyiz biz? Ben hiç kitap okumam mesela. Ne yapayım abi? Okumuyorum. Hohahohaho!”
“Boş ver be abi, okuyan bir milletiz de sen okumasan da olur. Yolunu bulmuşsun zaten.”
“Dandandandandan! Yolumu bulmuşuuum! Evet arkadaşlar, yolunu benim gibi bulanlar hemen yorumlara yazsın. İlk yoruma like atacağım! İlhan, anlat abi, nereden esti bu programa çıkmayı istemek? Neden bize hikâyeni yazdın? Oraya da geleceğiz, arkadaşlar, İlhan’ın böyle göründüğüne bakmayın felaket bir adam bu felakeeet!”
“Ya abi, aslında ben pek takip edemedim bu YouTube işlerini falan. Ama tabii genciz. Çevreden falan duyuyoruz. Kitabevinde bir arkadaş var, takılır böyle şeylere arada sırada. Laf lafı açar, sohbet ederiz bazen. O bahsetti. ‘Abi böyle bir şey varmış,’ dedi. ‘Valla,’ dedi, ‘ben de bir şeyler yazıp göndereceğim. Çok komik olmaz mı?’ ‘Olmaz,’ dedim. ‘Neden olsun Cihan?’ dedim yani. ‘Sen,’ dedim, ‘boş beleş bir adamsın en nihayetinde. Oraya çıkıp ne anlatacaksın?’ Bozuldu biraz. ‘Abi,’ dedi, ‘sevgilimden ayrıldım biliyorsun. Hatun da gitmiş yeni bir eleman yapmış kendine. Canım sıkkın. Belki oraya çıkarsam dikkatini çekerim. Hem neden olmasın ki, neden böyle kötü konuştun şimdi?’ Güldüm geçtim. Ama sonra aklıma yattı benim de. Biraz araştırma yaptım. Sosyal medya hesaplarını gördüm senin. E-posta atayım bari dedim. Cihan’ın haberi yok, herhalde izlediğinde ağzı falan açık kalır. Cihan, selam abi, ben söylerim seni de konuk alır Berkcan’cım programına.”
“Hohahooo! Hemen böyle arkadaşlara yardım falan! Büyük adamsın ya İlhan sen. İyi ki gelmişsin valla kardo, iyi ki seni tanıyacağız. Eh, o zaman daha fazla vakit kaybetmeden ne diyoruuuz?”
“Ne diyoruz abi?”
“Ne diyoruuuz?”
“Ne abi?”
“ANLAT GELSİN BRO diyoruuuz! Başla bakalım hikâyene.”
“Başlayayım abi. Aslında gelmeden önce bayağı bir düşündüm taşındım, prova falan yaptım ama buradaki heyecan başkaymış. Şey gibi. Kim 500 Bin Lira İster’e katılmak gibi. “Burada olmak çok farklı bir duyguymuş,” var ya. Ondan. Farklıymış yani abi. Yetmiş milyon seni izliyor falan…”
“OOO İlhan kardooo! Ne yaptın yaaa? O kadar izlenmiyoruz be abi!”
“Neyse tamam. Ben hikâyeme başlayayım…”
“Bir saniye abi, hikâyenden önce küçük bir VTR’miz var. Onu izleyelim. Ben Fero kardeşimiz yeni programımız için küçük bir SINGLE yaptı. Evet dostlar! İlk defa, bu programda yayında! Kardeşlerim için, dedi ve yaptııı! Buyurun izleyelim!”

Bakmayın öyle aval aval. Her şey plana uygun gidiyor. Geçenlerde oturup düşündüm. Dedim İlhan, madem hiç yoktan hapse gireceksin, bari bunu kendi kendine yapma. Başta bunu kendi küçük hayatım içinde tutmayı planladıysam da sonradan vazgeçtim. Çünkü biliyorsunuz: Bir şeyi yapacaksan, en iyi şekilde yapacaksın. Bu adam bayağı izlenen bir adammış. İnsanlar böylece ne yapmak istediğimi hem daha iyi anlar. Değil mi? Boş konuşmuyoruz yani. Duyanlar duymayanlara söylesin misali. Şimdi ben burada hapse düşmek istediğimi söylerim, belki kendime yardımcı falan bile bulurum. Neden olmasın? Vardır illaki birileri. Ne güzel hapse düşeriz birlikte. Yer içer, öyle otururuz, volta atmayı öğreniriz falan. Belki birbirimize âşık oluruz sonra. Olabilir yani bunlar.

“Evvvet dostlar! Tekrar birlikteyiz. Ben Fero kardeşimize AN-LAT GEL-SİN B-R-O şarkısı için çok teşekkür ediyoruz. İyi ki var. İyi ki müzik yapıyor. İyi ki dostumuz, kardeşimiz, abimiz. Ama şimdi İlhan’a dönüyoruz. Abi, söyle bakalım. Nedir bu hikâye?”
“Abi ben hapse düşmek istiyorum. Hikâyem aslında bu kadar basit.”
“VOAAAH! Hapse miii? Nasıl yani abiii?”
“Abi hapse düşmek istiyorum işte. Ne bileyim. Sıkılıyorum ben normal hayattan. Böyle biraz farklılık arıyorum. Kötülüğü, kötü olan şeyleri seviyorum ben.”
“Dostlaaar! Görüyor musunuz? Adam hapse düşmek istiyor lan! Vay beee! Neden abi yani, biraz daha açar mısın bunu? Neden böyle bir şey istiyorsun?”
“Abi bir süredir aklımdaydı bu. Yani şimdi ben her gün işe gidip gelen insanım. Yani böyle senin gibi, neydi, Ben Fero kardeşimiz gibi falan hızlı bir hayatım yok. Dümdüz, sıradan bir hayatım var. Bu da sıkıcı yani. Anlatabiliyor muyum? Her gün işe git, işten gel, yat uyu vesaire. Belli bir noktadan sonra yalnızlaşıyorsun. Hayat seni yalnızlaştırıyor yani, doğru bu. Klişe ama doğru. Çünkü, bir saniye ya, su mu bir şey var mı abi boğazım gıcık yaptı da biraz.”
“Hemen reji getirsin abi! Dostlar, su alalım şuraya iki bardak! Devam et abi sen.”
“Şimdi abi dediğim gibi, hayat seni yalnızlaştırıyor falan. Belli bir noktadan sonra kafaya şunu takmaya başlıyorsun: ‘Yahu ben ne b…’ Şey diyebiliyor muyuz ya?”
“ABİ de sen ya! RTÜK müyüz biz ya! DANDANDAN. Berkcan’ın programında küfüüür! De abi sen istediğini.”
“İşte ne bok yiyorum, diye düşünmeye başlıyorsun öyle olunca. Yani bende de var bir şeyler. Hakikaten çirkinliği, kötülüğü falan seviyorum. İyi insanlar canımı sıkıyor. Güzel yüzler, güzel vücutlar falan midemi bulandırıyor.”
“Abi sen ne yaptın yaaa?”
“Öyle ama Berkcan. Ben de dedim ki, İlhan, hapse düş sen. Hapse düşersen aradığın bütün kötülükleri orada bulursun. Mutlu olursun böylece. Mesela ben kendimi hiç mutlu hissetmedim bugüne kadar.”
“OHAAA! Arkadaşlar, hemen yorumlara kendinizi mutlu mu mutsuz mu hissediyorsunuz yazın. Birlikte bakalım şu işe! PATPATPAT!”
“Devam edeyim mi ben?”
“Et abi be, et tabii. Çocukluğuna inelim mi abi? Nereden kaynaklanıyor yani bu durum? ÇOK GARİP BEYLEEER!”
“Bence garip değil ya. Ne yapıyoruz sanki? Sürekli bir şeylerin peşindeyiz. Peşinde olmaktan bıkmıyoruz Berkcan. Ben bir şeylerin peşinde olmaktan bıktım. Üstelik hep iyi şeylerin peşindeyiz. Yahu biri de çıkıp, ben kötü şeylerin peşindeyim demiyor. Mesela kötü şeylerin peşindeyse bile, kendine mutlaka bir kulp buluyor. Şey gibi düşün ya. Birlikte çalıştığı iş arkadaşının ayağını kaydırıyor, sorsan neden, ailesi için, evi için, çocukları için. ‘Ben yapmasaydım o yapacaktı.’ Hasiktir oradan pezevenk, diyemiyorsun ama demen lâzım. İnsanlar kötü şeyler yaparken bile içlerinde “iyi” motivasyon kaynaklarına ihtiyaç duyar. Kimse öyle dümdüz kötünün yoluna girmez. Seri katilleri biliriz hepimiz. Okumuş, izlemişizdir falan. Onların bile çoğu, yaptıklarının aslında “iyi” bir şeylere hizmet ettiğini zanneder, kafalarını öyle çalıştırırlar yani. ‘Öldürdüklerim orospuydu, dünyayı orospulardan temizleyecektim!’ Yahu be adam, sana ne orospulardan? Sen bildiğin manyaksın, orospular da en kolay av oldukları için öldürdün onları. O yüzden dedim ki ben de kötünün peşinde olayım ya. Neden olmasın? Kötünün burnunun dibine gireyim. Bir kere de iyi bir şeyin peşinden koşturmayayım. Ne olacak?”
“ABİİİ senin o elf ağzın neler diyor yaaa? Eee abi, devam et.”
“Abi ben çocukluğumda da böyleydim. Çocukluğuna inelim falan dedin diye diyorum: Mesela maç yapardık, birine bilerek çelme takardım. Bir düşsün bakalım ya. Ne olacak yani birini düşürünce? En fazla dizi kanar. Kanasın abi. Bizim de kanadı. Güzel bir histir dizinin kanaması.”
“Yaaa valla iyi ki seninle mahalle arkadaşı değilmişiz İlhan kardo yaaa!”
“Yok be abi. Terminatör değildim tabii. Ama bilerek isteyerek ufak zararlar verdiğim olurdu.”
“Abi baban falan, annen ne alemdeydi senin? Kardeşin var mı, başvurunda bahsetmemişsin galiba.”
“Yok abi kardeşim. Tek tabancayım ben.”
“Annen falan abi? Valla annen burada olsa terliği yerdin kafana herhalde! Değil mi dostlar! ANNE TERLİĞİİİ! BAMBAMBAM!”
“Annemle babam memurdu abi benim. Öldüler onlar. Şimdi işte dümdüz gidiyoruz böyle.”
“Abi başın sağ olsun. Arkadaşlar, bu videomuza gelecek her like İlhan’a baş sağlığı dilemektir haberiniz olsun. Nasıl öldüler abi?”
“Annem öldüğünde ben bebekmişim. Verem olmuş. Garip değil mi? Bir anda gitmiş kadın. Tedaviye falan yanıt vermemiş. Babam da ben lise çağımdayken öldü. Kanserdi zaten birkaç senedir. Ben yatılı okuyordum o dönem Denizli’de. Fen lisesini kazanmıştım çünkü. İyi öğrenciydim. Akşam uyuyorum, geldi bir görevli kaldırdı beni yatağımdan. ‘Sana telefon var,’ dedi. Üzgündü biraz. O an anladım zaten bir şeyler olduğunu. Halamla kalıyordu babam. O aralar iyiye gitmediğini biliyorduk. Uykusunda ölmüş adamcağız. Pek aramız yoktu, onu da daha sonra anlatırım, ama kötü oldu tabii.”
“Tekrar başın sağ olsun kardooo! Sonra sonra mı çıktı yani bu durumlar sende?”
“Bunlar uydurma şeyler. Aldanma bunlara sen de. Kötü şeyler yaşamışsan, kötü şeyler yaparsın falan diye bir şey yok. Ben sadece umudumu kestim hayattan. Ha, belki yaşadıklarım bunu anlamamı daha rahat sağlamıştır sadece. Ama ben neysem oyum. Neysem o olmayı kabul ettim. Çoğumuz etmiyoruz. İyi okullar, yabancı diller, büyük hedefler falan. Ben buna değecek bir hayat göremiyorum. Yani ne yapsan elinde kalacak? Neden o zaman iyi olmaya, başarılı olmaya uğraşıyoruz ki? Koyup gitmek kadar rahat bir şey yok. Koy ver gitsin yani. Bu sırada hayatın ilgi çekici yönlerini görebiliriz. Çünkü var. Hayatın ilgi çekici bir sürü yönü var. Onların hepsi de kötü. Mesela güzel bir evde oturup, güzel bir rakı içmenin hiçbir ilgi çekici yanı yok. Düz yani. Ama mesela, bir köprü altına inip orada berduşlarla şarap içmenin bir anlamı var. Kötü ya. Leş. Fazla katmanlı yani. Bir sürü boku püsürü var. Onları görüyorsun. Aslında gerçeği görüyorsun. Gerçek o yani. Moda’da binlerce liraya bir ev tutup kendine güzel ve ufak bir hayat kurmak değil gerçek. Onlar yalnızca kazananlar. Ben kazananlardan nefret ederim. Kendi kazandıklarımdan da nefret ettim. Hoş, laf bu ya, pek bir şey de kazanamadım zaten. Ama o kadarından bile nefret ettim. Çünkü canımı su sıkıyor: Uğraşıyorsun, düşünüyorsun, didiniyorsun, ne için? Sonunda kanser olup gebereceksin işte? Saçın maçın dökülecek. Altına sıçmaya başlayacaksın. Zift gibi balgamlar atacaksın ciğerinden. Yani işin sonu bu. Al abi, Sultan Süleyman’a bile kalmadı bu dünya.”
“MABEL MATİİİZ!”
“Sikerim abi Mabel’ini de Matiz’ini de. Bir şey diyorum burada. Öfkeleniyor ya insan. Neymiş efendim, büyük işler yapacakmışız da en iyisi olacakmışız da kendimize tatlı bir hayat kuracakmışız da evlenip çoluk çocuk yapacakmışız da… Eee? Eee, yurtdışına gidip dolaşacakmışız sonra çoluk çocuğu anneanneye babaanneye bırakıp. Ya sikerler böyle işi. Ne saçma. Yani bunun ilgi çekici neyi var? İnsanlar neden iyi yaşamayı ister, neden iyi yaşamak için kan-ter döker anlamıyorum dostum ben.”
“ABİ SEN UÇMUŞSUN UÇMUUUŞ.”
“Yahu ne uçması, bence bütün dünyada ayağı yere basan ender kişilerden biriyim ben. Nah, buradan da söylüyorum. Hapse düşmek istiyorum. Bunun için plan yapıyorum. Potansiyel suçluyum, bütün yetkililere sesleniyorum. Potansiyel suçluyum ya. Yarın öbür gün ne yapacağım belli değil. Yılanın başını erken ezin, atın beni içeri.”
“Kardo ciddi misin yaaa seeen? Şaka mı bu abiii?”
“Şaka değil ya. Valla öfkelendim. Hapse düşeceğim abi ben. Er geç düşeceğim. Düştüğüm gün de çok mutlu olacağım. Var mı yani diyeceğiniz bir şey? Bakın, tekrarlıyorum, potansiyel suçluyum. Bütün yetkililere de sesleniyorum. Ayrıca benim gibi düşünenleri de hapsedusmekisteyenamanasilduseceginibilmeyenadam@gmail.com adresine bekliyorum. Benimle oradan iletişim kurabilirsiniz. Belki hayatlarımızı birlikte yıkarız.”
“Abiii. Sen çok enteresan bir adammışsın yaaaa! Valla yaaa! Ama programın sonuna geldik. Madem öyle, arkadaşlar, İlhan’a yazmak isteyen yazsın, ulaşmak isteyen ulaşsın. Ülkenin ilk ve tek hapse düşmek isteyen adamı #anlatgelsinbro programımızın ilk konuğuydu. DANDANDAN! Vuhaaa! Kardooo, söylemek istediğin son bir şey varsa alalım. Kapatıyoruz!”
“Ben söyleyeceğimi söyledim. Adres de verdim. Hapse düşeceğim. Duyanlar duymayanlara söylesin.”

Çekim stüdyosu. Soğuk ve sıcak ışıklar. Siyah masa. Masadan çıkan pembe, mavi ve yeşil neon ışıklar. Masanın başında oturan, program sunucusu Berkcan Güven. Hemen yakın karşı çaprazda siyah bir koltuk. Koltukta İlhan Erman oturuyor. Alkış sesi efektleri. Gülüşme ve tezahürat efektleri. Görüntü genel açıyla kapanıyor…


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR