Derinlikli Karakterler Yarat
8 Eylül 2018 Edebiyat Kültür Sanat

Derinlikli Karakterler Yarat


Twitter'da Paylaş
1

Olup bitenin arkasına bakıp gömülü bir mücevher gibi altında yatan asıl gerçeği keşfedebilmek, sonra da bu mücevheri çıkarıp en güzel şekliyle öyküye koymak, iyi yazının göstergesidir.

Yazmak hakkında duyduğum en yararlı yorumlardan biri, birkaç yıl önce Yaddo’da bir arkadaş tarafından iletilmişti bana: Adını unuttuğu bir yazarı alıntılayarak, “Gerçek iyi yazar herkesin tarafında olur,” demişti. Bu ifadenin olası anlamları hakkında epeyce kafa yordum. Kastedilen, gözlemleme ve insan davranışının iç yüzünü kavrama yetisine, onların da en az senin kadar kararsız, karmaşık, sevgiye ve nefrete değer olduklarını görmeni sağlayacak bir derinliğe ulaşana dek, insanların dış görünüşünün ötesine geçmek için gereken sevecenliğe sahip olmak. Kastedilen, yaratmaya çalıştığın bir karaktere ilişkin, anlamadığından kendinde anladığına yaratıcı bir adım atabilecek kadar özkavrayış edinmiş olmak. Kastedilen; görüntüleri, sesleri, ortamları ve insanları çevreleyen nesneleri –kim olduklarını açıklayacak her şeyi açıklıkla ve sözcükleri de ölçülü kullanarak yeniden yaratma yetisine sahip olmak. Ve yine kastedilen, sözcüklerde gereğince titiz ve resimleyici olmak ki, birini “kâğıda döktüğünde” sayfadan kalkıp doğruca okurun hayal gücüne yürüyebilmesi için, ona gereken her şeyi vermiş olasın. Ama bu her şey demek oluyor, diyor gibisiniz. Bu, en iyi yazarların yaptığı şey. Doğrusu öyle. Yazma konusunda ciddiyseniz, çizdiğiniz her karakterde “herkesin tarafında” olmaya çalışarak, memnuniyetle bir ömür adayacaksınız. Peki nasıl başlayacağım, diye soruyorsunuz şimdi de. “Herkesin tarafında” bir başlangıcı nasıl yapabilirim? İsterseniz, kendinizle başlayın. Bu, kendiniz hakkında yazın demek değil tabii, ama hissettiğiniz şeyleri alıp karakterlere yerleştirebilirsiniz. Dokuz yaşımda yazdığım ilk öyküm, Ollie McGonnigle adında kılıbık bir koca hakkındaydı. Bir gün işe giderken Ollie “Nereye gittiğine dikkat et!” diyen bir adamla karşılaşır. Adamın kafasına şemsiyeyle vurur ve o akşam eve döndüğünde eşinin aynı adamı yemeğe davet etmiş olduğunu görür. Dahası, adam belediye başkanıdır. Evimizde erkek yoktu; beni annem ve büyükannem büyüttü. Şaubert’ın Emma Bovary olduğundan emin olması gibi, bugün ben de eminim ki Ollie McGonnigle bendim. Bu, enerji dolu ve bakı altında tutulduğu için öfkeli, ama akşam yemeğine kadar “otoritelere” teslim olacağını bilen hokkabaz küçük adam, öyküyü okuyup temize çekmeye davet ettiği otoritelere derdini anlatmaya çalışan Genç Yazar’dı. Sanırım, kimi yazarların kendileri ya da ailelerinden kurgu unsuru olarak söz etmemeleri gerektiğini düşünmelerinin nedeni, ilk girişimlerinde sözü çok fazla uzatmaları. Yakınınızdaki malzemeyle çalışırken, çoğu kez neyin gereksiz neyin yapıyı tamamlayıcı olduğunu bilmek zordur. (“Ama Jack Amca, Marge Hala’ya vurduktan sonra her defasında dışarı gider, tavus kuşlarına yem verirdi.” Güzel, ama bunu öyküye eklemek istiyorsanız, tavus kuşlarından daha önce söz etmiş olma nız gerekir. Tavus kuşları, Jack Amca’nın karakterinin bir parçası olarak ortaya konulmuş olmalı – belki hassas yönü olarak? Ya da tavus kuşları onun gagasıyla tüylerini tarayan, ona bir çekidüzen veren “öteki-ben”i midir? Belki iki türlüsü de doğru.) Öyküye ait olmadığı zaman, “aslında ne oldu”yu ayıklamak ve olmuş olanı alıp onu büyük önem taşır bir olay ya da imge haline getirmek yeteneğin kendini gösterdiği yerdir. Olup bitenin arkasına bakıp gömülü bir mücevher gibi altında yatan asıl gerçeği keşfedebilmek, sonra da bu mücevheri çıkarıp en güzel şekliyle öyküye koymak, iyi yazının göstergesidir.

İçinizdeki benzersiz şeye sadıksanız, kendinizi, okurunuza gerçek görünecek kurgu karakterler halinde tasarlamada daha başarılı olursunuz.

... ve tanıdığınız insanlar

En iyi bildiğiniz insanlar hakkında yazmak da kurguda okurun gerçekçi bulacağı karakterler yaratma yeteneğinizi geliştirmenin mükemmel bir yolu. Sık sık gördüğünüz ya da çok iyi anımsadığınız insanların konuşma şekillerine, yüz ifadelerine ve alışkanlıklarına özellikle dikkat edin. Bir yazar olarak sanatınızın vücuda bürünmesi için hazır iskelet görevi görebilirler. İskeletlerle daha da deney yaptıkça, bir hayattan ihtiyacınız olanı alıp bir başkasıyla birleştireceksiniz. Kanlı canlı bir insanın dudaklarından kaptığınız ifadeyi, yaratmakta olduğunuz karakterin söylemi yapmakta ustalaşacaksınız. Gözlem yapma sanatında ne kadar uzun süre alıştırma yaparsanız; ses, jest, anekdot ve olay “depo”nuz o kadar geniş olacaktır ve bunları ne kadar çok sözcüklere dökerseniz, bu içeriği anlamlı kurguya karıştırmak sizin için o denli kolay olacaktır. Bu yazının başında, “zor” bir karakterin kalbine girmede öz-kavrayış’ın yararından söz etmiştim. Kendi yazılarımda tekrar tekrar gördüm ki, bir karakterin şimdi ne yapabileceğini kestirmekte takıldığım zaman kendi güdülerime, kendi eğilimlerime bakmam işe yarıyor. Paradoksal olansa, her birimizin bu dünyada benzersiz olmasına rağmen, düşünebileceğimizden çok daha fazla ortak noktamızın olması. İçinizdeki benzersiz şeye sadıksanız, kendinizi, okurunuza gerçek görünecek kurgu karakterler halinde tasarlamada daha başarılı olursunuz. Eğer gerçekten bir yazar olarak kendi tarafınızda olmayı öğrenebilirseniz, herkesin tarafında olma yolundasınızdır. Bir örnek: Geçenlerde kocasının cenaze töreninden sonraki ilk gecesini geçiren bir dul hakkında yazıyordum. Ne düşünüyordu? Nasıl hissediyordu? ... Dullar hakkında pek çok öykü ve anlatı okudum şimdiye kadar, ama bunlardan almış olsaydım, karakterimi depodan çıkarılıp kul lanıma hazır, sıradan bir tip yapma riskine girmiş olurdum –“dul”. Ama benim dulum, kendi acısını yaşayan benzersiz bir insanoğluydu. Ona sadık olacaksam, kendi bildiğim ve derinden hissettiğimle başlayıp bu yönde çalışmayı sürdürmeliydim. İşe, banyodaki ışığı açık bırakarak başladım. (Yalnız olduğum zaman, görebileceğim bir yerdeki ışığı açık bırakmalıyım.) Ve sevdiğim, ölü yüzlerini tabutlarda gördüğüm insanları düşündüm, cenaze işleri görevlisi onları tek tip kişiler yaptığında ne kadar şaşırıp utandığımı. Kahramanıma bu düşünceleri verdim (iyi kalpli biri, ama öbür taraftan, cenaze görevlisine ikinci sınıf sanatkârlığından dolayı acıyor.) Sevdiğim insanları kaybettiğimde her zaman nefret etmiş olduğum şey, onlara sormuş olmayı istediğim soruları sürekli anımsayıp durmam. Böylelikle, kahramanımın, kocasına sorduğu en son sorunun ne olduğunu anımsamaya çalışmasını sağladım. Son taslakta, bu soru o kadar önemli bir hale geldi ki öykünün izleği ve saklı metaforu oldu. Oysa ilk olarak, hissedebileceğimi bildiğim şeye sadık olmasaydım, buraya asla varamazdım.

yazmak edebiyat

Bir yazar, karakteri sözcüklerle yaşatacak yeteneği nasıl geliştirebilir? Büyük yazarları okuyun derim tabii. Ve çağdaş yazarları da.

Karakterlerinizi Sözcüklerle Yaşatın

fiimdiye kadar, gözlem gücünüzü ve inandırıcı karakterler yaratma konusunda anlayışınızı geliştirmekten söz ettim: bilge ve merhametli biriyle silik ve değersiz biri arasındaki farkı yaratan şeyleri görmekten. Hepimizin, öteki insanları üç boyutlu varlıklar olarak kavrayışta yazarının kendi bilisizliğini ya da beceriksizliğini açığa vurduğu bir parça yazıyı okumak gibi utanç verici bir deneyimimiz olmuştur. Yazarın samimiyetle karakterlerin beyinlerine ve duygularına erişmeye çalıştığı zahmetle yazılmış bir öyküyle, zekası ve “tarz”ıyla gözlerimi kamaştırmaktan başka en ufak şeyle ilgilenmeyen bir yazarın parıltılı hüner gösterisi arasında seçim yapmak zorunda kalsaydım, ilk öyküyü seçerdim. Niçin ikisini de değil? İnsan kalbini araştırarak ve keskin bir gözlem ile ifadede tutumluluğa ulaşmaya çalışarak söylediğim gibi, ayağa kalkıp doğruca okurun hayal gücüne yürüyecek bir insanı kağıda dökebilirsiniz. Bir yazar, karakteri sözcüklerle yaşatacak yeteneği nasıl geliştirebilir? Büyük yazarları okuyun derim tabii. Ve çağdaş yazarları da. Sonra da yaptıklarını nasıl yaptıklarına dikkat ederek onları bir kez daha okuyun. ( Ya da –yine yararlı olacaktır– bir karakteri sizin için canlandırmayı nasıl başaramadıklarına. İyi sanatın ne olduğu, kötü ya da ortalama sanatı çalışarak da öğrenebileceğimiz, ters bir denklemdir.) D.H. Lawrence, St. Mawr’ın giriş tümcesinde, kadın kahramanı şöyle tanımlar: “Lou Witt, yirmi beşine geldiğinde nerede olduğunu bilmeyecek kadar uzun zamandır kendi yolundan gitmişti.” Bu, zarşarı ve sıfatları bu denli tutumlu kullanan on dört sözcüklük cümle, bana Lou Witt hakkında çok şey anlatmakla beraber ardından gelen öykünün müziğini ve hızını da ortaya koyuyor. “Yarı iddialı, yarı kararsız, yaşlı adam kesik kesik sözcüklerle kaçamak konuştu; tuhaf, eski bir argo, sürekli bir müstehcenlik; ne akılcıl ne de sezgisel, daha çok onu tanımayanları, kaçık, emekli amiral olduğu konusunda kandırmak istercesine.” John Fowles, Abanoz Kule’de akıllanmaz, yaşlı sanatçının konuşmasını bizim için böyle yalıtıyor. Öykünün devamında yaşlı adam ne zaman konuşsa, güdülerine böylece bir içgörümüz oluyor: Sanatına ve mahremiyetine kol kanat geren ve yabancıları cana yakın, biraz da kaba yaşlı bir aptal olduğuna inandırarak kandırmayı yeğleyen sinsi, yaşlı bir kuş o. Dickens’ın Dombey ve Oğlu’nda itaatkâr Bayan Tox’u tasviri şöyle: Söylenen her şeyi hayranlıkla dinleme alışkanlığı ve ruhunda konuşanların imgelerinden izlenimler çıkarmakla zihinsel olarak meşgulmüş gibi onlara bakarak, hiçbir zaman aynı değil ama hayatı bırakarak başı yere düştü. Dickens bu etkileri nasıl elde edebiliyor? Öncelikle, kadının nasıl baktığının ve nasıl dinlediğinin kesin bir tanımıyla. İkinci olarak, abartılı bir benzetmeyle. Üçüncüsü de, kadının duruşunu karakter özelliğiyle denkleştiren küçük, grotesk bir dokunuşla. Öğrencilere, karakter yaratma becerilerini geliştirmek için verdiğim alıştırmalardan bazıları:

  • Tutkuyla hissettiğiniz bir şey düşünün. Tutkuyla taraf ya da karşı olduğunuz. Aynı şekilde hisseden bir karakter yaratın ve bu insanın bakış açısından sabah yataktan kalkmasına anlatan 300 sözcük yazın.
  • Tam tersini düşünen bir karakter hayal edin. Aynı derecede tutkuyla. Bu insanın bakış açısından, gece uyumaya giderkenki haliyle 300 sözcük yazın.
  • Mektup yazarının sizinle tanışmasını anlatacağı bir mektup yazın. Mektup yazarı sizden hoşlanmıyor. Sonra da mektup yazarının sizden hoşlandığı bir mektup yazın.

Bu alıştırma, size, dışarıdan görünüyor olabileceğiniz farklı açılardan bakmanızı sağlayacaktır. Ayrıca bu, birkaç insan yaratmanızı da gerektirir: mektup yazarı ya da yazarları, kendiniz ya da kendileriniz, ve mektup alıcısı ya da alıcıları. (Henry James’in “Bir Yığın Mektup” adlı öyküsünde bir Fransız pansiyonunda kalan birçok pansiyoner eve mektup yazıyordu, mektuplardaa orada kalan öteki insanlardan söz ediyorlardı. Betimleme çalışanlara, bu öyküyü kesinlikle tavsiye ederim.)

  • Bir karakter hakkında kısa ve açıklayıcı bir sahne yazın ve hiç sıfat kullanmayın. Böyle başka bir sahne yazın ve hiç zarf kullanmayın.

Bu alıştırma sizi, konunuzu daha yakından incelemeye zorlar. Çok fazla sıfat, genellikle tembel yazarın, karakterin ruhuna bir göz atmaktan kaçınmasının yoludur. Çok fazla zarf, genellikle tembel yazarın, kararlı eylemden kaçınmasının yoludur.

Aklınızdaki ya da belleğinizdeki imgeyi yakalayacak, karaktere hayat üşeyecek ve onu okturun belleğinde devindirecek tümceyi bulmak, bir yazarın hayatıdır.

Doğru Sözcüğü ve Anlatımı Bulmak

Doğru sözcüğü ya da ifadeyi bulmak için daktilonuzun ya da defterinizin önünde oturduğunuz zaman, vaktinizi boşa harcadığınızı düşünmeyin. Kendinize, “Bu kişi bunu yaparken nasıl görünürdü?” diye sorun. “Ne söylerdi ve nasıl söylerdi?” Ve bunu yazdığınızda doğru şey olduğunu hisse tmiyorsanız, öykünüzden çıkarın ve kendinize tekrar sorun. Bir öykü için sahilde yürüyen göz alıcı, yaşlı bir çifti betimlemeye çalışıyordum. Öykümün asıl kahramanları değillerdi ama önemliydiler çünkü asıl kahramanlarım (iki kız kardeş) bu yaşlı çifti geçtikten sonra çok önemli bir sohbete başlayacaktı. (Kız kardeşler, sevmediğin biriyle yaşlanmanın mı yoksa seveceğin birini bekleyerek yalnız yaşlanmanın mı daha iyi olacağını düşünüyor.) Bu yaşlı çiftin sahilde doğru şekilde yürümelerini sağlamak için çok ter döktüm. Kadını, kocasına yaslanmış, kocasını da kolunu karısının belini sarmış olarak resmettim; onların adım adım, ama daha sonra üç-bacaklı yarışındaki insanlar gibi yürümelerini sağladım. Ama, bu tanımlardan hiçbiri ihtiyacım olan havayı yaratmadı. Sonunda, başka bir odaya geçtim ve yakınmak için günlüğümü alıp oturdum. “İstediğim her şey,” diye yazdım yumuşamış bir süratle, “yalnızca onyıllardan beraberce yürüyüp geçmiş bir çiftin yürüyüş ritmini tarif etmek.” Okur, çifti kendi için resmedecek yeterli biçime sahip. Aklınızdaki ya da belleğinizdeki imgeyi yakalayacak, karaktere hayat üşeyecek ve onu okturun belleğinde devindirecek tümceyi bulmak, bir yazarın hayatıdır. Eğer yazar yaklaşık ifadeyi bulursa ve bunu yine yapabilirse yalnızca süreç kolaylaşmaz, aynı zamanda yazar, daha azıyla yetinmek için giderek daha az istekli olur. Ve okurun, yeniden öğrenmek ve zevk almak için yıllar sonra da döndüğü, bu tür yazar olacaktır.

İngilizceden çeviren: Miray Çakıroğlu


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Murat İrkkan
Bir yazının internette yayınlanıyor olması bu kadar kötü bir redaksiyona göz yumulabileceği anlamına gelmemeli. Üstelik siz edebiyat yayıncısısınız. Sayın editör lütfen yazıyı baştan sona bir gözden geçirin ne demek istediğimi kolaylıkla göreceksiniz.
11:46 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR