Dönüşüme Çağrı
18 Ocak 2019 Edebiyat

Dönüşüme Çağrı


Twitter'da Paylaş
0

Açık havada bir yüzeyde öylece asılı duran altın renkli pupanın, namıdiğer krizalitin kelebeklerce oyulup çıkarıldığı an bilhassa dikkatimi çeker. 

Çinli bir filozof varmış, kelebek olduğunu düşleyen Çinli bir filozof mu yoksa filozof olduğunu düşleyen bir kelebek mi olduğuna kafa yormuş ömrü boyunca. 

Dönüşüm. Muazzamdır dönüşüm. Bilhassa kelebeklerin dönüşümü... Gerçi seyri şahane de olsa, larvadan pupaya ya da pupadan kelebeğe dönüşüm, süreci bizzat yaşayan için pek hoş değildir. Her tırtıl tuhaf bir rahatsızlık hissiyle sarmalandığını hissetmeye başladığı o zor ânı yaşar. Boynunun yakınlarında başlayıp dayanılması güç bir kaşıntıya evrilen bir tür sıkışmışlık hissidir bu. Elbette bu erkek tırtılın deri değiştirmelerinin bir evveliyatı vardır; gelgelelim bu, o andaki gıdıklanma ve zorlanma hissiyle bir tutulamaz. Ya o sımsıkı, kuru derisinden kurtulacak ya da ölecektir. Tahmin edebileceğiniz gibi, derisinin altında pupadan bir zırh –ki nasıl da rahatsızlık verir zırhı saran deri– çoktan şekillenmeye başlamıştır: Açık havada bir yüzeyde öylece asılı duran altın renkli pupanın, öbür adıyla krizalitin kelebeklerce oyulup çıkarıldığı an bilhassa dikkatimi çeker. 

Tırtıl bu korkunç hisle baş etmenin bir yolunu bulmalıdır. Kendisine uygun bir yer arar. Bulur da. Bir duvar ya da bir ağaç gövdesi boyunca sürünerek ilerler. Tüneğin alt yüzeyini ipekle örerek bir tutamak hazırlar. Kuyruğunun ucu ya da en arka bacaklarıyla buradan tutunarak baş aşağı sarkar. Bu haliyle âdeta ters bir soru işaretine benzer, gerçi ortada bir soru vardır: Nasıl olup da derisinden kurtulacaktır? Bir kıpırdanır, iki kıpırdanır – derisi sırt bölgesinden yırtılıp açılır ve sanki sosis şeklindeki elbisesini çıkarmaya çalışan bir insan gibi, omuz ve kalçalarının yardımıyla yavaş yavaş deriden kurtulur. Ardından en kritik an gelip çatar. Anlayacağınız üzere, en sondaki bir çift bacağımızla baş aşağı asılı durduğumuzdan, şimdi asıl mesele derinin tamamını –hatta sayesinde asılı durduğumuz bacaklarımızı saran deriyi dahi– söküp atmayı düşmeden nasıl başarabileceğimizdedir.

nabokov

Öyleyse üzerindeki deriyi kısmen soyunmuş şu gözüpek ve inatçı küçük erkek bunu nasıl başarır? Arka bacaklarını baş aşağı sarktığı ipek tutamaktan kurtararak büyük bir ihtimamla çalıştırmaya başlar – hayranlık uyandıran bir kıvrılma ve silkelenme hareketiyle âdeta ipek tutamaktan sıçrayıp kopar, kalan parçalardan kurtulur ve hiç vakit kaybetmeden aynı silkelenme, kıvrılma ve sıçrayışı gerçekleştirerek, soyunduğu derinin altında, bedeninin en uç noktasındaki kanca yardımıyla yeniden tutunur. Nihayet bütün deri aşağı düşer; o anda açığa çıkan sert ve ışıldayan yüzey –incecik daldan sarkan kundakta bir bebeği andıran– pupadır, diğer bir deyişle altın rengi boğumları ve zırhlı kınkanatlarıyla pek güzel bir krizalit. Pupa evresi birkaç günden birkaç yıla değin sürebilir. Küçük bir çocukken bir atmaca güvesi pupasını yedi yıl gibi bir süre boyunca bir kutuda muhafaza ettiğimi hatırlarım, öyle ki içindeki halen uykudayken ben liseden mezun olmuştum – sonunda kozadan çıktı elbette ama onca yılın ardından hoş bir yanlış tahmin neticesinde, bir tren yolculuğu sırasında. Konuyu dağıtmadan kelebek pupamıza dönelim.

İki ya da üç hafta geçtikten sonra bir şeyler olmaya başlar. Pupa mümkün mertebe hareketsiz asılı durmaktadır; derken bir gün müstakbel kusursuz böceğin kanatlarından katbekat küçük kınkanatlar arasından, her bir kınkanadın boynuzsu dokusu arasından gelişmekte olan kanadın minyatür bir deseni, zemindeki rengin hoş kırmızılığı, kenarlarının koyuluğu ve henüz gelişmemiş göz biçimindeki benekler ilişir göze. Bir ya da iki gün geçer ve dönüşümün son halkası da gerçekleşir. Tırtıl derisini nasıl yırttıysa, pupa da öyle yırtılır –bu, değişimin gerçek manada son görkemli ânıdır ve kelebek dışarıya süzülür– kurumak için dalda baş aşağı asılı durma sırası şimdi ondadır. Başlangıçta güzel değildir bu dişi hayvan. Hayli ıslak ve kirlidir. Gelgelelim serbest kalan esnek uzuvlar zamanla kurur, genişler, damarlar yeni kollara ayrılır ve sertleşir – yirmi dakika ya da daha uzun bir sürede artık uçmaya hazırdır. Fark etmişsinizdir, tırtılın bir erkek, pupanın cinsiyetsiz, kelebeğin ise bir dişi olduğunu. Büyük ihtimalle aklınızdan geçen soru şu: Kozadan çıkmak nasıl bir his? Şüphesiz ki kan beyne hücum eder, nefessiz bırakan tuhaf bir duygu heyecan yaratır; neden sonra etrafta süzülen gün ışıkları arasından gözler görüverir, kelebekler görüverir dünyayı, soluk soluğa kalan böcekbilimcinin geniş ve korkunç çehresini.

Şimdi Jekyll’ın Hyde’a dönüşmesini konuşabiliriz.

İngilizceden çeviren: Gözde Serteser

* Brian Boyd ile Robert Michael Pyle’ın editörlüğünü üstlendikleri ve açıklayıcı notlar ekledikleri Nabokov’s Butterflies (Nabokov’un Kelebekleri) adlı kitaptan alınan bu parça, Nabokov’un 1940’lı ve 1950’li yıllarda Wellesley ve Cornell’da verdiği meşhur dersler kapsamında kaleme alındı (ancak hiçbir zaman sözlü aktarılmadı). Bu başlığın konusu Robert Louis Stevenson’ın Dr. Jekyll ve Bay Hyde’ın Tuhaf Hikâyesi romanıdır.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR