Dinozorlara Dair Bilimsel Sorular ve Tartışmalar
12 Ekim 2019 Bilim Teknoloji

Dinozorlara Dair Bilimsel Sorular ve Tartışmalar


Twitter'da Paylaş
0

Günümüzde paleontologların, kalıntıları çok eksik durumdaki hayvanlara bir cins adı vermelerinin bazen imkânsız olduğu görülüyor. Böyle durumlarda sınıflandırmayı iyice karıştırmamak adına familyanın tanımlanmasıyla yetinmek daha iyi olabilir.

Dinozorlar hakkında her şeyi bildiğimizi söylemek aşırı iddialı bir yaklaşım olur. Zaten her yeni buluş dinozorlar hakkındaki birçok fikrin gözden geçirilmesine neden oluyor. Her ay dünyanın herhangi bir köşesinde bir dinozor gün ışığına çıkarılıyor. Ama çoğunlukla paleontologlar eksik iskeletlerle, hatta birkaç kemikle yetinmek zorunda kalıyorlar. O zaman paleontologlar için tuhaf bir araştırma süreci başlar: Kurbanın yeniden inşa edilmesi. Fosilleşmenin kemikler üzerinde hatırı sayılır mekanik sıkıntılara yol açması ve onların elimize çoğunlukla parçalanmış, ezilmiş, deforme olmuş şekilde ulaşması nedeniyle bu çalışma iyice güçleşir. Dinozorlar hakkındaki bilgimiz ancak deneme yanılma yoluyla ve peş peşe yapılan modellerle ilerler.

Öncülerimizin el yordamıyla ilerleme çabalarıyla alay etmek bir yana, hata yapma hakkını savunmalıyız

Birçok dinozorun adı eksik kısımdan hareketle, hatta bazen tek bir omur ya da dişten yola çıkarak kondu. 20. yüzyıl başında çok yaygın olan bu uygulama sonraki keşiflerle kıyaslama yapma olanağını ortadan kaldırıyordu. Halbuki bir hayvana yeni bir tür ya da cins adı vermeden önce yeni bulunan kalıntıları bilinenlerle kıyaslamak gerekir. Meşhur Megalosaurus cinsinin Alt Jura döneminden Üst Kretase dönemine kadar yayılan on sekiz türü mevcuttur. Ama zoolojik cinsin yüz milyon yıldan daha uzun bir zaman devam edebilmesi hemen hemen ihtimal dışıdır. Kesin bir tanımlama yapılmadığı için, kimliği belirlenemeyen büyük theropoda kalıntılarının hepsi Megalosaurus başlığı altında toplandı. 

Hiç bitmeyen bir sorun: Paleontolojik tür

Dinozor incelemelerinin en temel sorunlarından biri şu: İlk bakışta çok benzer olan iki dinozorun kemikleri arasında gözlemlenen küçük farklılıklar bireysel çeşitlilikler mi, değişik büyüme evrelerinin yansıması mı, aynı türün altında gözlemlenen cinsiyete bağlı çiftbiçimlilik midir yoksa bu farklılıklar aynı cins altında iki farklı türü mü tanımlıyor? Türlerin içindeki bireysel değişiklikleri bir nicelik ölçütüne vurmaya olanak verecek hiçbir yasa yoktur ve sınıflandırmanın taban birimi olan türün tanımı daha uzun süre, kongrelerde farklı görüşlere sahip uzmanlar tarafından tartışılacak. 

Türün ötesinde, bir evrimsel yakınsama örneği: Isı düzenleme sistemi

Bazı dinozorların kafataslarında tuhaf süsler vardı, ama kimilerinin de sırtlarında acayip ekler göze çarpıyordu. Omurlarının çıkıntıları çok aşırı uzamıştı. Bu özel durum, bir grup ya da familyaya özgü bir nitelik oluşturmaktan çok, paleontologların evrimsel yakınsama adını verdikleri olguyu yansıtıyor. Sırtlarında bulunan “yelken”in rolü hakkında ileri sürülmüş bütün varsayımlar içinde, şu anda en sağlam görünen ısı düzenleme işlevidir. Omurganın üstündeki bu ek parçanın gergin derisi içinden geçen kılcal damarlar kalori alışverişini üstlendi. Hayvan güneş ışınlarını dik alacak bir şekilde durduğunda bu yelken bir güneş enerjisi paneli gibi davranarak kanı hızla ısıtıyor ve kazanılan kalorileri hayvanın vücuduna dağıtıyordu. 

Sıcakkanlı mı, soğukkanlı mı? 

Isı düzenleyici sistemi, dinozorların fizyolojisi hakkındaki en ihtilaflı konulardan birini gündeme getirir. Günümüzdeki sürüngenlerin kanı, gündelik dilde söylendiği gibi “soğuk” değildir, ısısı bulunduğu ortama göre değişir. Colorado Üniversitesi’nden Robert Bakker yıllardır görüşlerini çeşitli gerekçeler ve çıkarımlarla destekleyerek dinozorların tıpkı memeliler ve kuşlar gibi sabit bir beden ısısı ürettiklerini savunuyor. Ancak beden ısısını üretmek ve korumak hatırı sayılır bir enerji harcaması gerektirir. Küçük bir etobur dinozorun homeoterm (sabit vücut ısılı) oluşu çekici bir varsayım gibi gözükse de otuz tonluk bir sauropoda için aynı şeyi söylemenin, bunun gerektirdiği enerji gidisi ve bu hayvanın sahip olduğu beslenme olanaklarıyla pek bağdaşmadığı düşünülebilir. Dinozorların şaşırtıcı çeşitliliği bu sorunu karmaşıklaştırıyor.

Bazı dinozorların doğuş koşullarıyla ilgili kimi kesin bilgilere ulaşmış durumdayız, ama büyümeleri ve uzun ömürleri hakkında aynı şeyi söylemek mümkün değil

Bu sorun özellikle büyük dinozorlar için önem kazanıyor. Yeni doğmuş birkaç kiloluk yavru, ebeveynlerinin boyuna ve ağırlığına, yani kimi zaman onlarca ton ağırlığa nasıl erişiyordu? Günümüzdeki sürüngen modellerinden hareket edildiğinde sadece iki çözüm önerilebilir. Ya ağır ama ağır, çok uzun bir süre, belki de bazen yüz yılı aşkın bir süre boyunca (bazı kara kaplumbağaları gibi) büyümek zorundadır ya da ömrünün ilk yıllarında hızla büyümektedir. 

Bir hayvanın ortalama ömrüne gelince, kemik ya da diş dokusu içindeki büyüme yapılarında varsayımsal bir dönemsellik arama çabaları uzmanların hepsini hiçbir zaman ikna edememiştir. 

Belki de dinozorlar İkinci Zaman’ın sonunda tamamen yok olmamışlardı: Belki de kuşlar onların soyundan geliyor

Kuşların ayaklarını kaplayan pullar ve gövdelerinin geri kalanında da biçim değiştirmiş pullar olan kuş tüylerinin varlığı onların sürüngenlerin soyundan geldiğini gösteren kanıtlardan biri. Ama kuşların atalarını ilk timsahlar olan thecodontia’ların yoksa dinozorların arasında mı aramak gerekir, uzmanları bölen soru budur. Tartışmanın göbeğinde Jura döneminin sonunda yaşamış ve bilinen en eski kuş olan Archaeopteryx yer alır. Materyal eksikliği yüzünden tartışma henüz sonlanmadı. 

(Kaynak: Jean-Guy Michard, Dinozorların Kayıp Dünyası, Ali Berktay, 2016, YKY)

Hazırlayan: Aslı İdil Kaynar


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR