Dönüşüm- Beden Temsilleri Ekseninde Metin İncelemesi
10 Şubat 2018 Edebiyat Kültür Sanat Roman

Dönüşüm- Beden Temsilleri Ekseninde Metin İncelemesi


Twitter'da Paylaş
0

Gregor’un bir böceğe dönüşmesinden ziyade, ailesinin ona karşı nasıl dönüştüğü ve bu dönüşümün arka planında yatan dinamiklerin de Kafka için ne denli önemli olduğu açıkça belirtilmesi gereken hususlardır kanımca.
Ekrem Baş
Gregor Samsa bir sabah uyandığında kendini dev bir böceğe dönüşmüş şekilde buluyordu. Beden temsilleri çerçevesinde inceleyecek olduğum Franz Kafka’nın bu karakterinin hikâyesi tam da böyle başlıyordu. Önce acılar içinde kıvranıp ailesine durumu belli etmemeye çalışacak, sonrasında müdürünün de –işe gelmemesinden dolayı– evini ziyaret etmesiyle işler iyice rayından çıkacaktı. Tüm bunlar beraberinde Gregor Samsa’nın normal insanlar gibi çalışmasını ve eskisi gibi para kazanıp ailesine katkıda bulunmasını engelleyecekti. O artık bakıma muhtaç iri bir böcekti. Zira bu fantastik olaydan sonra yavaş yavaş ailesinin ona karşı olan tavırları değişecek; önceleri görmeye dayanamayacak, sonra (ekonomik durumları kötüleşip ondan da ümidi kestikçe) ona karşı kızgınlıkları artacak ve öldürmeyi dahi düşüneceklerdi. Gregor’u koşulsuz seven tek kişi olan kız kardeşi dahi, önceleri onun bakımını üstlenmişken, parasal sıkıntıların ucu ona da dokununca tıpkı anne-babası gibi koşullanacak ve onu yalnız bırakacaktır. Dönüşüm’ü bu perspektifte inceleyecek olursak, bir yanda Gregor Samsa’nın böceğe dönüşümü, diğer yandan ‘toplumun’ metaforu olan ailenin ona karşı dönüşümü karşımıza çıkmaktadır. Gregor Samsa’nın böceğe dönüşmesi öncelikle Karl Marks’ın ‘yabancılaşma’ kavramı ile ilintili. Yazımda ‘yabancılaşan beden’ olarak isimlendireceğim bu aşamanın üzerinde çok durmayacağım. Fakat yine de bu konuda bazı hususlara açıklık getirmem gerekecek. Eserde, Kafka uzun uzadıya Gregor’un çalışma koşullarından bahsediyor. Bu koşullar oldukça ağır olmakla birlikte, Gregor’un bu halini bizzat Marks’ın kapitalist pazarın ve kapitalist toplumsal sistemin işçi üzerinde yarattığı yabancılaşma ile açıklamak mümkün. Bunun sonucu olarak insan kendi doğasına yabancılaşır. Böylece insan kendine, kendi emeğine, ilişkilerine, dünyaya ve yaşama yabancılaşır. Kapitalist pazarın bir unsuru olarak işleyen çarklardan biri haline gelir. Öyle ki Kafka’nın böcek metaforu tam da buna işaret etmektedir. Ahmet Cemal’in kaleme aldığı “Dönüşüm’e Sonsöz” yazısı da bu düşünceyi destekliyor: “Dönüşüm, hiyerarşi ve otorite düşüncesiyle temellenen, bu amaçla sözü edilen düşünceyi önce aile kurumu içersinde odaklaştıran toplum içindeki birey ve bedenin tragedyasıdır. Gregor Samsa, dönüştüğü güne deyin çeşitli kölelikler içerisinde yaşamış bir toplum tekidir; işyerinde köledir; aile içerisinde köledir ve zincirleri içersinde uslu oturduğu sürece de benimsenip sevilir. Başkaldırı bilinçaltında başlar; bu bilinçaltı kendine uygun formu yaratır: Gregor Samsa’nın böceğe dönüşmesi gerçekte artık başkalaşmasıdır. Böceğe dönüştüğü andan başlayarak, toplum ve ailesinin ona ilişkin –onu tutsak kılan– beklentileri, artık sonuçsuz kalmaya yargılıdır; böceğin iğrençliği, çizgisi sürüyle uyuşmayan bağımsız bireyin iticiliğiyle özdeştir. Anlatıda toplumu simgeleyen aile, önceleri ümidini yitirmez; yeni Gregor’a hareket alanı sağlayabilmek için odasının biraz boşaltılması gerekmektedir. Ama anne buna karşı çıkar ve ilginç olan karşı çıkış gerekçesidir: ‘Bence en iyisi, odayı eskiden nasıl idiyse aynen öle korumaya çalışmamızdır. Böylece Gregor yine aramıza döndüğünde her şeyi eskisi gibi bulur, arada olup bitenleri unutması da o ölçüde kolaylaşır.’ Burada –sözde anne sevgisiyle– Gregor’un unutması istenen onun gerçek anlamda bağımsız olabildiği zaman parçasıdır; Gregor sürüye dönebilmek için böceklikten çıkmalıdır ve sürüyle yeniden uyum sağlayabilmesi için böcek olduğu dönemi unutmalıdır. O zaman yine annesine ve babasına uyabilecektir; içinde yaşadığı topluma eskisi gibi ‘hizmet’ edebilecektir. Gregor’un yeniden ‘insan’ olmasından artık ümit kesildiğinde kız kardeşinin söyledikleri, bu durumu daha da vurgular: ‘Buradan gitmeli... tek çare bu, baba. Ama onun Gregor olduğu düşüncesini kafandan atman gerek. Bizim asıl felaketimiz, bunca zaman bu düşünceye inanmış olmamız. Fakat o nasıl Gregor olabilir ki? Gregor olsaydı eğer, insanların böyle bir hayvanla birlikte yaşamalarının olanaksızlığını çoktan anlar ve kendiliğinden çıkıp giderdi...’ Kafka’nın gülmece öğesi de burada bizi karşılamaktadır; Çünkü sözü edilen ‘hayvan’, asıl ya da olması gereken insandır...” İkincisi ise beden ve doğa arasındaki amansız hegemonik mücadele. Bu hususta Gregor Samsa’nın böceğe dönüşümünü anlayabilmek için bazı kuramsal açıklamalara ihtiyaç duyabiliriz; beden ile doğa arasındaki hegemonya mücadelesi göçebe ve yerleşik toplumlarda farkı tezahür etmektedir. Toplum ve iktidarın tarihsellikte biriktirdiği her türlü kültürel, hukuki vb. Katman, bedeni kanonlaştırmak, içinde bulunduğu yapıya uygun bir forma sokmak ister. Bu başarıya ulaşırsa doğanın beden üzerindeki hegemonyası kurulmuş olur. Bu noktada bedenin bu hegemonyaya nasıl reaksiyon göstereceğini düşünmek gerekir. Yerleşik toplumda beden hegemonyayı kabul etmiş görünüyor. Uygarlık adına, birer giysi olan davranışlar dahi doğa tarafından dizayn edilmiştir. Sözgelimi doğa, er türlü groteskliğe ve taşkınlığına karşın, bedeni h ‘deli’ olarak yaftalamakla tehdit eder. Meydanlar, alışveriş merkezleri, metro istasyonları tekrar tekrar idealize ettiği insanı inşa ederek kurallı topumu oluşturacak olan bireyi peyda ederler. Zira iktidar önce bu ilişkisizlik mekânlarında insanları ayrıştırıp yarattığı kapalı bedenlerle onları bireycilciğe iter, sonrasında toplama merkezlerinde tekrar bir araya getirip onlara yapma kimlikler biçer. Bu sürerliğe başka sistemlerin de eklemlenmesiyle ortaya çıkan ‘bireycilik’, içinde barındırdığı birçok oryantalist perspektiflerle, son tahlilde bize bireycilik diye bir şey olmadığını gösterir. Toplumsal ağlardan kopuk olan insan modeline işaret ediyordu bu kavram... Anthony Gides’in “kişi, ontolojik varlığını rutin içinde aradı, gönülsüz eklemlendiği rekabetlerde kendini, yine kendini ararken buldu” sözü de buna işaret etmektedir. “Kafka’nın düşüncelerini geliştirdim: ‘Büyük Fransız Devrimi’nden önceki gibi bir akım. O zaman doğaya dönelim, deniliyordu.’ ‘Evet!’ diye başını salladı Kafka. ‘Ama bugün daha ileri gidiliyor. Yalnız söylenmiyor, yapılıyor da. Hayvana geri dönülüyor. Böylesi, insanca yaşamaktan çok daha kolay. Herkes sürüye katıldığından ötürü güven içerisinde, kentlerin yollarından geçip işe, yemliklerin başına ve eğlenceye gidiyorlar. Tıpkı büroda olduğu gibi, sınırları iyice çizilmiş bir yaşam. Böylesi bir yaşamda mucizeler değil, yalnızca kullanma talimatları, doldurulacak başvuru formları ve kurallar var. Özgürlükten ve sorumluluktan korkuluyor. O nedenle insanlar, kendi yaptıkları parmaklıkların ardında boğulmayı yeğliyorlar.” (Kafka’nın Gustav Janouch’la konuşmalarından, 1920-23) Göçebe toplumun var ettiği beden ise doğanın hegemonyasını kabul etmiyor. Göç olgusuyla birlikte statik mekân, katman ve bedeni forma sokacak standardizasyon kurumlarının oluşması çok zordur. Dişlerinin beyazlığını göstermek için ağzını sonuna kadar açan grotesk bedeni ‘deli’ olmakla tehdit edecek yapılarında olamayacağını söyleyebiliriz böylece. Yağmur mevsiminin sonunda Nijerya’nın Sahel steplerinde yaşayan Wodaabe Göçebe Halkı’nın Gereewol adlı eş seçme törenlerindeki, makyaj yapan erkeklerin gözlerini ve ağızlarını açabildikleri kadar açıp dans etmeleri buna iyi bir örnektir. Doğa üzerinde sürekli yer değiştiren beden ve toplum (ki toplum da bir bedendir) için bir ‘akış’tan bahsedebiliriz. Toprak parçasına sadık olmadan üzerinde sürekli hareket eden bir nevi ‘kayan’ bedenlerin yüzlerindeki ‘ahlak-tanımaz kayış’ı da böylece anlamlandırabiliyoruz. Fakat Gregor Samsa elbette bu dünyaya ait değildir. O yukarıda bahsettiğim yerleşik-kent toplumu içerisinde kemikleşmiş bir bedenin kişisidir. Ailesinin günden güne Gregor’dan nefret eder konuma geçmesini de anlamaya çalışmamız gerekiyor. Gregor, bu böceğin içinde bir yerlerde saklı olduğu ve her an geri gelebileceği umudu zayıfladıkça, ailesinin gözünde giderek bir ucube kıvamına ulaşıyor. Bu durum bizi Johann Lavater’in fizyognomi çalışmaları üzerine düşünmeye götürüyor. Lavater, insanların dış görünüşüne bakarak ruhsal durumlarını kestirmeye çalıştığı gibi, bedenin parçalarının şeklinden, renginden ve diğer özelliklerinden, insanın ahlak ve doğasına dair bilgilere ulaşmayı amaçlıyordu. Gregor’un ailesi tıpkı bir fizyognomist gibi onu gözlemliyordu. Ona karşı olan koşullu bağlılıkları (eve para getiren oğul), bu koşulların gerçekleşememesiyle zamanla son bulacak ve bu böceğin bir ‘yoz beden’ olduğuna, onun artık Gregor’u kendi potasında eriterek yok ettiğine inanacaklardır. Gregor zamanla duvarlarda gezinmeye başlayacak, uluorta yerlere pisleyecek, hatta böylece kendisini daha iyi hissedecektir. Bu aslında, onu gözlemlerken şekillendirmeye de çalışan aile’ye (iktidar) karşı grotesk bir başkaldırıdır. Çünkü grotesk beden, iktidarın istediği kapalı bedenin aksine, gözenekli geçirgen yapısıyla çok da ‘yasal uygarlık’ telaşı olmayan evrenin akışıyla sürekli ilişki içinde bulunan bedendir. Üstelik Gregor’un bu yeni biçimi, yirminci yüzyılın Sosyal-Darwincileri olan Ernst Kretschmer ve William H. Sheldon ikilisinin, insanın evrimsel gelişimine göre belirledikleri beden tip ve mizaçlarından da hiç birine uymuyordu. Temelinde ırkçı düşüncelerin yattığı bu fikirlerin yanında, Gregor’un ailesinin ondan kurtulma niyeti, bize özellikle Ari Irk İdeolojisi’ne inananların tahayyülü olan ‘toplumdaki yoz bedenleri teşhis edip ortadan kalma’ projesini anımsatıyor. Tüm bu bilgi ve yorumlar ışığında, Gregor’un bir böceğe dönüşmesinden ziyade, ailesinin ona karşı nasıl dönüştüğü ve bu dönüşümün arka planında yatan dinamiklerin de Kafka için ne denli önemli olduğu açıkça belirtilmesi gereken hususlardır kanımca. “Son konuşmamızda bana, Ottomar Starke’nin Dönüşüm için bir kapak resmi hazırlayacağını yazmışsınız. Bunu okuyunca küçük ama sanatçıyı ‘Napoleon’dan tanıdığım kadarıyla, herhalde çok gereksiz bir korku uyandı içimde. Yani Starke gerçekten bir kitap resimleyicisi olduğundan, doğrudan böceğin resmini yapmaya kalkışabilir gibi geldi bana. Sakın yapmasın böyle bir şey, lütfen! Niyetim, böylece onun yetki alanını kısıtlamak değil, öyküyü doğal olarak daha iyi bildiğim için, kendisinden yalnızca bir ricada bulunuyorum. Böceğin resmi yapılamaz. Dahası, uzaktan bile gösterilemez. Böyle bir niyet yoksa eğer ve dolayısıyla isteğimde gülünç kaçıyorsa – daha iyi. Ricamı iletir ve desteklerseniz size çok müteşekkir kalırım. Resimleme için benim öneride bulunmama izin verilseydi eğer, o zaman anneyi, babayı ve Müdür beyi kapalı kapının önünde gösteren veya daha da iyisi, anneyi, babayı ve kız kardeşi aydınlık odada, yandaki karanlık odada açılan kapıyı da açık dururkenki sahneleri seçerdim.” [Kafka’dan Kurt Wolff Yayınevi’ne, Prag, 25 Ekim 1915] Bu yazımda öncelikle Gregor Samsa’nın bir böceğe dönüşümünü kurgusal ve kuramsal olarak anlamaya çalışırken, Gregor’un yaşadığı köle hayat(lar)ını dönüşümün sebeplerinden biri olarak değerlendirerek, onun yeni formunu ‘yabancılaşan beden’ diye isimlendirip Marks’ın penceresinden anlam yüklemeye çalıştım. Fakat dönüşümü bununla sınırlı tutmak eksik-tanımlı, cüretkâr olacaktı. Akabinde bir başkaldırıdan, bilinçaltında başlayan bir başkaldırıdan bahsettim; elbette bu bilinçaltı kendine uygun formu yarattı: yeni Gregor. Bu başkaldırıyı, yerleşik toplumlardaki, beden üzerine hegemonya kurmuş olan her türlü iktidarın, onu kanonlaştırma –belki de sistem adına işlevsel bir meta, pragmatist bir nesne– formuna sokma girişimlerine grotesk bir tavır olarak tanımladım. Çünkü o, tam da böyle bir kent hayatı sürmekteydi ve Kafka bu ayrıntıları okura aktarmakta oldukça cömert davranmıştı. Kafka’nın yayınevine yazdığı mektupta tarif ettiği kitap resmini düşündüğümüzde de tekrardan anladığımız, Gregor’un ailesinin tıpkı bir fizyognomist gibi onu gözlemlemesi, Gregor’un geri gelmemesi ve ona karşı olan koşullu sevgilerinin (koşulların gerçekleşmemesiyle) son bulması olayları; aynı zamanda ailesinin de ona karşı bir dönüşüm yaşadığının göstergesiydi. Onu gittikçe yoz beden olarak görmeleri, yeri geldiğinde ondan kurtulmak istemeleri, iktidarın her türlü grotesk tavrı ortadan kaldırma isteminin metaforuydu elbet. Nihayetinde yeni Gregor, Sosyal-Darwincilerin ortaya koydukları hiçbir tip ve mizaca uygun olmayan –sözümona– bir yoz bedenden ibaretti onlara göre. Ailesinin, bu durum ve olaylar karşısındaki amacını ise; ‘Ari Irk’ ideolojisine gönderme yaparak Gregor Samsa ve ailesi arasındaki rekabeti ‘beden-doğa’ metaforları üzerinden anlatmaya çalıştım.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR