Dilin Değişimi
19 Aralık 2019 Kültür Sanat Hayat Tarih

Dilin Değişimi


Twitter'da Paylaş
0

“Bugünün dünyasının anlamını kavrayalım derken, dünün dünyasını dile getirmek için yaratılmış bir dil kullanırız. Geçmiş yaşamı gerçek yaradılışımıza daha yakın buluruz, ama bunun tek nedeni geçmiş yaşamın dilimize daha yakın olmasıdır.” – Antoine de Saint-Exupéry

Bütün canlı diller değişir. Değişmek zorundadır. Dillerin onları kullanan insanlardan ayrı bir varlığı yoktur. İnsanlar sürekli değiştiği için diller de onlara ayak uydurmak için değişir. Değişmeyen diller ölü dillerdir. Ölü bir dili bile yeniden canlandırmak ve yeniden değiştirmek mümkündür. Diller neden değişir? Bazen neden gayet açıktır. Bir şey icat edersek ona isim vermemiz gerekir ve bu noktada dile yeni bir sözcük girer. Bu yüzyılın ilk yıllarındaki yeni gelişmeler hakkında konuşmak için İngilizcede yaygın olarak kullanılan sözcükleri düşünün. Birçoğu internetle ilişkilidir: Google, blogging, texting, SMS, iPhone, instant message, Facebook, Twitter.

Zamanda yolculuk yaparak 1990'a dönüp insanlarla konuşabilseydik, bu sözcüklerin hiçbirini kullanmamaya özen göstermemiz gerekirdi, aksi halde bahsettiğimiz şeyi anlamazlardı. Dr. Who bu problemi sürekli yaşar! Zamanda geriye gittiğimizde başka bir şeyi daha fark ederdik. Onların bizim bütün sözcüklerimizi anlamadığı gibi, bazen biz de onların kullandığı sözcükleri anlamayız. Zaman makinemizin bizi örneğin 1850'ye götürdüğünü hayal edin. Şöyle konuşmalar duyabiliriz: We're coming in our brougham. The Smiths will be in their clarence. And the Browns will probably come in a landau. (Biz brougham'la geliyoruz. Smith'ler claren-l ce'la gelecek. Brown'lar da muhtemelen bir landau'yla.) Brougham (telaffuzu: "brooms"), clarence ve landaus nedir? 19. yüzyılın ikinci yarısında popüler olan dört tekerlekli at arabası türleridir. Motorlu taşıtlar icat edildikten sonra bunlar kullanımdan kalkmıştır, ama İngiltere Kraliçesinin Ascot yarışlarını ziyarete gitmesi gibi özel günlerde bunların kullanıldığını görebiliriz. Yeni sözcükler kullanıma girer. Eski sözcükler kullanımdan kalkar. İnsan bilgisinin her alanında ve toplumun her parçasında buna tanıklık ederiz. Elbette ki eski sözcükler tamamen ortadan kaybolmaz. Eski bir kitabı okurken ya da çok önceleri yazılmış bir oyunu izlerken karşımıza çıkarlar. 

Shakespeare'in oyunlarındaki kötü karakterler için düzenbaz anlamında "arrant knaves" ifadesi kullanılırken, modern İngilizcede "complete villians" gibi ifadeler kullanılır. “Arrant knaves" ifadesi yaklaşık üç yüz yıldır kullanılmasa da bu ifadeler halen oyunlarda oyuncuların onlara yeni nefes vermesini bekler. Sözcük dağarcığı, dilin değiştiğinin en sık farkına vardığımız alandır. Her yıl yüzlerce yeni sözcük dile dahil olur. Elbette ki günlük hayatta bunların çok azıyla karşılaşırız. Birçok yeni sözcük, bilgi sahibi olmadığımız uzmanlık alanlarıyla ilgili teknik terimlerdir ya da çok az kişi tarafından kullanılan argo sözcüklerdir. Her yıl kendimizi daha önce hiç kullanmadığımız sözcükler ve ifadeler kullanırken buluruz. 2008'den önce “kredi darlığı" terimi çok az kişi tarafından bilinirken, ekonomik krizle birlikte herkes tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Sözlük yazarları her yıl İngilizceye dahil edilen en son sözcüklerin listelerini yayınlar. Son birkaç yılda “sudoku," “bling," "plasma screen" [plazma ekran] ve "blog" gibi sözcükler eklenmiştir. 

Dilin sadece sözcükleri değil her parçası değişir. Dilbilgisi değişir, telaffuz değişir, birbirimizle konuşma şeklimiz değişir, hatta yazım ve noktalama bile değişir. Ama her şey aynı hızda değişmez. Dile yeni bir sözcük dahil olduğunda birkaç gün içinde herkes tarafından öğrenilip kullanılabilir. İnternette kullanılmaya başlarsa birkaç saat içinde milyonlarca kişi tarafından kullanılabilir. Dilin diğer alanlarındaki değişiklikler çok daha uzun zaman alır. Dilbilgisindeki bir değişikliğin herkes tarafından kullanılmaya başlanması yüz yıl alabilir. Tekrar 19. yüzyıla geri dönelim. Romancı Jane Austen 1800'lerin başında eserlerini kaleme almıştır. Mektuplarının birinde aşağıdaki cümleyi kullanır: Jenny and James are walked to Charmouth this afternoon. Bunu bugün söyleyemeyiz. Bugünlerde aşağıdaki cümleyi kullanırız: Jenny and James walked to Charmouth this afternoon. (Jenny ve James bu öğleden sonra Charmouth'a yürüdü.) Hiç kimse "are walked" ifadesinin kullanılmasının ne zaman son bulduğunu tam olarak söyleyemez. 19. yüzyılda gittikçe daha az kullanılmaya başladığını görürüz ve daha sonra ortadan kaybolur. Geçtiğimiz iki yüz yılda cümleleri kurma şeklimiz de bunun gibi birçok küçük değişiklik gerçekleşmiştir. Jane Austen'den eski kullanımlara iki örnek daha verelim: Shall not you put them into our own room? (Onları kendi odana götürecek misin?] Mr. Murray's letter is come. [Bay Murray'ın mektubu geldi.)

Günümüzde bunları "Won't you put them in our room?" ve "Mr. Murray's letter has come," şeklinde söyleriz. Dilbilgisindeki bir değişikliğin topluma yayılması zaman alır. Yeni form başlangıçta çok az kişi tarafından bilinir, sonra biraz daha çok öğrenilir ve yavaş yavaş yeni konuşma ve yazma şekli haline gelir. Ancak her yeni gelişmede olduğu gibi bu herkesin hoşuna gitmez. Eski konuşma tarzına alışmış kişiler genellikle yeni kullanımdan hoşlanmaz. Aslında buna ciddi biçimde karşı çıkarlar ve herkesi ikna etmeye çalışırlar: Genellikle gazete, radyo veya televizyonda yeni kullanıma tanık olduklarında şikâyet mektupları yazarlar. Şüphesiz boşa zaman harcarlar. Yeni kullanım toplumdaki çoğu kişi onu kullanmaya karar verdiği zaman gelir. İngilizcede bu milyonlarca kişi demektir. BBC'ye şikâyet mektubu yazmak kendinizi iyi hissettirebilir ama değişimin önüne geçmez.

Telaffuzdaki değişikliklerin topluma yayılması da dilbilgisindeki değişikliklerin yayılması kadar olmasa da zaman alır. Elli-altmış yıl önce yapılmış radyo programlarını dinlersek artık kullanılmayan aksanları duyabiliriz. Farklı kuşaklardan insanları dinlediğimizde de bu değişimleri görebiliriz: Kimi sözcükleri telaffuz etme şeklimiz, anne babalarımızınkinden farklıdır ve onların telaffuzları da kendi anne babalarınınkinden farklıdır. Bir örnek üzerinden ele alalım. Plan-program anlamına gelen "schedule" sözcüğü nasıl telaffuz edilir? İngiliz İngilizcesinde iki olasılık vardır. Biri "sked-youll" şeklindedir, ABD'de bu şekilde söylenir. Diğeri ise "shed-youll" şeklindedir, Britanya'da sözcüğün geleneksel telaffuzu budur. Ancak Britanya'daki genç nüfus genellikle “sked-youll" telaffuzunu tercih etmeye başlamıştır. Yaşlıların çoğuysa geleneksel kullanımı sürdürür. Bu son yirmi-otuz yıldır gerçekleşen bir değişimdir. Günün birinde Britanya'daki herkes "sked-youll" telaffuzunu kullanacak ve geleneksel kullanım unutulacaktır. Bir değişim gerçekleşirken insanlar bunu fark eder ve yeni kullanımı – örneğin dilbilgisindeki bir değişikliği – hoş karşılamayabilir. Ancak bir süre sonra herkes yeniliğe alışır. Örneğin İngilizcedeki "balcony" [balkon] sözcüğünün söyleniş şeklinde bu yaşanmıştır. Bundan birkaç yüzyıl önce sözcük "bal-coh-nee" şeklinde telaffuz ediliyordu ve "coh" hecesi vurgulanıyordu. 19. yüzyılın ortalarında yaşamış olsaydık doğru telaffuzun hangisi olduğu dair tartışmalara tanıklık edebilirdik: eski telaffuz mu yoksa yeni tercih edilmeye başlanan "bal-conee" telaffuzu mu? Yirmi-otuz yıl sonra herkes yeni telaffuzu benimsemiş ve eski telaffuz tarihe karışmıştır. 

Dilin en yavaş değişen alanı yazı sistemidir; yani sözcüklerin yazımı, noktalama işaretleri ve büyük-küçük harf kullanımı. Yüzyıl önce basılmış bir kitaba bakarsak, sözcüklerin yazımı ve noktalama işaretlerinde çok fazla fark görmeyiz. Ama iki-üç yüzyıl öncesine gidersek, bazı değişiklikler hemen gözümüze çarpar. 1786 yılında basılmış yazı yazmakla ilgili bir kılavuzundan alınan aşağıdaki örnekte ayırt edici olan nedir?

Imitate the best Examples, and have a constant Eye at your Copy.

O günlerde İngilizcede isimler büyük harfle yazılıyordu, tıpkı günümüzde Almancada isimlerin büyük harfle yazılması gibi. Yazarlar aşama aşama bunu yapmayı bırakmıştır. Günümüzde büyük harfleri yalnızca birkaç yerde kullanıyoruz: Cümlenin başında "ben" sözcüğünde ve kişi, yer vs. adlarında Bazen de Çok Özel Bir Vurgu yaparken bir tür şaka olarak kullanırız. Noktalama işaretleriyle ilgili bir örneğe bakalım. 1900'de yaşasaydım adresim mektup zarflarının üstüne şöyle yazılırdı: Mr. David Crystal, 22, New St., London, W.C.1. Günümüzde adresimin bu şekilde yazıldığı bir mektup alsam çok şaşırtıcı olur. Zira adresim büyük olasılıkla aşağıdaki gibi yazılır: Mr David Crystal 22 New St London WC1 2GG. Noktalama işaretleri kullanılmaz ve satırlar sola hizalanır. Bugünlerde popüler tarz budur. Bu yazım şekli net ve anlaşılır kabul edilir. Noktalama işaretlerini asgari seviyede tutmak modern tarzdır.

Son olarak konuşma şeklimizin yıllar geçtikçe nasıl değiştiğine dair bir örnek verelim. Bugünlerde birbirimize nasıl “Merhaba" ya da “Görüşürüz" deriz? İngilizce konuşan birçok genç “Hello" yerine “Hi" der; yaşlılar da gittikçe daha çok bunu tercih eder. "Goodbye" sözcüğünün yerini de çoğu zaman “Bye," “See vou later" ve “Ciao" gibi ifadeler alır. Zamanda geri gidersek daha da büyük farklar görürüz. Shakespeare'in zamanında vedalaşmak için “Farewell," "Fare you well" ve “Adieu" kullanılmıştır. Daha da tumturaklı bir ifade kullanmak isterseniz "I do commend me to you" (Kendimi sana emanet ediyorum) diyebilirdiniz. Bu dönemde de “Goodbye" sözcüğü kullanılmıştır ama sözcüğün kökenini belli edecek şekilde söylenmiştir: “God bye" yani God be with you (Tanrı seninle olsun). 

Kaynak: David Crystal, Dilin Kısa Tarihi, Tufan Göbekçin, Alfa, 2018


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR