Göritz, okura başka coğrafyalardan, başka travmalardan seslense de ötekiliğin izini sürüyor; yıkımlardan sonra yaşama nasıl katılacağını anlamaya çalışıyor. Bu anlamda bize çok yakın.
Deniz Gündoğan İbrişim
Geçtiğimiz aylarda, Hamburg doğumlu yazar ve çevirmen Matthias Göritz'in
Aşk Benim Dilsizliğim adlı şiir kitabı, Efe Duyan çevrisiyle Yitik Ülke Yayınları tarafından yayımlandı. Göritz aslında Türkiye'deki okurlar için görece yeni ve sıra dışı bir ad. Ancak Göritz'in Türkiye ve özellikle İstanbul merakı daha eskilere dayanıyor. 2015 yılında Tarabya Kültür Akademisi’nin burslu yazarı olarak İstanbul'da bulunan Göritz, aynı yıl içinde çevirmeni Efe Duyan'la birlikte birçok şiir akşamı düzenledi. Yazdığı
Sevgili Bayan Krauss adlı oyun, Sibel Arslan Yeşilay çevirisiyle "Çağdaş Alman Oyunları Seçkisi" adı altında Mitos Boyut Yayınları tarafından yayımlandı.
Sevgili Bayan Krauss Goethe-Institut İstanbul ve Moda Sahnesi işbirliğiyle 2016'da sahnelendi. Ayrıca Göritz, 2016'da İstanbul Kitap Fuarı TÜYAP'ta "Onur Konuğu Almanya" panelleri içinde söyleşilere ve şiir okumalarına katıldı.
Göritz, 11 Eylül 1969 yılında Hamburg’da doğdu. Felsefe ve Edebiyat Bilimleri eğitimini tamamladıktan sonra uzun süre Moskova, Paris, Chicago ve New York’ta yaşadı. New York Üniversitesi Deutsches Haus’da Writer-in- Residence Programı çerçevesinde çalıştı. Iowa Üniversitesi'nin "Uluslararası Yazarlık Programı"nda konuk yazar olarak bulundu. 2001 yılında ilk şiir kitabı
Loops yayımlandı. İlk romanı
Der kurze Traum des Jakob Voss (2005) için Hamburg Edebiyat Ödülü, Bayern Radyosu Jüri Ödülü ve Mara Cassens Ödülü’ne layık görüldü. 2006 yılındaysa ikinci şiir kitabı
Pools yayımlandı. 2013 yılında
Träumer una Sünder adlı romanı yayımlandı. 2014 yılında ise modern Alman edebiyatının önemli ve sıra dışı yazarı William Gass Ödülü’ne(William Gass'i Türkçede
Ülkenin Kalbinde Kalbinde romanıyla biliyoruz) sahip olan ilk kişi oldu. Göritz, hâlen Amerika'da Washington Üniversitesi'nde (St. Louis) yaratıcı yazarlık dersleri veriyor.
Aşk Benim Dilsizliğim, Göritz'in Türkçede yayımlanan ilk şiir kitabı. Göritz'in şiirleri, Avrupa ve Orta Avrupa'nın kırılgan yüzlerine, örselenen zihinlerine, savaşın ve soykırımın yarattığı dilsizliğe, tahakkümün ve despotizmin günümüzdeki hayaletlerine ve bu hayaletlerle boğuşmaya çalışan isyankâr ama aynı zamanda kırılgan erkekliğe odaklanıyor. Göritz'in dünyası, Orta Avrupa'nın keskin soğuğunda ve İkinci Dünya Savaşı'nın günümüzdeki mirasında, insanı sımsıkı saran içi yünlü bir dilsizlik ve sessizlik paltosu gibi. Ancak bu dilsizlik ve sessizlik paltosunun bir kemirgeni var: Aşk. Göritz, aşkı sayısız ince ayrıntısıyla birlikte ayrı bir karakter olarak çıkarıyor karşımıza. Yeri geliyor bir mezarda karşımıza çıkıyor aşk, yer geliyor bir kırda, rüzgârda savrulan boş plastik bir poşette, geçmiş zamanın mükemmel şimdisinden seslenilen sevgilide, 3 Numaralı Troleybüsteki bir savaş kahramanında, düşen bir damlada, kafalara sıkılan yüksek kalibreli mermilerde ya da bir babanın eski bir takım elbisesinin içinde. Bir sevgiliye ait yoğun duygulanımdaki sancının, bir sevgiliye yakılan ağıtın ve özlemin ötesine geçiyor Göritz'in aşkı.
Gerçekte sessizliğe, dilsizliğe, geçmişte yaşanılan felaketlere karşı durmaya çalışarak, biraz da aşkınlığın kuytularında anlatıcıyla birlikte mesafeler kat eden, sınırları geçen, göçebe düşünen, çok yönlü/çok bellekli bir duygu bu. İnsan-doğa-şehir-eşya üzerine karmaşık ve katartik olamayan bir süreç. Birey olma/olamama, dünyaya yetme/yetememe, gitme/gidememe, yazma/yazamama durumlarının travmatik bellek ve dil arasındaki ikircikli ilişkisinde konuşlanıyor aşk. Neyi nasıl hatırlayarak ne derece dile düşmesine ya da düşmemesine izin veriyor aşk. Bu bağlamda, savaşın ve yıkımın ardından benzerlikler dünyasında bir fark kendini gösteriyor Göritz'in dizelerinde. Çoğu zaman gerek tematik gerekse biçimsel olarak, tıpkı bir kurmacanın içindeymişiz gibi, birbirine bağlanabilen dizelerle şiirlerdeki anlatıcının kendi farkını dünyaya açma meselesine tanık oluyoruz. Farkı dünyaya açmaksa, bir yere bağlı kalamamaktan, sürekli yollara düşmekten, Zürih'ten Moskova'ya oradan Polonya'ya, Berlin'e, Tuna'ya, Londra'ya, Amerika'ya uzanan, kimi zaman öfkeli ve alaycı, çoğu zaman da incinebilir bir monologdan besleniyor. "Başımızdır Seyahat Şapkalarımız" gitmeyi, yolları, bekleme salonlarının ümitsizliğini alaycı ve kırılgan bir benliğe teyelleyerek anlatıyor:
Arabayı durdurduk. Bavullu bir dönem
başlıyor. Maden suyu fazla soğuk. Hiçbir şey açılmıyor
Başımızdan geçmiş olacağız yakında
biz de kendimizin. Değişmiyor bu
İçimde kavgacı bir horoz var, şimdi
eski haline dönüyor. Ağır çekimde
geriye doğru. Yoldaki yonca kavşaklar da
açıklamıyor
aslında kim olduğumuzu
Kendimize uzun yolculuklar ve
bol şans diliyoruz. Gitmek demek yürürken
havayı bölüşmektir ve şans demek pencereden
dışarı bakmaktır...
Bir anons başlar
Biz
hâlâ buradayız. Bekleme salonunun
tek gözlü devleri, o korkunç varlıklar
uykuya dalarlar. Dışarıya bakıyorum, uçak pistine
Birisi rapor bekliyor
Öbürü telefonla konuşuyor
Başka biri mesleğinin içinde
yaşıyor. Adı artık Heinz değil
adı artık Bademeister değil, adı artık
patlayıcı madde uzmanı değil. Henüz
uçağa binememiş herhangi bir yolcu. Öylece
duruyor başımız başımızda
seyahat için bir şapka olarak
"Bakışlar"da, penceresinin önünden dağlara bakıyor anlatıcı. Dünyadaki gerçeklik zemini giderek kayganlaşıyor. Yaban topraklardaki bakışta aşkın aşkınlığı sığınak haline geliyor:
Bakışlar
Her seferinde
yeniden kayıyor
kolumuzun altında taşıdığımız
dağlar ve bakışlar
aşkta
Yaban topraklarda
ışığa doğru bulutlar
penceremin önünde
dağılıyorlardı
anladım
anlamak istiyorum dünü de
jest dolu vedaları
pop şarkılarını ve yardım çağrılarını
bir gurme markette
(mekânın adı: Russ&Kızları) bir adamın
bir kadına
inandığı anlar vardır
ve anlarsın tam o anda
gerçeğin aslında bambaşka olduğunu...
Işık gibiyiz
bir odanın içinde
yapayalnız
Ayağımızı basacak bir yer yok
düşüyoruz
bir daha
ve sonra bir daha
buzul araştırmacıları gibi
inceldikçe
incelen
kaygan zeminde.
"Kendimle Sohbetler"deyse uzaktaki sevgili, belleğin günlük ayrıntıları içinde öznenin kendine gelme çabasına dönüşüyor:
Kendimle Sohbetler
Ne yaparsam yapayım
derin bir uykuya
dalıyor belleğim
Başlıyor kendi bildiğini
okumaya. Hayallerden
ve kendimle konuşmaktan başka
hiçbir şeyin kalmıyor önemi. Odada
belli belirsiz fısıltılar,
çıt
diye fırlayan bir saç tokası,
cep telefonları ve tavırlarımız
işte bunlar
oluşturuyor belleği baştan sonra
hışırdarken ağaçlar
Görüyorsun ya, seni düşünüyorum.
Göritz'in dünyevi ayrıntılarla bezeli dili aslında bir yas dili. Farkın açıldığı, geride bırakılanın mutlaka bir şekilde bozulduğu ve dizelerin çağrıştırdıklarının aslında ertelendiği, katarsisin geciktiği ya da hiç gelmediği bir dil bu. Derrida'nın
Différance kavramının önümüze düştüğü yerden konuşuyor Göritz. Bir yandan aynının öğesi içinden yazıyor. "Hep hazza veya (bilinçli ya da bilinçsiz) hesap yapmanın ertelediği mevcudiyete geri dönmeyi amaçlayan ekonomik dolayım”a gönderme yapıyor. (Derrida, 1972, s.19) Öte yandan, “imkânsız bir mevcudiyetle ilişki, hiç sakınmaksızın harcama, mevcudiyetin telafi edilmez kaybı, enerjinin geri çevrilmez kullanımı, yani ölüm içgüdüsü ve her ekonomiyi kesintiye uğratır gibi görünen bütünüyle başka ilişki" üzerinden dizelerini örüyor. (1972, s. 19) Dolayısıyla yazının duyulamadığı gerçeğini de ancak yasta işaret ediyor.
Aşk Benim Dilsizliğim'in en ilginç yanlarından biri de biçem ve anlamın iç içe geçtiği yerler. Özellikle "Otomobiller" (dizelerin sayfalardaki yerleşimi, yabancı dilden-özellikle İngilizce ve Almancadan Türkçeye çevrilmeden bırakılan sözcükler/cümleler vs.) bölümünde, farklı araba marka ve modelleri belli başlı coğrafyalara, şehirlere ve anlatıcının o yerlerdeki tecrübelerine, ilişkilenme biçimlerine, tanıştığı insanlara, sevdiklerine gönderme yapıyor. Her şiirin başındaki epigrafla birlikte okur da önüne park eden arabalara biniyor, yolları kat ediyor, sarsıcı başlangıçlara ve bitişlere tanıklık ediyor:
XI: Audi 100 quattro
Budapeşte, balıklar tabyası, anahtar saklanmış
Evinizi bu toprağa inşa edebilirsiniz.
Hatırlıyorum: '89 senesi ve lastikler yeni. Altın
kanatlarımızla basıp geçiyorduk seninle kırlardan, ama
aynı değildi etrafımızdaki çiçekler. Yalnız
uzaktan bakılabilir şimdi rüyâlara ve gözyaşlarına.
Umudu park ediyoruz, her şey büyüyor yeniden.
Eski bulvarlarda sürüyoruz arabayı, başka
şehirlere gidiyoruz. Schubert yükseliyor hoparlörden
Her şeyimiz tam, neşe dışında. Bir hafriyat makinesi
görüyoruz. Kepçesi iki ton, gölgesi kısacık ve çamur saplı
Eski bir KİT alanında golf sahası tabelası.
Tek bacaklı yatırımcılarla kavgamız ne zaman dönüştü flörte?
Doğu-Batı tartışmalarını da hatırlıyoruz, kızıl fareleri, sermaye
düşkünü eti ve isteksiz "Birleşme"sini Almanya'nın. Peki öyleyse.
IX: BMV 735il
Alışveriş merkezi, garaj, Bratislava. Kobra simulatör seti
Bir daha bitebilir her şey. Her şey şimdi açık.
Ağzımda tutuyorum. Çünkü A) alacakaranlık
çöküyor ve hiç kimse için aslında açık değildir
olup bitenler—sadece olup bitmiştir
ve A)'yı mutlaka bir B) takip eder. Aşkın mantığı işte.
Tüm paramı dişli çark mandalına gömdüğümü hatırlıyorum
ve CD-çalar takılıyor.
Love, Love, (Ah! Yaşam!)
...
will tear us apart. Kim (işte!)
sınırları düşünür ki varmadan önce?
Göritz Avrupa'nın yarısını arabayla geçiyor, sonra havaalanların bekleme salonundan Amerika'ya doğru çeviriyor yüzünü. Onun yolculuğu, aşkın huzurlu ve dingin olabileceği topraklardan değil, ruhumuzu kanatan işaretlerin karmaşık ve kanlı coğrafyalarından alıyor gücünü. Göritz, okura başka coğrafyalardan, başka travmalardan seslense de ötekiliğin izini sürüyor; yıkımlardan sonra yaşama nasıl katılacağını anlamaya çalışıyor. Bu anlamda bize çok yakın. Hatta zaman zaman
Aşk İşaretleri'nin Cihan'ı düşüyor aklıma Göritz'in dizlerini okurken. Cihan'ın "Her sözün binlerce defa kırılarak yansıdığı boşlukta şeklini araması hazin görünüyor bana" dedikten sonra sokak sokak gezdiği sancılı yolculuğu bir ucundan Göritz'in aşkına ve dilsizliğine bağlanıyor âdeta.
Referans
Derrida, Jacques.
Writing and Difference. New York&London: Routledge, 1972.