Dorian Gray'in Portresi'nden Ahlak Anlayışını Sorgulayan Sözler

Dorian Gray'in Portresi'nden Ahlak Anlayışını Sorgulayan Sözler


Twitter'da Paylaş
0

Biz bu dünyaya ahlaki önyargılarımızı sergilemek için gönderilmedik. Sıradan insanların söylediklerini hiç ciddiye almam; seçkin insanların yaptıklarına da hiç karışmam.

Oscar Wilde şiir, deneme, kitap eleştirisi, öyküler, masallar yazdı ve bütün sanatların beyhude olduğunu düşünüyordu. Dönemin en popüler entelektüelleri arasındaydı. 1890 yılında yayımlanan tek romanı Dorian Gray’in Portresi’nde on dokuzuncu yüzyıl Victoria dönemi İngiltere’sinin ahlak anlayışını sorguladı. Kitapta "ahlaksızlığı yücelttiği" için büyük tepki alan yazar, sanatın, özünde ahlak dışı olduğunu savundu. “Günümüz ahlakı, insanın, yaşadığı çağın ölçütlerini kabul etmesi demek. Ben iyi yetişmiş bir insanın yaşadığı çağın ölçütlerini benimsemesini, en çirkin türden bir ahlaksızlık sayıyorum.” Kitapta bu ve benzeri cümleler, eleştirmenler, tutucu çevreler ve sosyete tarafından yazarın adeta linç edilmesine neden oldu. Ayrıca eşcinsel öğelere yer vermesi başına büyük dertler açtı, hapsedildi, çıktıktan sonra ülkeyi terk etti ve sefil, beş parasız bir halde Paris’te öldü. Kitap birçok dile çevrildi, farklı zamanlarda her dilde sansüre uğradı. Tıpkı yaşlanmayan kahramanının öyküsü gibi kitap da yaşlanmadan günümüze kadar geldi. Okur olarak bize, geçmiş üzerinden günümüzü, geleceği anlatıyor ve karanlık yanlarımıza göndermede bulunuyor.

Kitapta sanat, eğlence, moda, aşk, para, ilişkiler ve hayata dair çok şey var. Karakterlerin birçok konu üzerine konuşmalarında, yer yer günümüzü de aşan sıra dışı düşünceler yer almakta. Dorian Gray’in günümüzde hâlâ genç kalmasının altında yatan neden kapalı, toplum tarafından baskılanan arzularımızın sözcülüğünü yapmasıdır. Kitabın ana karakteri Dorian Gray sadece kadınların değil, erkeklerin de ilgisini üzerine çekecek kadar yakışıklı ve etkileyici bir delikanlıdır. Herkes gibi o da yaşlanmaktan ve ölmekten korkar, portresinin kendi yerine yaşlanmasını ister ve karşılığında ruhunu şeytana satar. Lord Henry’le dostlukları, içinde saklı kötü, gerçek ya da bastırdığı yanı ortaya çıkarır, yaşamı haz üzerine kurgular, hazzın temelinin kötülükte olduğunu düşünür ve hazzı sonuna kadar yaşar. Şeytan, ruhunu bilgi karşılığında satın aldığı Faust’a vermediği mutluluğu, Dorian’e de vermez ve bu konudaki düşüncesini, Her türlü hazzı tattım ama mutluluğu asla, diyerek dile getirir. Dorian’in işlediği günahlar zamanla portresinde bir kusur, yaşlılık belirtisi ya da çirkinlik olarak ortaya çıkar. Tiyatro oyuncusu Sybil Vane aşık olan Dorian, dostu Lord Henry’in etkisiyle kızdan soğur ve kendini Londra’nın batakhanelerinde uyuşturucu ve cinselliğin burgacında yaşanan sınırsız eğlenceye verir. Sevilmediğini anlayan kız terk edildiği gece intihar eder.

Dorian kurnaz, zeki ve farklı bakış açısıyla üzerinde büyü etkisi yaratan Lord Henry’nin sıra dışı düşüncelerinden etkilenir. Lord Henry’nin amacı eğlencedir, yaşamı, her anında zevk alınan bir oyuna dönüştürmüştür. Yozlaşmayı kültürle özdeşleştiren yazar kitabında Dorian’i de hızla yozlaştırır. Basil, Dorian’in portresini yapan ressamdır, Dorian’in güzelliğinin etkisiyle sanatsal yanı en üst noktaya çıkar, Dorian tarafından öldürülür. Aynı zamanda Dorian’i Lord Henry’le tanıştıran kişidir ve kitapta çok görünmese de varlığı her zaman hissedilir ve tabii ki Dorian Gray’e duyduğu sıra dışı aşk satır aralarında kendini açığa vurur. Wilde kitabı için, Bir ruhun hikayesi, diyor ve ekliyor: “Basil Hallward ben olduğumu sandığım kişidir, Lord Henry, dünyanın ben sandığı kişidir, Dorian Gray ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda.” Yazarın belirttiği çağ geldiğinde kitap hâlâ okunuyor olacak, henüz o çağın uzağında olduğumuz kesin.

1 Bütün fiziksel ve düşünsel seçkinlikte alınyazısından gelen bir şey var; kralların sarsak adımlarını izleyip gelen türden bir alınyazısı bu. İnsan başkalarından çok ayrı olmamalı. Çirkinlerle ahmaklar bu dünyanın keyfini sürerler. Rahatça yerlerine kurulup, ağızları açık, sahnedeki oyunu seyrederler. Zaferin tadını tatmazlarsa da, en azından, yenilgiden uzak yaşarlar. Onlar hepimizin yaşaması gerektiği gibi yaşarlar: kayıtsız, ilgisiz ve tedirginlikten uzak. Ne başkalarının başına bela olurlar ne de başkalarından bir bela gelir onlara.

2 Ben insanlar arasında çok ayırım yaparım. Dostlarımı güzel olanların, tanıdıklarımı kişilikli olanların, düşmanlarımı da zeki olanların arasından seçerim. İnsan düşmanlarını seçerken çok dikkatli olmak zorundadır. Benimkiler arasında budala diyebileceğin bir tane bile yok. Hepsi düşünme gücü yüksek kişiler ve dolayısıyla beni çok beğenirler.

3 Akrabalarımı kötülemeden de edemiyorum. Bizimle aynı kusurları olan insanlara katlanamamakla ilgili olsa gerek bu. Şu halk toplulukların, yüksek sınıfların kötü huyları deyip durdukları şeylere çok yakınlık duyuyorum. Halk yığınları istiyor ki, sarhoşluk, aptallık ve ahlak dışı davranışlar yalnız kendilerine ait olsun; dolayısıyla, bizden biri salakça bir iş yaparsa onların alanlarına girmiş oluyor.

4 Sanatçı güzel şeyler yaratmalı ama onların içine kendinden bir şey koymamalı. Sanata bir tür yaşamöyküsüymüş gibi bakılan bir çağda yaşıyoruz. Soyut güzellik kavramını yitirdik. Bir gün bunun ne olduğunu göstereceğim dünyaya.

5 Düşünmesi üzüntü veriyor ama dehanın güzellikten uzun sürdüğü kesin. Bu da niye kendimizi böyle aşırı eğitilmeye adadığımızı açıklıyor. Var olmak için gösterdiğimiz çabada, dayanıklı bir şeyimiz olsun istiyoruz; onun için de dünyadaki yerimizi elde tutma umuduyla, beynimizi her türlü abur cuburla, her türlü veriyle dolduruyoruz. Kafası bu tür bilgiyle yüklü insan; işte günümüzün ideali bu. Kafası her türlü bilgiyle yüklü insan ise çekilmez bir şey. Böyle birisi her türlü ıvır zıvırın olduğu bir dükkana benziyor: çirkin eşyalarla dolu ve her şey toz içinde; ve her şeyin fiyatı da gerçek değerinin üstünde belirlenmiş.

6 Çünkü bir insanı etkilemek ona kendi ruhunu vermektir. O kişi kendi doğal düşüncelerini düşünmez ya da kendi doğal tutkularıyla yanmaz olur. Erdemleri kendi gerçek erdemleri değildir artık. Günahları –eğer günah diye bir şey varsa– ödünç alınmıştır. Bir başka kişinin yaptığı bir müziğin yankısı haline gelmiştir, kendisi için yazılmamış bir rolü oynayan bir oyuncuya dönmüştür. Yaşamın amacı kendi varlığını geliştirmektir. Kendi özümüzü en eksiksiz biçimde geliştirmek; bunun için varız bu dünyada. İnsanlar günümüzde kendi kendilerinden korkuyorlar. Bütün ödevlerin en yücesini unutmuş gibiler: İnsanın kendine karşı olan ödevini. Elbette hepsi hayır yapmayı seviyor, yoksulu besliyor, dilenciyi giydiriyorlar ama kendi ruhları aç ve çıplak. İnsan soyunda yüreklilik diye bir şey kalmadı. Belki de hiçbir zaman yürekli olamadık. Ahlakın temeli olan toplum korkusu, dinin gizi olan tanrı korkusu: işte bu, bizi yöneten iki şey.

7 Ama aramızda en yürekli olan bile kendinden korkuyor. Yaşamımızı kirleten, şu zevkten kalıntı içimizde. İsteklerimizi yadsımanın cezasını çekiyoruz. Yok etmeye çalıştığımız bir heves, kafamızın bir köşesine sinip bizi zehirler. Gövdemiz bir tek kez günah işler ve onun günahı sona erer, çünkü eylem bir arınma biçimidir. Geriye zevkin anımsanmasından ya da bir pişmanlığın keyfinden başka bir şey kalmaz. Bir hevesi yok etmenin yolu ona boyun eğmektir. Ona direnirsen, acımasız yasaların ahlakdışı ve yasadışı saydığı istekler dolayısıyla kendine yasakladığı şeyleri özlemenin sonucu olarak, ruhun hasta düşler. Derler ki, dünyanın en büyük olayları insan beyninde olup biter. Aynı zamanda dünyanın en büyük günahları da beyinde işlenir.

8 Sonunda anladım ki iki tür kadın var: Sıradan olanlar ve eğlenceli olanlar. Sıradan kadınlar yararlıdır. Eğer saygınlık falan peşindeysen, onları alıp yemeğe götürürsün. Öbür tür kadınlar çok hoştur. Ama bir yanlışları vardır. Genç görünmek çabasıyla boyanırlar. Büyükannelerimiz güzel konuşmak için boyanırlardı. Ruj ve nükte birlikte yürürdü. Ama bu sona erdi şimdi. Bir kadın, kızından on yaş küçük görünebilsin, bu ona yetiyor.

9 Sevgili arkadaşım, yaşamında bir kez aşık olanlar gerçekten sığ insanlardır. Onların sadakat, bağlılık dedikleri şeye, ya alışkanlığın miskinliği ya da düş gücü yoksunluğu derim ben. Duygusal yaşantıdaki sadakat, düşünsel yaşamdaki tutarlılığa benzer; başarısızlığın itirafıdır ancak. Sadakat! Bunu incelemeliyim bir gün. Mülkiyet tutkusu var bunun içinde. Başkalarının onları alacağından korkmasak, kaldırıp atacağımız çok şey var.

10 Sevgili Basil, kendinde sevimli ne varsa yapıtlarına koyuyor. Sonuç olarak da yaşamı için yalnızca önyargıları, ilkeleri ve sağduyusu geriye kalıyor. Benim tanıdığım kişisel olarak sevimli olan sanatçılar yalnızca kötü sanatçılar olmuştur. İyi sanatçılar yarattıklarında var olurlar; sonuç olarak da yaşamlarında kesinlikle sıkıcıdırlar. Büyük bir şair, bütün insanların en az şiirsel olanıdır. Ama ikinci sınıf şairler çok ilgi çekici olur. Uyakları kötüleştikçe kendileri ilginçleşir. İkinci sınıf bir soneler kitabı yayınlaması, bir şairi gerçekten dayanılmayacak kadar çekici kılar. O, yazamadığı şiiri kendi varlığında yaşar. Ötekiler ise gerçekleştirmeye cesaret edemedikleri şiiri kitaplarında yazarlar.

11 Ben artık hiçbir şeyi ne onaylıyor ne de karşı çıkıyorum. Yaşama karşı iyi bir tutum değil bu. Biz bu dünyaya ahlaki önyargılarımızı sergilemek için gönderilmedik. Sıradan insanların söylediklerini hiç ciddiye almam; seçkin insanların yaptıklarına da hiç karışmam. Eğer bir insanın kişiliği beni büyülemişse, o kişiliğin seçtiği, kendini dışa vurma biçimini kesinlikle beğenirim.

12 Evliliğin gerçek sakıncası, insanları bencillikten uzaklaştırması ve bencil olmayanlar renksiz insanlardır. Bireysellikten uzaktırlar. Evliliğin daha karmaşıklaştırdığı belli kişilikler vardır yine de. Kendine dönük kişiliklerini korurlar ve buna başka benlikler eklerler. Onlar, birden fazla yaşamları olmaya zorlanırlar. Kişiliklerini daha ileri biçimde düzene koyarlar ve ileri biçimde düzenlemek bence insanın var olma amacıdır. Ayrıca, her türlü deneyimin bir değeri vardır ve evlilik aleyhinde neler söylenirse söylensin yine de bir deneyimdir.

13 Başkaları için hep iyi düşünmek istememiz, kendi başımıza bir şey gelir korkusundandır. İyimserliğin temelinde basit ürkme duygusu yatar. Eli bol olduğumuzu düşünürüz, çünkü ileride bize yaralı olacak erdemlerin komşumuzda da olduğunu varsayarız. Bankacıyı överiz ki hesabımızdan biraz fazla para çekmemize izin versin; yol kesen eşkıyada iyi nitelikler buluruz ki bizim cebimizdekine dokunmasın.

14 İyi kararlar, bilimsel yasaların önüne geçmek için yapılan yararsız girişimlerdir. Bunların kaynağı hep kişisel gurur olur. Sonucu ise kesin olarak sıfırdır. Bunlar bize arada sırada zayıf kişiler için belli bir çekiciliği olan o doyumsuz ama kısır duygular sağlar. Ancak bu söylenebilir onlara ilişkin. Bunlar olsa olsa insanların, hesapları olmadığı bir banka için kullandığı çeklerdir.

15 Sıradan kadınlar avunacak bir şey hep bulurlar. Kimisi bunu duygusal renkler giyinerek yapar. Yaşı ne olursa olsun leylak rengi giysiler giyen, ya da yaşı otuz beşi aşmış da hâlâ pembe kurdelelere düşkün olan bir kadına hiç güvenme. Bu, her zaman geçmişlerinde bir olay var demektir. Kimileri de birden bire kocalarında iyi nitelikler bulup çıkararak avunur. Kocalarına bağlılıklarını, sanki suratına fırlatırlar. Kimisi de din yoluyla avuntu bulur. Dinin gizemli yollarında, bir kadının bana bir zamanlar söylediği gibi, bir erkekle oynaşmanın bütün çekiciliği bulunur; bunu doğrusu çok iyi anlıyorum. Günahkâr olduğunun söylenmesi kadar hiçbir şey kendini beğenmiş yapmaz kişiyi. Vicdan, hepimizi bencilleştirir. Böyle işte; günümüz yaşamında kadınların bulunabileceği avuntuların sonu yoktur.

16 Korkarım, kadınlar her şeyden çok acımasızlığın değerini anlarlar. Çok garip ilkel güdüleri var onların. Onları özgürleştirdik ama yine de efendilerini arayan köleler olarak kaldılar. Yönetilmekten zevk alıyorlar.

17 Yüksek sosyetenin kuralları tıpkı sanatın kuralları gibidir, ya da öyle olmalıdır. Kesinlikle gerekli olan, biçimdir. Bu biçim, bir törenin gerçekdışılığının yanında görkemini de içermeli ve romantik bir oyunun içten olmayan niteliği ile böyle oyunları bizim için çekici kılan incelik ve güzelliğini birleştirmeli.

18 Bir kadın yeniden evlenirse ilk kocasından nefret ettiği içindir. Bir erkek yeniden evlenirse ilk karısına tapındığı içindir. Kadınlar şanslarını denerler; erkekler şanslarını tehlikeye atarlar.

19 Sevgili dostum, köyde herkes iyi olabilir. Orada insanı baştan çıkaracak fırsatlar yoktur. Kent dışında yaşayan insanlar, onun için uygarlaşmaktan uzaktır. Öyle kolay uygar olunmaz. İki yol vardır ona ulaşmak için. Birincisi kültür edinerek, ikincisi ise yozlaşarak. Bu ikisi için de köyde yaşayanların fırsatı yoktur; onun için de oldukları gibi kalırlar.

20 Sanatın eylemler üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Eylem yapma isteğini ortadan kaldırır sanat. Onun için bütünüyle kısırdır. İnsanların ahlakdışı dediği kitaplar, dünyaya kendi ayıbını gösteren kitaplardır. Hepsi bu.

Kaynak: Oscar Wilde, Dorian Gray'in Portresi, Çeviren: Hüseyin İçen, Öteki, 254 s.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR