Dokunsal Mülkiyetin Devir Teslim Töreni: Anglosakso
7 Mayıs 2019 Edebiyat Şiir

Dokunsal Mülkiyetin Devir Teslim Töreni: Anglosakso


Twitter'da Paylaş
0

Neslihan Yalman’ın şiirlerindeki erotik arzu, namevcuta duyulan histerik ilgiden ve mevcudu dönüştürme isteğinin protest bir dışavurumundan ibaret görünüyor.

Neslihan Yalman’ın son şiir kitabı, önsöz denemesinde “İnsanların kaldıramayacağı şeyler yazıyordu. Yazmayınca, kendi kaldıramıyordu. / Hiçbir yere, hiçbir zamana, hiçbir topluluğa ait hissetmiyordu,” cümleleriyle okur gözlere sunulan Anglosakso, ismiyle kendini belli eden provokatif pornografik söylemi, eser boyunca sürdürmesiyle dikkat çekiyor. İncinme HalleriAm’a’erkil ve Tunç Gammaz’a Anglosakso’yu ekleyen Yalman bir yandan kadın şair olmanın zorluklarını adımlıyor, öte yandan erkek egemen söylemi tersine çeviren bir söylemle kadının cinsel öznelliğine sahip çıkıyor. Bir söyleşisinde; “İlk şiir kitabımda incinmiş bir kadın vardı. Yüzü daha çok doğaya dönüktü, esrik kalmaya çalışıyordu. Lakin, bugün geldiğimiz noktada, artık öyle bir körlük kalmadı. Kapitalizm bir yandan, din bir yandan, kişiliklerin parçalanması bir yandan, kadınlık diğer yandan, bunların her biri birer mücadele alanı yarattı. Sanat ortamının hali de maalesef görülüyor. Tıpkı, William Blake’in kuzudan kaplana, masumiyet şarkılarından deneyim şarkılarına geçişi gibi, bir hakikat farkındalığı yaşadım. Şimşek yedim! .... Dilim, varlığım, sanatım giderek sivrilmeye başladı. Bu durum hem Türkiye hem Türkiye sanat ortamı hem de benim için gerekliydi. Velhasıl, Norveçli, İsveçli bir şair, bir kadın şair gibi pastoral olana, minimal görüntülere, aşka/sevgiliye yönelmeniz mümkün değil. Politik-özneliğiniz sanatçılığınızı var kılıyor. Yaşadığınız zorluklar, çevrede yaşanan zorluklar metinlere sızıyor. Sanat camiasının eril bütünlüğü de bunu tetikliyor. Ben bu bütünlüğü zihnimle baltalamaya gelmiş biriyim,” diye detaylandırıyor şiir ilgisini.

Şiir ilgisinin temeline kimlikleri alan şair, çağın hakikatinden kopardığı pasajlar ile insan hâllerinin ortaya koyduğu çelişkiler ve çapraşıklık, maskelerin oluşturduğu gündelik ilişkiler çemberi ve bu çemberin daralttığı alanı genişletmeye çalışan bir şair profili çizerken özgürlük denemelerini özgünlük ile taçlandıran söylemini hep diri tutuyor. Kaos ve ritmik hareketlilik Yalman’ın şiirlerinde beliren iki özellik. Şiir sahnesini performansa dönüştüren şair, “anlam”a yeni bir görüntü kazandırma peşinde kurguluyor şiirlerini. Kate Millett’ın “cinsiyetin politik nitelikli bir sınıflama” olduğunu ileri süren savından bakarsak, Neslihan Yalman şiirlerinde cinsiyet öğesinin politik nitelikli bir sınıflandırma olarak işlev gördüğünü ısrarla belirtmeliyiz. Gündelik hayatın bir “erkek anlam” dünyasına dönüşmesine tepki olarak da değerlendirilebilecek tutumuyla erkek zihnin himaye ettiğini aynı sertlikte ve dozda, hatta biraz daha fazlasıyla kadın zihnin himayesine geçirirken “tersine bir dünya”nın mümkününde yer yer trajik olanı, yer yer varoluşun kendinden trajedisini, yer yer sınırların sınıfladığına karşı bir ironiyi gündeme getiriyor." Eagleton’a göre çoğu yorum hayat tarzımızın içine inşa edilmiş olduğundan onlara direnmek bizi bir mücadelenin içine sokar. Yalman, tam da hayat tarzımızın içine inşa edilmiş yorumları tersyüz etmeye, şiire kendi yorumunu eklemeye girişiyor. 

Richard Leppert, Sanatta Anlamın Görüntüsü: İmgelerin Toplumsal İşlevi adlı çalışmasında Raphaelle Peale'nin “Denizden Yükselen Venüs – Bir Aldatmaca” (uzun süre "Banyodan Sonra" olarak bilindi) tablosu üzerinden yaptığı okumada,  “kolundan ve sağ ayağından anlaşıldığı kadarıyla yüzü seyirciye dönük çıplak bir kadının resmi olma umudunu veriyor bizlere. Ve galiba kadın tamamen çıplak ki, seyircinin en fazla görmek istediği yer olan cinsel bölgeler, giysi ya da perde tarafından gizleniyor. Fakat burada seyirciyi heyecanlandıran ve sarsan şey zaten neredeyse hiçbir tarafı görünmeyen kadının kendisi değil, onu saklayan perdedir. Ağız sulandıracak bir görüntüyü örterek seyirciyi deli eden, çarpıcı şekilde gerçek ve kendi işini çok iyi gören bir perde. Bütün imgelerde mevcudun dönüşümü söz konusudur. Dolayısıyla imgelerin indirgenemez ve tercüme edilemez nihai önemi, dünyanın daimî mevcudiyeti ile arzuladığımız şekilde ancak nadiren mevcut olması arasındaki kesişme ve kaçınılmaz çelişkide kök salar. Namevcuta duyulan arzu. Mevcudu sürekli dönüştürür…” satırlarının altını çizer. Leppert, gizil bırakılmıştaki potansiyelin sanat yapıtının karakterine nasıl nüfuz ettiğini de sorgular bir bakıma. Bu sorgulama, işlev üzerine çalışmaz yalnızca; işlevsizliğin defosu olarak gördüğü alanı imge boyutuyla ele alır, bu ele alışta insanlığın atalarından ve analarından getirdiği toplumsal genlerin sınandığı bir alanı da imge boyutuyla ele aldığı alanın yanına yedekler.

“perdenin yırtığından izledim sizi/ şeytan kendini içinizde doğrarken” dizelerinin şairi Neslihan Yalman’ın şiirlerindeki erotik arzu da namevcuta duyulan histerik ilgiden ve mevcudu dönüştürme isteğinin protest bir dışavurumundan ibaret görünüyor. İronik durumla birlikte yürümesi ne ironinin hedeflenmesinden ne de libidonun harekete geçirilmesinden kaynaklanıyor; tersine mevcudu dönüştürmenin bir özgürleşme ve özgünleşme alanı olarak belirebilme ihtimaline göndermeler içeriyor. Ama erotizmin hem öznesi hem nesnesi olan bedene kazandırdığı otonomi, mevcut argoya karşı tersinlenmiş bir kadın argosu üretebiliyor. Yüzeysel olanı derinleştiriyor bu sayede Yalman, modernle buluşmasını gelenekselleşmiş kabulleri, putlaşmış gündelik hayat ritüellerini, klasik kimlikleri ve toplumsal cinsiyet rollerini topa tutarak gerçekleştiriyor. Bu sıkıntılı bir modernlik temsili sunsa da sürekli hazzı beslediğinden sıkıntıdan türeyen modernliği kadın bedenini gizleyen perdenin işleviyle eşleştirme fırsatını da ele alıyoruz. Yalman, perdeyi kaldırma ısrarını sürdürüyor ilk yapıtından bu yana. Şeffaflığın itibarını geri kazandırmak gibi bir niyeti olmasa da bu alanı evcilleştirmeye çalışan dile karşı daha hırçın ve bu hırçınlığını erotik hatta onu da aşan pornografik söylemden edinen bir dil ileri sürüyor. Bu da onu döneminin tüm kadın şairlerden olduğu kadar tüm şairlerden farklılaştırıyor. Türkçeden gelen bir ustası yok, muhtemelen Türkçeden çıkacak takipçileri de olmayacak! Cesaret ile kuramsal yetkinliğin bileşkesinde bir şiire çalışıyor. Kendini bildirdiği yeri inşa ediyor bir bakıma, pek çoklarının inşa edilmiş yapılardan kendilerini bildirdikleri bir çağda buradan da üretiyor farkını. 

Öte yandan Yalman şiirlerinin asıl işlevselliği cinsel ötesi olmalarından geliyor. Şair, duyma düşüncesini yeniden kazanmak ve hipergerçekliğin tedavülden kaldırdığı arzuları geri çağırmak üzere bir kurgusallık geliştiriyor. Yeri gelmişken söylemek gerekirse, şiirde de düzyazıda olduğu gibi bir kurgunun gerekliliğini gündeme getiriyor. Sanatın Kurduğu Komplo’da Baudrillard, “Her yeri sarıp sarmalayan pornografi duyma düşüncesine nasıl bir son verdiyse çağdaş sanatta illüzyon üreme arzusuna bir son vermiştir. Pornografi insanda arzu adına ne varsa alıp götürmektedir. Tüm arzuların su yüzüne çıkması ve gerçekleştirilmesinden sonra şimdi de cinsellik ötesi yani göstergeler ve imgelerle tüm sırları ortaya çıkartılan ve açıklanmadık bir noktası bırakılmayan cinselliğe tüm gizemini yitiren bir cinsel yaşantı sürdürmeye başladık. Burada kullanılan cinsellik ötesi deyimi, arzu illüzyonuyla değil, hipergerçek imgelerle ilgilidir,” derken imgenin kulvarını da çizmişti bir bakıma. Yalman’ın şiirlerindeki imgesellik çağın hakikatiyle kıyaslanan yeni bir türe karşılık geliyor. Öte yandan, bu tür bir şiirin Türkçede son on yıllarda denenmeye başladığını söylemek zorundayız. Ama Yalman’da, edebiyat ortamındaki genelleştiği ve kuramlaştığı anlamıyla deneysellikten de söz edemeyiz. Söylemindeki kışkırtıcılık bakışlarımızın özgür olmadığına ve dokunsal mülkiyetin yoksunluğuna dikkat çekiyor. Leppert’tan söylersek bu, “Bakışlarımızın özgür olmadığına, tam tersine imgeyi bizlere sunan kişilerin ön-izleme yapmış olan gözlerine bağımlı olduğuna işaret ediyor. Bu farazi ön-izleme, soyut teolojik sembolizmle ya da seküler alegoriyle değil, tamamen mülkiyetle ilgili bir şeydir. Dokunsal mülkiyetle ilgili.”

Yine de hipergerçek imgelerle örülmüş Yalman şiirlerinde lirik dokunuşlara da rastlıyoruz, mülkiyetini teslim etmek istedikleri türden: “bir akşam beni sende ölü bulacaklar”, “sana âşık olmasaydım, seni doğurmak isterdim”, “gökyüzü avuçlarınızdan başınıza dökülsün”, “unutmadı, ama hatırlamıyor da!..”, “nereye uzadığını bilemez insan”, “soru yorum: rol çalmalarla oyalanırken saatler / önüme baksam niye bu çatlattığım uçurum? / geçmişim, boydan boya üstü çizilmiş aşk/ niye ben seni her bulduğumda / adressiz sokaklardan geçerek kaybediyorum?” Kadın şairin şiirde dokunsal mülkiyeti kazanmak gibi bir meselesi var. Abdülkadir Budak’ın kadınları kendi tenlerini yazmaya davet ettiği şu satırlar, bu dokunsal mülkiyet meselesinin devir teslim törenine işaret eder: “yazdığı şiirde kendi tenine dokunmayı göze alamıyorsa kadın şair, şiirin tenine asla dokunamayacaktır.” Yalman, şiirin tenine dokunmakla kalmamış Anglosakso’da, kadın sesinin serpilip gürleşmesine bir patika açmış: “kadınlığınızdan fazla ödün vermeyiniz / sonra bodur kalırsınız.” Ödünsüz şiir pratiğiyle, sağır hayatın erkekler dünyasına seslenen Neslihan Yalman'ın şiirleri birer regl sancısı:

“esirgiyorum kendimi sizden 

kepenkleri kapalı bir çarşı olarak” 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR