Motosiklet Günlükleri Che Guevara’nın kavgacı, sert imajını kendinden pek de emin olmayan duyarlı, genç bir adama dönüştürdü.
Ernesto Guevara de la Serna ile arkadaşı Alberto Granado’nun 1952 yılında yapmış oldukları zorlu seyahati konu alan Motosiklet Günlükleri, uzun yolculukların insan ruhu üzerinde nasıl dönüştürücü bir etki yaratabildiğinin en büyük edebi tanıklıklarından biri. Bizzat Guevara’nın kaleminden çıkan kitapta Arjantin’den Venezuela’ya uzanan bir yolculuk romantik ancak melankolik bir dille anlatılır ve bu yolculuk, yirmi üç yaşındaki tıp öğrencisine “mesafelere karşı sağlıklı bir saygı” aşılar – Guevara’nın bilfiil içinde olduğu devrimci isyanın beş yüz milden fazla yol kat ettiğini düşünürsek bu oldukça değerli bir kazanım.
Guevara’nın ölümünden sonra 1993 yılında Notas de Viaje adıyla yayımlanan ve devrimcinin genç bir adam olarak kendine özgü bir portresini sunan Motosiklet Günlükleri’nin İngilizce versiyonuysa 1995 yılında Verso etiketiyle raflardaki yerini aldı. Batı medyası Soğuk Savaş süresince Che Guevara’yı, Küba’nın devrim sonrası politikalarının arkasındaki soğuk ve hesapçı güç olarak tanımladı. Time dergisinin 1960 yılındaki kapak haberinde de belirttiği gibi Arjantinli, “günümüz Küba’sının kalbi, ruhu, sesi ve sakallı yüzü” Fidel Castro ile “devrim hançerini avuçlarında tutan” Raúl Castro’nun da dahil olduğu “üçler erkinin en büyüleyici ve en tehlikeli üyesiydi.” Che, grubun “beyni”, radikallere yönelik bir nasıl yapılır rehberi olan Gerilla Savaşı’nın yazarıydı.
Fakat Motosiklet Günlükleri’nde daha yumuşak başlı, daha duyarlı, daha az emin bir Che, politik olduğu kadar pop ikonu da olan yakışıklı bir haydut vardı. Gerilla Savaşı pratik, hatta çoğu zaman gözlem ağırlıklıyken Motosiklet Günlükleri, arkadaş canlısı Che’yi gözler önüne serdi. Che ilerleyen yıllarda silahlanmasaydı anıları türsel bir merak, Jack Kerouac’ın da söylediği gibi bir dönemi etkisi altına alan kuşak huzursuzluğunun Latin Amerika’daki ifadesi olabilirdi.

Günlükler’de dünyaya karşı duyulan heyecanla bıkkınlığın iç içe oluşu, muhtemelen Che’nin özbilincinin bir ürünüydü. Neticede Che, Günlükler’de anlattığı seyahate keyif için çıkmıştı ve Paulo Drinot’nun da belirttiği gibi “19. Yüzyıl aristokratları bunu, eğitimlerinin bir parçası olarak ya da kendilerinden beklendiği için yaparlardı.” Buna karşın “Guevara’nın belli bir varış noktası ya da belli bir amacı yoktu. Bir şeyleri sırf eğlence olsun diye, macera duygusuyla ve geleneksel kalıpları kırmak adına yaptı.”
Günlükler’in 90’lı yıllarda bu denli popüler olmasını sağlayan şey, daha yumuşak başlı bir Che imgesiydi. Günümüzde hâlâ popüler olmasının en önemli sebeplerinden biriyse daha iyi bir dünyanın mümkün olduğuna inanacak denli iyimser olmanın gerçekten çok zor oluşu. Motosiklet Günlükleri’ni okuyanlar anlatıcının başından neler geçtiğini biliyor. Zamanın ona yapacaklarından ve onun kendi payına düşen zamanla neler yaptığından haberdarız: “Kararlı bohem tavırlarının” savaş disiplinine dönüşeceğini, Küba Devrimi’nde ve ona müteakip kurulan devrimci hükümette üstleneceği liderlik rolüyle tarihe geçeceğini ama öte yandan binlerce kişinin vicdanının sesi olup silahlı mücadeleye gireceğini ve binlercesinin tıpkı kendisi gibi muhalif grupların elinde can vereceğini biliyoruz.
Motosiklet Günlükleri, statükoyla karşı karşıya gelerek onu sorgulamaya başlayan pek çok kişinin aşina olduğu bir uyanış tasviri. Latin Amerika Devrimleri üzerine dersler veren tarihçi Drinot’ya göre çoğu zaman posterlerde, tişört ve kupalarda görmeye alışık olduğumuz Che imgesi gibi “Günlükler de yalnızca Latin Amerika solunu değil, bütünüyle Latin Amerika kültürünü temsil eden bir sembol haline geldi.” Hatta Che’nin imajı bir bakıma “çok daha sıradan ve şahsi bir devrimi” çağrıştırmak için kullanıldı. Ve bu daha ziyade önce başka dillere çevrilerek yayımlanan hemen akabinde de filme uyarlanan Günlükler’in küresel kitlelere nasıl pazarlandığıyla ilgiliydi – öyle ki, London Times kitabı “Easy Rider Das Kapital ile buluşuyor” cümlesiyle duyurdu. Genellikle ana akım medyanın kullandığı bu dilde çoğu zaman örtük bir maskülenlik vurgusu vardı: ailevi bağlar pahasına bile olsa kendini davaya adayan güçlü bir erkeklik figürü.
Kitapta karşımıza çıkan karakter henüz devrimci bir lider değil ve bu sebeple omuzlarında henüz şiddetli ayaklanmaların ahlaki sorumluluğunu taşımıyor. Fakat muhafazakâr film eleştirmenleri bu gerçeği görmezden gelerek yapımcıları Che’nin değerini düşürmekle suçladılar. Onlara göre Che kasti olarak yontulmuş ve güçlü fikirleri olan iyi kalpli, sevimli, yakışıklı bir isyancı olarak sunulmuştu. Filmin kurgusundaki en önemli kusursa izleyicilere, Che’nin ilerleyen dönemlerde nasıl otoriter bir lidere dönüşeceği konusunda herhangi bir bilgi verilmemesi, bu durumun sezdirilmemesiydi. Ne var ki, bu tarz eleştiriler hem filmin hem de uyarlandığı kitabın ana fikrini tamamen yok saydı.

Kitabın, niçin Che’nin devrimci bir figür haline geldikten yıllar sonra yayımlandığı sorusu okurları eleştirel bir okumaya teşvik etmeli. Üstelik bu kitap, eleştirmenlerin düşündüğü gibi can sıkıcı bir hikâyeden çok daha fazlası. Her şeyden önce farklı disiplinlerden akademisyenler için son derece değerli bir kaynak niteliğinde çünkü Latin Amerika üzerine çalışmalar yapan akademisyenler için bu kitap, savaş sonrası dönemde bölgenin siyasi, sosyal ve ekonomik yapısına açılan bir pencere işlevi görüyor. Dolayısıyla Motosiklet Günlükleri, Latin Amerika solu, anti-emperyalizm ve bölgede süregiden sosyal adalet mücadelesi bakımından nitelikli bir okuma listesinin parçası.
Arjantin’in Rosario kentinde, üst-orta gelir grubuna mensup bir ailede doğan Che, savaş sonrası boom döneminden orantısız bir biçimde faydalanmaya hazır bir sınıfın ve kuşağın parçasıydı. Demokratikleşme, kentleşme ve sanayileşme, bölgeyi yoksulluktan ve istikrarsızlıktan kurtarmayı vaat eden gündelik söylemdi. Fakat Che, seyahati boyunca bu yeni vaatlerin ve yaklaşmakta olan refahın yüzeyden bile olsa temas etmediği milyonlarca insanla karşılaştı. Kent merkezlerine uzak kesimlerde, bilhassa kenar mahallelerde yaşayanlar bu değişim sürecinden çok az pay alırken kırsal bölgelerde durum çok daha kötüydü. Mesela Günlükler’in bir yerinde Che, “Şili’deki sağlık hizmetleri – sonradan öteki ülkelere nazaran çok daha iyi olduğunu fark etmeme rağmen – arzu edilenden bir hayli uzak,” yorumunu yapar.
Savaş sonrası refah vaadiyle herkesçe kabul gören toplumsal dışlanmışlık arasındaki mesafe, miras aldıkları dünya karşısında hayal kırıklığına uğrayan orta sınıfa mensup genç erkek ve kadınları radikalleştirdi. Bu yeni politik dil, farklı deneyimlerden referans alan işçi ve köylüler tarafından da benimsendi. Anlatının bir noktasında Che ve Granado, kendini komünist olarak tanımlayan, otoritenin zulmüne uğramış ve bir deri bir kemik kalmış bir çiftle karşılaşır. Che, kadının kocasına tepki olarak belki de kitabın en derin içgörüsünü dile getirir:
Adamın komünistliği, daha iyi bir şeye duyulan doğal bir özlemin ifadesiydi. Açlıkla giriştiği sürekli mücadele, özünü hiçbir zaman kavrayamadığı bu tuhaf doktrine karşı bir sevgiye dönüşmüştü. Yoksullar için ekmek sözünü anlıyor ve bu, onun içini umutla dolduruyordu.
Soğuk Savaş süresince Latin Amerika ve ötesindekiler için komünizm, Sovyet tahakkümüne sorgusuz sualsiz bir boyun eğiş değil, mülksüzleştirilenlerin meydan okuma diliydi. Che, çoğu ABD’li analistin anlayamadığı bu gerçeği oldukça erken bir yaşta fark etmişti.
Che’nin kitabına konu olan karşılaşmalar alelade birer gezi anısından çok daha fazlası. Bu anekdotlar onun içindeki bir kıvılcımı ateşler ve şahit olduğu eşitsizliklerin temelinde yatan sosyal ve politik yapılara eleştirel bir gözle yaklaşmasını sağlar. Duyarlı bir okur, Günlükler’i okuduktan sonra kendi etrafındaki eşitsizlikleri sorgulamaya başlayabilir. Bugün toplumun gerisinde kalanlar kim ve mevcut kurumlar onları nasıl yarı yolda bıraktı? Böylesine gereksiz eziyetlere tahammül eden bir demokrasinin kalitesini nasıl ölçmeliyiz?
Günlükler, Che’nin Granado ile beraber çıktığı maceranın getirdiği o olağanüstü ifşayla son bulur:
Derken, sonsuz bir yorgunluk âdeta biraz önceki heyecanımı yok ediverdi; kendimin, dudaklarımdan mea culpa sözcükleri dökülerek, her türlü bireysel iradenin büyük düzenleyicisi olan gerçek devrime kurban düştüğünü gördüm. Şimdiden burun deliklerimin açıldığını, barutun ve kanın, düşmanın ölümünün acı kokusunu aldığını hissediyorum. Bedenimi savaşa hazırlıyorum, varlığımı, muzaffer proletaryanın canavarca uğultusu yeni bir kuvvet ve yeni bir umutla yankılansın diye kutsal bir tapınağa çevireceğim. (Motosiklet Günlükleri, Ernesto Che Guevara, Çev. Osman Akınhay – Adil Baktıaya, Everest Yay, 2014)
Her şeye rağmen bugün Günlükler’de öne çıkan: enerji ve umut – yeniden inşa edilen bir dünyaya duyulan sarsılmaz inanç.
Arap Baharı’nın filizlendiği 2011 yılında Hillary Clinton’ın danışmanlarından biri, internetin otoriter rejimleri yıkma kabiliyetine atıfta bulunarak, “Ağ, 21. Yüzyılın Che Guevara’sıdır,” demişti. Ne yazık ki Che Guevara yakalandı ve idam edildi. Son arzusuysa “tok ölmekti.” Görünen o ki, on yıl önce otoriter rejimlerin içine korku salan çevrimiçi örgütlenme biçimleri de dize getirildi. Ve şu an astronomik zenginliklerle derin eşitsizliklerin başa baş gittiği siyasi belirsizlik anlarından birindeyiz. Ernesto Guevara de la Serna bu koşulları yaklaşık yetmiş yıl önce deneyimlediğinde, gelecekte benimseyeceği fikirlerin pek azına sahipti. O yüzden bugün okurlar Che’nin erken dönem metinlerini sadece gerilla savaşına ilişkin tavsiyeler olarak değil, tevazunun, haklı öfkenin, samimiyetin, merak ve dayanışmanın tezahürü olarak görmeli.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






