Dünya Hâkimiyeti İçin Bir Komplo
23 Ağustos 2018 Edebiyat

Dünya Hâkimiyeti İçin Bir Komplo


Twitter'da Paylaş
0

Bazı Avrupa gazeteleri Eco’yu antisemitik olmakla da suçladı, ki bu pek çok yazar tarafından sorumsuzca atılıp tutulan bir suçlama. Bu itham büyük ihtimalle romanında, doğal olarak evrensel komplonun bir parçası olan yanıltıcı Siyon Liderlerinin Protokolleri’ni yeniden canlandırmasından kaynaklanıyor.

Öncelikle, Umberto Eco’nun yeni romanının orijinalinin çoğunu okumuş biri olarak, çevirisinin mükemmeliyetini doğrulayabileceğim William Weaver’a derin saygılarımı sunmak isterim. İçindeki dağlar kadar bilgi yüzyıllar boyunca pek çok farklı dilde yazılmış kaynaklardan sağlanmış, karakterleri ise anlaşılması güç ve gizemli sanatlar hakkında o kadar uzman ki, her dilde kafa karıştırıcı olabilirler. Tüm bunları bir dilden ötekine geçirmek, korkunç bir vazife olmuş olsa gerek. Yalnızca dünya üzerinde güç elde etmeyi değil, dünyanın gücünü ele geçirmeyi hedefleyen ve sonunda takipçilerini, doğruyu öğrenmenin ölümcül olduğu bir döngüye çeken, antik ancak hâlâ varlığını sürdüren bir grup adamla ilgili bir komplo teorisinin araştırmasını ele alan ansiklopedik bir dedektiflik hikâyesi olan Foucault Sarkacı, kolay bir kitap değil. Kolay olması için de yazılmamış. Gülün Adı da kolay okunması için yazılmadığı halde çok satanlar listesine girmeyi başarmıştı; tabii kaç kişinin gerçekten kitabı sonuna kadar okuduğu şüphe konusu. Foucault Sarkacı da büyük ihtimalle çok satanlar listesine girecek, ve onu okumayı başaranlara büyük getiriler sağlayacak. Çünkü kelimenin tam anlamıyla bir roman olmasa da, kendi icadının biçimini değiştiren bir ustanın sunduğu müthiş bir bilgi hazinesi – hatta aslında uzun, hikmetli bir şaka.

Umberto Eco

Corriere della Sera gazetesinin söylediğine göre Bay Eco, Paris’teki Conservatoire des Arts et Metiers’de sallanan sarkacı, Columbia Üniversitesi’nde inşaat mühendisliği ve mimarlık profesörlüğü yapan Mario Salvadori’den öğrenmişti. Bu bilginden aldığı mektubun bir kısmı, Bay Eco’nun 120 bölümlük epigraflarından birini oluşturuyor. Sarkaç, dünyanın dönüşünü açıklamak isteyen Jean Bernard Leon Foucault (1819-68) tarafından yaratılmıştı. Önce rahatlatıcı bir sürekliliğin zararsız teyidi gibi görünse de, Eco’nun romanının sonlarına doğru kötü niyetli bir hale geliyor. Romanın anlatımı, doktora tezini Tapınak Şövalyeleri hakkında yazıp bir süre Brezilya’da yaşadıktan sonra Milano’ya dönmüş olan Casaubon isimli bir karakterin ağzından anlatılıyor. Bir ücret karşılığında herhangi bir şeyin izini sürebilecek olan bu karakter, aslında her şeyi biliyormuş gibi görünüyor. Bilmediği tek şey, ismini George Eliot’un “Middlemarch”ındaki her şeyi bilmesi çok da işine yaramayan soluk bilim adamından almış olduğu.

Sağduyulu bir Piyemonteli olan Jacopo Belbo’nun çalıştığı yayımcı firma tarafından işe alınıyor. Belbo’nun kendini beğenmişlik hakkında yapmayı en sevdiği yorum, “tıpayı çıkar ve rüzgar esmesine izin ver” gibi bir şey anlamına gelen “Me gavte la nata”. Belbo, “vanity publishing” (kibir yayıncılığı) ismi verilen ve kaçıklarla takıntılıların tüm gelirlerini karşıladıktan sonra eserlerini basılı halde görmelerini sağlayan bir işten para kazanıyor. Yayınevindeki ortağı, İbrani felsefesi saplantısı olan ve ataları Yahudi olmadığı halde kendisinin öyle olduğunu, Talmud hakkında mükemmel bilgiye sahip olduğunu iddia eden Diotallevi.

Kaçıklardan biri, Tapınak Şövalyeleri’nin kurguladığı bir plan hakkında kodlu bir mesaj keşfettiğine inanan Albay Ardenti. 12. yüzyılda kurulup 14. yüzyılda Papa tarafından dağıtılan Şövalyeler grubu, bir şekilde hâlâ varlığını sürdürüyor gibi görünüyor. Planları, oldukça büyük bir komplo: tellürik enerji akımlarını (ismini Romalıların toprak tanrıçası Tellus’tan alan, dünyanın temel enerji kaynakları) harekete geçirerek dünya üzerinde hâkimiyet sağlamak.

Bildiğimiz gibi dünya, komplo teoristleriyle dolu. Komplocular bazen CIA, bazen Coca-Cola üreticileri, bazense tüm Museviler ya da tüm Hristiyanlar. Evelyn Waugh’un Sword of Honor'ındaki istihbarat subayı Albay Grace-Groundling-Marchpole, Nazilerin ve Müttefik Kuvvetler’in bir komplo içinde olduğuna inanıyor. Nihai komplo, olabilecek tüm komploları sentezliyor –il complotto dei complotti– ve neye karşı komplo kurduklarını sorgulatıyor. Neyse. Bir plan, şekillendirilmiş bir yapı, işaretlerden oluşan bir uydurmaca. Umberto Eco ise bir işaret bilimi profesörü; kodların, sembollerin ve saklı anlamların ustası.

Yayıncı triumvira Diotallevi, Belbo ve Casaubon, eğlence için akıllarına gelen tüm mistik komploları İbrani felsefecisi Abulafia’nın adını verdikleri bilgisayarlarına yazmaya karar veriyorlar. Ortaya kusulanlar, deli Albay Ardenti’nin nihai komplosundan bile öteye gidiyor: evrensel plan, zıtları buluşturacak. Aynı zamanda da belirli tarihsel olayları, alışılmış tarihten çok daha iyi bir şekilde yorumlayacak. Mesela, Tapınak Şövalyeleri eşcinsellik sebebiyle dağıtılmış olabilir, ama birbirlerinin kıçını öpmelerinin yasadışı aşkla bir alakası yoktu. “Bir girdap ya da burgaç gibi, om hecesinin ilk yarısı gibi nazikçe titreşen, ağır bedenleri daha hafif bedenlerle birleştiren” yüce yılan Kundalini’yi onurlandırıyorlardı. Buna göre Hristiyan bir grubun Hint ilimleri hakkında bilgisi vardı.

Ancak herkes (Tapınak Şövalyeleri, Gül Haçlılar, Masonlar, Cizvitler, hatta Naziler) aslında tellürik enerji kaynaklarını kontrol etmek istiyordu. Kelt öncesi halklar Stonehenge’i yapmış, Keltler taş gömütler ve anıtlar yapmış, Eiffel ise kulesini dikmeyi başarmıştı. Neden? “Anıtların akımlarının çatallandığı ve yön değiştirdiği noktalara yerleştirilmiş, vana gibi hassas cihazlar vardı. Dolmenler ve Stonehenge, Kelt rahiplerinin geomantik aletlerle gözlem ötesi tahminlerde bulunarak global modelin bir haritasını çıkarmaya çalıştığı mikro-makrokosmik gözlemevleriydi.” Motifler ve takımyıldızlar, tellürik akımlar hakkında bilgi veriyordu “çünkü Tabula Smaragdina’nın (Zümrüt Tablet) da söylediği gibi yukarıdakiyle aşağıdaki izomorfikti.” Eyfel Kulesi, yalnızca oldukça verimli bir dolmendi. Şimdilik her şey net mi?

Modern bilgisayar teknolojisi, komplocuların metafizik anlayışlarını hayata geçirebilmek için aradıkları anahtar oluyor. “Faktör analizi... İkili kod hesap makineleri. Komplonun, modern teknolojiye uyarlanmış hali.” Cezvit kısaltmaların bilgisayara öncülük etmesi, ya da bilgisayarların donanımlarının içinde suni bir saygınlık taşıması belki garip, belki değil,. ''IBM: Iesus Babbage Mundi, Iesum Binarium Magnificamur. AMDG: Ad Maiorem Dei Gloriam? Hayatta olmaz! Ars Magna, Digitale Gaudium. IHS: Iesus Hardware & Software!'' L’Osservatore Romano isimli Vatikan gazetesinin neden “Çirkinleştiren, hakaret eden ve rencide eden hikayeci bir baş belası” diye tasvir ettikleri Eco’ya kızgın olduğunu anlamak mümkün.

Romandaki komplo teorilerine göre Hitler’in asıl hedefi dünyada, aynı zamanda gökyüzünün de tam merkezine denk gelen bir çukur merkezi bulmaktı. Bu, onu Dünyanın Efendisi yapacaktı.

Bazı Avrupa gazeteleri Eco’yu antisemitik olmakla da suçladı, ki bu pek çok yazar tarafından sorumsuzca atılıp tutulan bir suçlama. Bu itham büyük ihtimalle romanında, doğal olarak evrensel komplonun bir parçası olan yanıltıcı Siyon Liderlerinin Protokolleri’ni yeniden canlandırmasından kaynaklanıyor. Abulafia bilgisayarına göre Hitler, Yahudileri yok etmek istemiyordu; yalnızca can düşmanlarının sahipliğinde gizli bir mesaja ulaşmaya çalışıyordu. “Yahudi soykırımındaki çarpıcı şey,” diyor Belbo, “işlemlerin uzunluğu. Önce kamplarda tutulup aç bırakılıyorlar, sonra soyuluyorlar, sonra duşlar, sonra da cesetlerin büyük uğraşla üst üste yığılması, ve kıyafetlerin ayıklanması ve ayıklanması, özel eşyaların listelenmesi... Eğer istenen yalnızca onları öldürmekse, bunlar hiçbir anlam ifade etmiyor. Ama eğer istenen bu milyonlarca insandan birinin belki kıyafetinin dikişlerinde, belki ağzında, ya da belki vücudundaki bir dövmede gizlediği bir mesaja ulaşmaksa, tüm bunlar daha mantıklı.”

Umberto Eco

Romandaki komplo teorilerine göre Hitler’in asıl hedefi dünyada, aynı zamanda gökyüzünün de tam merkezine denk gelen bir çukur merkezi bulmaktı. Bu, onu Dünyanın Efendisi yapacaktı. Causabon, “Herhalde medyum güçlerine sahipti” diye kafa yoruyor. “Belki de, memleketindeki bir Kelt rahibi ona yeraltındaki akımlarla iletişime geçmeyi öğretmişti. Belki yaşayan bir vana gibiydi, Nürnberg stadyumunda ona inananlara akımları ileten biyolojik bir taş anıt. Bu bir süre işine yaradı ama daha sonra pili bitti.” Bu konuşma, soykırım teorisinin anlamsızlığı kara büyüden daha çok midesini bulandıran Diotallevi’yi hasta ediyor. Eve gitmek zorunda kalıyor. Sonradan, aslında mide bulantısından çok daha kötü bir şey yaşadığı ortaya çıkıyor. Yakında öleceği anlaşılıyor. Ondan sonra biri daha ölecek. Ne de olsa oyun, kapalı bir sistem değil. Gerçek dünyaya duyarga takıyor.

Ama duyargalar, kısmen yerli ve güçsüz. Eğer gerçekten tellürik akımları yönetebilseydiniz, ne yapardınız? “Tellürik Merkez’e en güçlü vanayı yerleştirirsiniz, bu da sizin yağmur ve kuraklığı öngörmenize, kasırgalar, dev dalgalar ve depremler yaratmanıza, kıtaları bölmenize, adaları batırmanıza (Atlantis de kesin böyle pervasız bir deney sonucunda kaybolmuştur), dağ sıraları çıkarmanıza olanak sağlar... Kontrol kulenizden, mesela, Amerikan cumhurbaşkanını arayıp şöyle diyorsunuz: Yarın sabaha kadar bir dodekadilyon dolar istiyorum –ya da Latin Amerika’nın bağımsızlığını, ya da Hawaii eyaletini, ya da nükleer silah stoğunun yok edilmesini– yoksa San Andreas fay hattı koşulsuz olarak kırılacak ve Las Vegas yüzen bir kumarhaneye dönüşecek. Sonra Yüksek Sovyet’i arayıp şöyle diyorsunuz: Yoldaşlar, İdil Nehri’nin tüm havyarlarını istiyorum, Sibirya’yı da donmuş gıda dolabım olarak kullanmak istiyorum, yoksa Ural Dağları’nı yerle bir ederim, Hazar Denizi’ni taşırırım, Litvanya ve Estonya’yı koparıp onları Filipinler’de batırırım.”

“Mükemmel bir güç olurdu” diye itiraf ediyor ölüme mahkum Diotallevi. “Dünya, Tevrat gibi yeniden yazılabilirdi. Eliphas Levi, evrenin cereyan ve akıntılarını bilmenin, insan tümgüçlülüğünün sırrı olduğunu söylemişti.” Gerçekten de söylemişti. Eco, hiçbir şeyi uydurmuyor. Yazılımdakiler gerçek. Oyunsa başka bir konu. Ama gerçekten de etrafta, bunu oyun olarak görmeyen insanlar var. Gerçek komplocular, “onlar,” triumviranın evrensel kontrolün son ipucunu bulduğuna inanıyor. Foucault’nun sarkacının tatlı tatlı sallandığı Conservatoire’da, yeni Tapınak Şövalyeleri bir araya geliyor. Foucault’nun eserini durdurup daha büyük bir versiyonunu dikiyorlar: Şövalyeler’in Foucault’dan 500 yıl önce deneyini yaptığı sarkacın yeniden doğumu.

Belbo’yu yakalıyorlar. Sarkacın telini boynunun etrafına sarıyorlar. “Şimdi konuşacaksın... Eğer sessiz kalırsan, kaybolursun. Eğer konuşursan, galibiyetin parçası olursun.” Soğukkanlı, küstah Piedmontese’in dediği tek şey ise, “Me gavte la nata”. Ama modern Şövalyeler haykırıyor, bir kurban istiyor. Çünkü bu insanlar, çok acımasız. Bütün komplocular, esasen, Şeytan’a hizmet ediyor. Ne yazık ki Tanrı yok. Belbo’nun cesur tavrı, onu belki de Tanrı olmayan bir Mutlak ile uzlaştırıyor. Belbo sallanıyor, Foucault’nun olmayan bir sarkaç. Sir Francis Bacon ile belirsiz bir bağlantı yüzünden Conservatoire’ın, daha önce de Brezilya’da tanık olmuş olduğu bir seremoninin mahali haline geldiğini anlayan Casaubon, teknik müzenin eserlerinin arasında saklanırken tüm bunlara tanık oluyor. Tehlikeli Paris gecesinin içinden kaçıyor, Eiffel’in taş anıtının kötü niyetle ona baktığını görüyor. Kız arkadaşının ve oğlunun yanına kaçıyor. Artık, oğluyla oynadıkları oyunlardan başka oyun yok.  İlk sarkaç algısından son sarkaç algısına geçmesi, 600 sayfasını alıyor. Bu sayfalar aksiyonla değil, bilgiyle dolu. Kitap okurken arada bando için bir şey besteliyordum, ve kitapta mi bemol bombardonuyla ilgili bir paragraf da bulduğuma hiç şaşırmadım. Eğer Miladi Takvim hakkında ya da Kutsal Kase’nin aslında Mecdelli Meryem olduğu hakkında daha çok şey öğrenmek istiyorsanız, bunu burada bulabilirsiniz. Kitabın, açık bir şekilde bir indekse ihtiyacı var. Belki de Bay Eco, çoktan imbilimi öğrencilerini bunun üzerine çalıştırmaya başlamıştır. İlk kitabı Gülün Adı'na ek küçük bir üstkurmaca cildi de basıldığı için, onun varisi için de bir yorumbilim cildi basılacağını ümid edebiliriz.

Kitabın, kurgusal değilse entelektüel bir zafer olduğunu söylemek mümkün. Hiç kimse bu kadar çok şey bilmemeli. Bu edebi bir adamın değil, sembollerin demokrasisini kabul eden bir adamın eseri. Dolayısıyla Shakespeare’den bir epigrafta, yalnızca 36 tane oyun yazmış olmasının esrarlı anlamı yüzünden bahsediliyor. Eco’nun hakkında hâkimane semiyotik bir araştırma yazdığı Kazablanka filmine, “Yankee Doodle Dandy” şarkısına, ve Captain Marvel ile Mickey Mouse’a yapılan göndermeler var. Eco’nun ne demek istediğini anlamak için kurgusunun veya yalancı kurgusunun okuyucusu, gözlemin ve yorumun eğlence kılığına bürünmediği daha bilimsel eserlerine başvurmalı. Bence Foucault SarkacıGülün Adı'ndan daha eğlenceye yönelik bir kitap değil. Eğer kitap okurken iyi zaman geçirirlerse belirsiz bir günah işlediklerini düşünen, biraz daha tutucu eğilimleri olan okuyucuların daha çok ilgisini çekecektir. Ancak bilgi sahibi olmak, kutsaldır. Bu, Gülün Adı'nın başarısını da açıklıyor – ortaçağ keşişleri hakkında ihtiyacınız olabilecek tüm bilgiyi onun içinde bulabilirsiniz. 

Gül Haçlılar, Siyon Liderleri, ya da şeytana tapma ritüelleri hakkında öğrenmek istediğiniz her şeyi burada bulabilirsiniz. Bunu basmak için, ormanlar kesildi. La Repubblica’daki Pietro Citati, Bay Eco’ya “grande buffone” (büyük soytarı) dedi. Keşke sen de bu kadar büyük bir soytarı olsan.

Umberto Eco

GEREKSİZ TEKNİKLER DEPARTMANI

“Dinle, Jacopo, çok iyi bir tane düşündüm: Çingeneler için Kentsel Planlama.”

“Harika,” dedi Belbo hayranlıkla. “Bende de bir tane var: Aztek Biniciliği.”

“Harika. Ama bunu Potio kısmına mı Adynata’ya mı ekleyeceğiz?”... Belbo... bana baktı, hayretimi gördü. “Potio kısmı, herkesin de bildiği gibi, çorba kesme sanatıdır tabii ki. Hayır, hayır,” dedi Diotallevi’ye. “Bir departman değil, bir konu, Mekanik Avunculogratulation ya da Pylocatabasis gibi. Hepsi, Tetrapyloctomy başlığı altına düşüyor. Bir saç telini dörde bölme sanatı. Bu, gereksiz teknikler departmanı. Mekanik Avunculogratulation, mesela, amcaları karşılamak için makine yapma. Ama Pylocatabasis de buraya ait mi bilmiyoruz, çünkü bir saç tarafından kurtulma sanatı. Bir şekilde çok da işe yaramaz görünmüyor.” “Tamamdır, beyler” dedim, “Vazgeçiyorum. Ne hakkında konuşuyorsunuz?”

“Diotallevi ve ben şöyle bir şey planlıyoruz... Karşılaştırmalı Alakasızlık Okulu... gereksiz konuların sayısını bitmek tükenmek bilmeksizin arttırabilecek bilim adamları yetiştirmek için... Tetrapyloctomy departmanının hazırlayıcı bir işlevi var, amacı bir alakasızlık hissi aşılamak. Bir başka önemli departman ise Adynata, ya da İmpossibilia... Bilim dalının özü, bir şeyin anlamsızlığının altında yatan sebepleri anlayabilmek. Mors sözdizimi, Antartika tarımı, Paskalya Adası resimleri tarihi, çağdaş Sümer edebiyatı, Montessori notlandırma sistemi, Babil ve Asur pul koleksiyonculuğu, Kolomb öncesi uygarlıklarda tekerlek teknolojisi, ve sessiz film fonetiği hakkında derslerimiz var. Ama Oksimoronluk altına ne dersleri koymuştuk? Hah, evet, şurada. Devrim Geleneği, Demokratik Oligarşi, Parmenides Dinamiği, Hareklitos Statiği, Sparta Sibaritiği, Totolojik Diyalektik...” “Peki ya Dilbilgisi Hatası Grameri?” diye eklemeden edemedim. İkisi de “Harika!” deyip not almaya koyuldu.

– Foucault Sarkacı'ndan

Çeviren: Zeynep Kazmaz

(NYTimes)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR