Djuna Barnes ve Geceyi Anlat Bana'dan Çarpıcı 10 Alıntı

Djuna Barnes ve Geceyi Anlat Bana'dan Çarpıcı 10 Alıntı


Twitter'da Paylaş
0

Djuna Barnes, 20. yüzyıl modernist edebiyatının öncü isimleri arasında.

Djuna Barnes, 1892’de New York’ta doğdu. Bir süre serbest muhabir ve çizer olarak çalıştıktan sonra çok sayıda şiir, oyun, öykü ve roman kaleme aldı. İlk modernist roman kuşağından sayılan Barnes, 1921-30 yılları arasında genellikle Paris’te yaşadı, oradaki sanatçı ve yazar çevresiyle ilişkiler kurdu. Eserlerinde yer alan alışılmadık karakterler, cinsel yönelim çeşitliliğine yaptığı vurgu, şiirselliği varan lirik dil sayesinde kendi döneminde özgün bir yer edindi. Onun Geceyi Anlat Bana romanı okuru kendine has rayihasıyla sarhoş eder, ıstırabın derinlerinden bir inci çıkarır. Jeanette Winterson'ın “içinde bir incinin eridiği kadehten şarap içmek gibi” sözleriyle nitelediği okuma eylemi bir esrimeye dönüşür. Düşkünlerin, fahişelerin, müptelaların, hayal ve gerçek arasında salınırken ruhu arafta kalıp acı çekenlerin, gecenin mahremiyetine sığınanların hikâyesini belleklere kazıyan bu lirik metin, dönemin bohem hayatının atmosferini yansıtma kabiliyetiyle tarihten sisli bir kesit sunuyor. Djuna Barnes’ın en önemli ve en çok tartışma yaratan Geceyi Anlat Bana eserinden çarpıcı 10 alıntı.

1 Savaşta bir kere yere upuzun serilmiş ölü bir at görmüştüm. Zaman, kuşlar ve kendi son düşünceleri başını gövdesinden epeyce ayırmıştı. O kafaya bakarken belleğim gövdenin ağırlığını yüklendi ve o yitik nicelik yüzünden o baş toprağın üzerinde daha da ağırlaştı. Aşk da böyle, zamanı da alıp gittiğinde kendi ağırlığının anısını bırakıyor.

2 Kemiklerimiz ancak üzerlerinde ten oldukça sızlar. İstersen hasta bir kadının şakaklarındaki deri gibi gerip incelt onu, yine kemikleri sızlatmaya ve yerinden oynatmaya yarar; işte gece de sırf işkence çeksin diye günün başının üzerine geçirilmiş bir deridir. Gece eriyip gidene kadar huzur bulamayız; gecenin öfkesi ateşini söndürene kadar.

3 Bir âşığın kalbini paralayan şey, sevgilisinin daldığı gecedir; sırf geceden çıkarken yüzünde beliren gülüşün sırtlanına bakabilmek için onu aniden uyandırır.

4 Aşk kalbin tortusuna dönüşür, tıpkı bir mezardaki “buluntular” gibi. Nasıl bir mezarda gövdenin, giysinin, sonraki yaşam için gerekli aletlerin yerleri belliyse, bir âşığın kalbinde de sevdiği, silinmez bir gölge gibi mevcuttur. Nora’nın kalbinde Robin’in fosili, kimliğinin küçük bir oyması yatıyordu ve çevresinde, onu korumak için akıyordu Nora’nın kanı. Bu yüzden, Robin’in gövdesi asla sevilmeden kalamaz, çürümez, bir kenara atılamazdı. Robin artık zamansal değişimlerin ötesindeydi, ona can veren kan dışında. Bu kanın da dökülebileceği korkusu, Robin’in yürürkenki imgesini dehşetle düşürüyordu Nora’nın zihnine –Robin tek başına sokaklarda, tehlikede. Zihni sabitleniyor, korkusu yüzünden Robin kocaman bir kötülük mıknatısı halini alıyor, bütün felaketler ona doğru koşuyordu; uykularından haykırarak uyanırdı Nora, kaygının onu attığı düşler akıntısını baştanbaşa geri yüzerdi Robin’in gövdesini de beraberinde sürükleyerek, toprak canlılarının azıcık bir gayretle cesedi yeraltına çekmeleri, aşağı indikçe şeklini çimler üzerine nakşetmeleri gibi.

 5 Kurbanın atalık ettiği bir geleceği yaşadığı için bir türlü reddedilemeyen kesik bir el gibi Nora’nın reddedemediği kesik bir uzuvdu Robin de. Bileğin kesik eli özlemesi gibi, kalbi de onu özlerdi, giyinip “kendinden kurtulmak” için geceye çıkar, Robin’i bir kez olsun görebilmek için bulunduğu kafenin yanından geçerdi.

6 Meşe palamudunu düşünmek için ağaç olmak gerekir. Gece ağacı da tırmanılması en zor, kabuğu en dirençli, dalları en biçimsiz, dokundun mu elini yakan, bol reçineli ve insanın avcunu hesaba katmadığı kadar katrana bulayan bir ağaçtır.

7 Babam vasıtasıyla rüya görerek yapmıştım bunu babamın annesine, onlara gözyaşlarım ve rüyalarımla işkence etmiştim çünkü hepimiz bir başkasının rüyasında tekrar ölürüz.

8 Hayvanlar yollarını büyük ölçüde gelişmiş koku alma duyularıyla bulurlar. Biz hayvan olmamak için kendi koku alma duyumuzu kaybettik, peki yerine ne koyduk? Özgürlüğü daraltan bir ruh gerilimi.

9 “Okuru büyük bir üslup başarısı, olağanüstü güzel cümleler, göz alıcı bir kişileştirme ve mizah, Elizabeth dönemi trajedilerine çok benzeyen bir dehşet ve yazgı duygusu ile karşılaşmaya hazır olmaya çağırıyorum.” (T.S. Eliot Sunuş metninden)

10 “Geceyi Anlat Bana’nın öncelikle şiir okurlarına hitap edeceğini söylemek onun bir roman olmadığı anlamına değil, sadece şiirle terbiye edilmiş duyarlılıkların tam anlamıyla değerlendirebileceği kadar iyi bir roman olduğu anlamına gelir. Bayan Barnes’ın düzyazıya has bir düzyazı ritmi ve şiirden farklı bir müzikal yapısı var.” (T.S. Eliot Sunuş metninden)

Kaynak: Djuna Barnes, Geceyi Anlat Bana, Sel, 2017.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR