3 Aralık 2018 Eğitim Öykü

Ders Kitapları Neden Berbat?


Twitter'da Paylaş
0

“Bir ülkede okutulacak ders kitaplarını seçmek için komisyona Nobel ödüllü birini seçmek akıllıca görünebilir. Fakat sıradışı bir bilim insanı –hele ki kuantum fiziği profesörü ise– eğitim ve öğretimin ne durumda olduğunu kabak gibi ortaya koyar. Richard Feynman da öyle yapmıştır.”

60’lı yılların başında birçok meslektaşım devlete bilimsel tavsiyelerde bulunuyordu. Ben o zamanlar bu konuda pek girişken değildim ve bu tür vazifelerden uzak durmayı tercih ederdim. Fakat bir gün, Kaliforniya eyaleti için okul kitapları seçmekle görevli Eyalet Müfredat Programı komisyonunda görev almamı istediler ve bu komiteye katılmayı kabul ettim.

Bundan kısa bir süre sonra, yayımcılardan mektup ve telefon almaya başladım. “Komitede olmanızdan çok mutlu olduk, çünkü kurulda gerçekten bir bilim insanı olsun istiyorduk” ya da “Kitaplarımızın bilimsel yönü olduğu için komitede bir bilim adamının bulunması harika” gibi şeyler söylüyorlardı. Fakat aynı zamanda, “Kitaplarımızın ne hakkında olduğunu size açıklamak isterdik” ve “Kitaplarımızı değerlendirmeniz için elimizden gelen her türlü yardımda bulunmak bizi mutlu eder” gibi garip şeyler de söylüyorlardı. Bu bana saçma geldi. Çocuklara verilecek tek şey bu kitaplarsa, bana haricen yapacağınız hiçbir açıklamanın anlamı olamaz ki! “Eminim ki kitaplar kendilerini gösterecektir,” karşılığını vermeyi tercih ettim.

Daha sonra komisyon üyelerinin yeni kitapları nasıl değerlendirdikleri hususunda bilgi aldım. Üyeler, her kitaptan birçok kopya edinip, onları değişik öğretmenlere ve yöneticilere dağıtıp bu insanlardan rapor alabiliyorlardı. Pek fazla öğretmen tanımadığım için bütün kitapları kendim okumaya karar verdim. Birkaç gün sonra kitap emanetinden biri beni aradı. “Kitaplar hazır Bay Feynman; 136 kilo geliyorlar, kargo ile mi yollayalım?” dedi.

O anda başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Telefondaki kişi bunu fark etmiş olacak ki, “Tamam, Bay Feynman, kitapları okumanızda size yardım etmesi için birini bulalım,” diye teklifte bulundu. Telefondakinin ne söylemek istediğini tam anlayamadım. Bir kitabı ya okursunuz ya da okumazsınız! Başkası nasıl yardımcı olacaktı?

Nihayetinde, bodrum katındaki çalışma odama yeni bir kitaplık daha ekleyerek kurulda tartışılacak kitapların tamamını okumaya karar verdim. İlköğretim kitapları ile başladım. Epey ciddi bir işe kalkışmıştım. Kitaplar son derece tatsızdı. Aceleye getirilmiş olmaları bir yana, yanlıştılar. Tanımlar, hiç titiz değildi. Her şey ama her şeyde bir parça belirsizlik hâkimdi. Yazarlar becerikli değildi, ama öyle görünmeye çalışıyorlardı. Kendi anlamadıkları yararsız şeyleri çocuklara öğretmeye çalışıyorlardı. Örneğin bir matematik kitabı farklı sayı tabanlarından bahsediyordu. Bu, 10 tabanını anlayan bir çocuğun ilgisini çekebilir. Onun için zihin jimnastiği olabilir. Oysa kitap, çocuğun her tabanı ayrı ayrı öğrenmesi gerektiği yolunda öğreti yapıyordu. Sonra da kabus şu şekilde devam ediyordu. Yedi tabanına göre yazılmış şu sayıları beş tabanına çevirin! Bir tabanı başka bir tabana çevirmenin bir çocuğa hiçbir faydası olmadığı gibi, bu bütünüyle anlamsızdır. Eğlenceli geliyorsa bırak çocuk yapsın ama onu sıkarsa boş ver gitsin!

Sonunda şunları söyleyen bir kitaba denk geldim. “Matematik, bilimde değişik biçimlerde kullanılır. Yıldızların bilimi olan gökbilimden bir örnek verelim. Kızıl yıldızların dört bin derecelik bir sıcaklığı olur, sarı yıldızların beş bin derecelik bir sıcaklığı olur…” Buraya kadar her şey iyi. Devam ediyor: “Yeşil yıldızların yedi bin derecelik sıcaklığı olur, mavi yıldızların on bin derecelik sıcaklığı olur, mor yıldızların (büyük bir sayı) derecelik bir sıcaklığı olur.”

Yeşil ya da mor denilen yıldızların olmaması bir yana diğer verilerin tamamı sadece kabaca doğru. Ne yazdığından dahi haberi olmayan birisi tarafından yazıldığı apaçık belli oluyor. Kitapta sonra şu soruluyor: “John yıldızları seyretmek için babası ile dışarı çıkar. İki kızıl yıldız ve bir mavi yıldız görür. Babası ise üç yeşil, bir mor, iki de sarı yıldız görür. John ile babasının gördüğü yıldızların toplam sıcaklığı nedir?”

Sinirden patlayacaktım. Böyle saçmalıklar hep vardı. İki yıldızın sıcaklıklarını toplamanın hiçbir amacı olamaz ki! Bu, yalnızca yanlış bir toplama öğretme oyunu gibi görünebilir fakat yazarlar, hakkında konuştukları şeyi bile bilmiyorlardı.

Derken ilk toplantı günü geldi. Diğer üyeler kitapların bazılarına birtakım notlar vermişlerdi, benimkilerini de sordular tabii. Benim notlarım genellikle onlarınkinden düşük çıktı, onlar da sordu: “Neden bu kitaba düşük not verdiniz?”

Kitabın şu şu sayfalarında şöyle şöyle sorunlar olduğunu söyledim. Önümde, aldığım notları tutardım hep. Sıra, aynı şirket tarafından yayımlanmış üç ciltlik bir kitap setine geldi. Kitap hakkında ne düşündüğüm soruldu. “Üçüncü kitap bana gönderilmedi. İlk iki kitabı inceledim,” dedim. Tüm set için bir not talep edercesine birisi soruyu yineledi. “Bana üçüncü kitap gönderilmedi, o yüzden herhangi bir yorumda bulunmuyorum!” dedim. Kitap emanetinden olan yetkili kişi “Özür dilerim, açıklayabilirim,” dedi. “Göndermedim çünkü o kitap daha tamam değil.”

Her kitabın belli bir tarihe kadar işleme konmak üzere gönderilmesini emreden bir kural vardı, fakat yayımcı biraz geç kalmış. Ama, yalnızca bir kapak ve içi boş sayfalardan oluşan ciltleri göndermeyi ihmal etmemiş. Şirket, özür dileyen ve üç kitaplık dizilerinin, üçüncü kitap gecikecek olsa da, dikkate alınacağını umduklarını belirten bir not da yollamış. İşe bakın ki, üyelerin bazıları o boş kitaba da not vermiş ve daha tuhaf olan şey, boş kitabın not ortalaması, setin diğer iki kitabından yüksek çıktı.

Bu durum komisyondaki diğer üyeleri utandırdı, bana ise biraz daha güven verdi. Sonradan ortaya çıktı ki, komitenin öteki üyeleri kitapları okumadan, kitap yayımcılarının kitapları hakkında açıklamalar yaptığı toplantılara katılmışlar. Okullara gönderilecek kitapları okuyarak değerlendirme yapan ve toplantılara katılmayan tek üye ise benmişim.

Kitapların fiyatları konusu ise hiç gündeme getirilmemişti. Bu konunun daha sonra karşıma çıkabileceğini de tahmin etmemiştim. Birçok alanda yetersiz bulduğum kitapları yardımcı kaynaklarla desteklemeye çalışmıştım ve komiteye önerdiğim kitaplar, kısmen de olsa, birbirini tamamlar bir şekilde seçilmişti. Fakat bu kadar zahmetli bir çalışma sonrasında, “Bu kitaplar bütçeyi aştı, alamayız!” dendi. Sistem baştan yanlış kurulmuştu. Markete gitmeden önce cebinizde kaç paranız olduğunu kontrol edersiniz, değil mi? Bana kaç paranız olduğunu baştan söyleyin ki ona göre alışveriş yapayım!

Sonunda çekilmeme neden, ertesi yıl da fen bilimleri kitaplarını tartışacak olmamız oldu. Farklı olabileceklerini düşünmüştüm bu yüzden birkaçını okudum. Ama aynı şey oldu. İlk başta her şey yolunda gibiydi ama sonra kitapların dehşet verici olduğu ortaya çıktı. Örneğin, dört resimle işe başlayan bir kitap vardı: Önce kurmalı bir oyuncak, sonra bir araba, sonra bisiklete binen bir çocuk, sonra başka bir resim daha. Her birinin altında şu yazıyordu: “Bunu hareket ettiren nedir?” Kendi kendime, “Ne olduğunu anladım: Makinelerden bahsedip oyuncağın içindeki zembereğin nasıl harekete geçtiğini, kimyadan bahsedip araba motorunun nasıl çalıştığını, biyolojiden bahsedip kasların nasıl çalıştığını anlatacaklardır,” diye düşündüm. Bir zamanlar babamın bana söylediklerine benziyordu.

“Cisimleri hareket ettiren nedir? Güneş parladığı için her şey hareket eder.”

Sonra da bunun nasıl olduğunu tartışarak eğlenirdik.

“Hayır, oyuncak kurulduğu için hareket eder!” derdim.

Babam, “Nasıl kuruldu?” diye sorardı.

 “Ben kurdum!”

 “Peki, onu kurmanı ne sağladı?”

 “Yemek yemem.”

“Tamam, bitkiler ancak Güneş parlarsa büyüyüp yetişir. Öyleyse, Güneş parladığı için her şey hareket ediyor.”

Bu da bizi, hareketin olsa olsa Güneş’in gücünün bir dönüşümü olduğu anlayışına ulaştırırdı.

Sayfayı çevirdim. Her resmin altında, “Enerji hareket ettirir” yazıyordu.

Şimdi, bu açıklama hiçbir şey demek değildir. Hareket ettirenin bilmediğiniz bir şey, mesela “bombili” olduğunu varsayın. İşte genel ilke budur: “Bombili hareket ettirir!” Bundan alınacak hiçbir bilgi yok. Enerji sadece bir sözcük! Enerjinin ne olduğuna, nasıl olduğuna dair en basit bir anlatım dahi yok. Hem sonra enerjinin harekete geçirdiği anlatımı da doğru değil. Bir şey duruyor olsa bile onu durduranın enerji olduğunu söyleyebilirsiniz. Kitapta sözü edilen enerji, daha az yoğun biçimlere dönüştürülebilen ve enerjinin çok daha ince bir görünümü olan yoğunlaştırılmış enerji. Bu örneklerde enerji ne artar ne eksilir, yalnızca bir biçimden ötekine dönüşür o kadar.

Ne yazık ki bütün kitaplar bu durumdaydı. Yararsız, zihin karıştıran, anlamı belirsiz, karmaşık, kısmen de yanlış şeyler içeriyorlardı. İnsan bu kitaplardan bilimi nasıl öğrenebilir, bilmiyorum, çünkü bu bilim değil. Bütün kitapları okumaktan bitip tükenmiştim. Her şeyin boş bir çaba olarak kalması cesaretimi kırdı. Böyle bir yıl daha geçirmeyi göze alamazdım ve çekilmek zorunda kaldım. Bir süre sonra “Enerji hareket ettirir!” diyen kitabın komisyon tarafından onaylandığını duydum...

Komisyonda çalıştığım sıralarda birkaç defa San Francisco’ya gitmek durumunda kalmıştım. İlk seyahatim sonrasında Komisyon ofisi masraflarımı sormuştu. “San Francisco’ya uçak bileti masrafı ve araba park ücreti var,” dedim.

“Otopark fişiniz var mı?”

 “Yok galiba, ama 2 dolar 35 sent tuttu.”

“Ama fişi görmemiz lazım!”

“Size 2 dolar 35 sent tuttu diyorum ya. Fişi de yok.”

 “Fişi yoksa parayı ödeyemem!”

Bana güvenmiyorsanız nasıl oluyor da bütün eyaletteki çocukların nasıl kitaplar okuması gerektiği yönünde fikrimi alıyorsunuz? O an bir karar verdim. Komisyonda kaldığım süre boyunca herhangi bir harcama fişi ibraz etmeyecektim. İkinci yolculuk dönüşü komisyon tekrar masraflarımı sordu. “Yok!” diye cevap verdim.

“Bu böyle devam edemez ama Bay Feynman…”

“Komisyona katıldığım zaman masraflarımın karşılanacağı söylenmişti!”

“Ama masraflarınızı kanıtlamak zorundasınız!”

 “Los Angeles’da oturuyorum ve San Francisco’ya toplantı için gittiğimi biliyorsunuz. Herhangi bir kanıtım da yok! Oraya nasıl gittiğimi farz edersiniz?”

Onlar pes etmediler; tabii ben de. Böyle bir duruma kendinizi soktuğunuz zaman, sisteme boyun eğmemek için, sonuçlarına da katlanmak zorunda olduğunuzu bilmelisiniz. Ben durumdan gayet memnundum; seyahatlerimin hiçbiri için masraf belgesi ibraz etmedim. Bunu sevdiğim bir oyun haline getirmiştim. Onlar makbuz istiyor ben vermiyordum. Onlar parayı vermiyor ben de istemiyordum. Bana güvenmiyorlarsa canları cehenneme; para da ödemek zorunda değillerdi. Eyaletin parasını mı korumaya çalışıyorlardı dersiniz? Hikayenin kalanını dinleyin!

Bir derse ait kitabın seçilmesi karışık bir duruma düşmüştü. İki farklı kitap arasında seçim yapmak neredeyse olanaksızdı. Komisyon başkanlığı durumu daha ucuz teklif veren yayınevinin kitabını almak yönünde değerlendirdi. Bahisler açıldı ve ucuz fiyat verilen kitap ortaya çıktı. Sonrasında şu soru ortaya atıldı. Kitapların teslim tarihinin daha önceye çekilmesi söz konusu olabilir miydi? Seçilen kitabın temsilcisi kitaplarının uygun görülmesinden dolayı memnuniyetini belirtip teslim tarihini de öne çekebileceklerini ifade etti. Bunun üzerine, ihaleyi kaybeden yayıncı kuruluşun temsilcisi, teslim tarihi değiştiği için kendilerinin tekrar fiyat teklifinde bulunmaları gerektiği yönünde itirazda bulundu. Komisyonda bulunan Pasadena avukatı Norris kitabın teslim tarihinin öne çekilmesine karşın fiyatın nasıl düşebileceğini sordu. İtirazda bulunan yayınevi temsilcisi kimsenin anlayamadığı bir ofset baskı metodundan bahsederek ortalığı karıştırdı. Avukat Norris iki yayımcı kapışırken, “Vay be, ne kadar erken alırsak o kadar ucuza geliyormuş?” diyordu. Bu kargaşa, başlangıç fiyatı ve bitiş fiyatı arasında 2 Milyon Dolar fark olan ve teslim tarihi saçmalığı yüzünden ortaya çıkan bir kavgayla sonuçlandı. Bundan sonra anlatacağım her şey o zaman zaten açıklığa kavuşmuştu...

Komisyonumuzun her toplantısı olduğunda, ortalıkta komisyon üyelerini yemeğe çıkarıp kitaplarını anlatarak ağırlayan yayımcılar da olurdu. Ben hiç gitmedim. Bir keresinde içinde “Ailemizden ailenize. Mutlu Şükran Günleri-Pamiliolar” notu bulunan bir kuruyemiş ve ıvır zıvır paketi aldım. Daha önce hiç duymadığım bir aileden geliyordu. Ad ve adresi yanlış yazılmış birine gönderilmiş olmalıydı. Dolayısıyla, yanlışlığı düzeltmek için paketi gönderen kişiye telefon ettim. “Alo, adım Feynman. Bir paket aldım…”

“Ooo, Bay Feynman, ben Pete Pamilio.”

Bu cümleyi öyle ahbapça söyledi ki adamı tanıdığımı düşündüm. “Özür dilerim Bay Pamilio; kim olduğunuzu çıkaramadım,” dedim. Birkaç cümle sonra, okul kitabı yayıncılarından birinin temsilcisi olduğu anlaşıldı.

“Kibarlığınıza teşekkür ederim fakat bu hediye yanlış anlaşılabilir.”

“Olur mu efendim, yalnızca aileler arası küçük bir şey bu.”

“Peki, ama ben sizin yayımlamakta olduğunuz bir kitabı değerlendiriyorum, başkaları sizin bu inceliğinizi yanlış anlayabilir.”

Neler olup bittiğini elbette biliyordum ama aptalı oynuyordum. Buna benzer bir şey, yine yayımcılardan biri tarafından, üzerinde hoş bir biçimde altınla adımın yazılı olduğu deri bir evrak çantası gönderildiğinde oldu. Aynı şeyleri ona da söyledim. “Bunu kabul edemem; yayımladığınız kitapların bazılarını ben değerlendiriyorum. Sanırım sizin bundan haberiniz yoktu!”

Ne yazık ki bir keresinde de büyük bir fırsat kaçırdım. Yeterince hızlı düşünseydim, o komisyonda çok hoş vakitler geçirebilirdim. Daha ilk toplantımdan önce San Francisco’da bir oteldeydim. Kenti biraz dolaşıp bir şeyler yemeye karar vermiştim. Asansörden çıkar çıkmaz lobideki koltuklarda oturan iki adam önüme atladı. “İyi akşamlar, Bay Feynman. Nereye gidiyordunuz? San Francisco’da görmek istediğiniz bir yer varsa size yardımcı olalım efendim.”

Bir yayınevinden oldukları kesindi; benim de onlarla bir şey yapmaya hiç niyetim yoktu. “Yemeğe çıkıyorum; müsaadenizle!”

“Çok elit bir yer biliyorum; memnun kalacaksınız. Buyurun beraber gidelim.”

“Yalnız olmayı tercih ederim!”

“Peki o zaman. Arzuladığınız herhangi bir konuda size yardımcı olmaktan…”

Artık dayanamadım. “Belamı bulmaya gidiyorum!” diye sesimi yükselttim.

“Her konuda yardımcı olabiliriz,” diyerek devam eden adama,

“Kendi belamı kendim bulurum!” dedim ve dışarı çıktım. Sonradan düşündüm; aslında onları peşime takıp bir günlük tutmalıydım...

Çeviren: Ergin Ozan Ekşioğlu

(Hikâye, anlam bütünlüğü korunarak kısaltılmıştır.)

Özgün Metin: Adventures of a Curious Character- Richard Feynman, Ralph Leighton. WW. Norton & Company 199


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR