Dünyaca Ünlü Yazarların Bilmediğimiz Özellikleri
21 Haziran 2018 Liste

Dünyaca Ünlü Yazarların Bilmediğimiz Özellikleri


Twitter'da Paylaş
0

Lewis Carroll

Carroll sadece sevimli çocuk öyküleri üretmekle kalmadı. Yazar ayrıca boş vakitlerinde buluşlar yapmayı seven bir aygıt meraklısıydı. Buluşmaları arasında bir elektrikli tava, yeni bir tür posta havalesi, üç tekerlekli bir bisiklet, daktiloda sağ kenarları sabitlemeye yarayan bir yöntem, çift tarafı yapışkanlı bir sabitleyici ve Memoria Technica adlı isim ve  tarihleri anımsamaya yarayan bir bellek sistemi vardı. Carroll ayrıca kütüphanede kolayca bulunabilmesi için kitap adını cildin sırtına yazma fikrini de ilk geliştiren kişiydi.

Mark Twain

Twain yatırımda geleceği çok net görmese de, kendi ölümü söz konusu olduğunda Nostradamus’dan farksızdı. Halley Kuyrukluyıldızı’nın görüldüğü Kasım 1835’te doğan Twain, yıldız yeniden döndüğünde öleceğini tahmin etti ve yanılmadı. “Dünyaya Halley Kuyrukluyıldızı’yla birlikte geldim,” dedi, 1909’da. “Seneye Halley yine geliyor ve ben de onunla birlikte gideceğimi düşünüyorum. Halley Kurukluyıldızı’yla birlikte gitmezsem, hayatımın en büyük hüsranını yaşarım. Yüce yaratıcı şüphesiz şöyle demiştir: ‘İşte iki ucube. Birlikte geldiler, birlikte gitmeliler.’ Halley gerçekten de bir sonraki Nisan’da döndü ve Twain de ertesi gün öldü.

Oscar Wilde

Wilde efsanevi nüktedanlardan biriydi belki ama dünyanın en yakışıklı erkeği değildi. Fiziğiyle ilgili en rahatsız edici özelliklerinden biriyse kötü görünümlü, kararmış dişleriydi. Bu durum ergenlik çağının sonunda kaptığı frengi hastalığını iyileştirmek için yapılan cıva tedavisinden kaynaklanıyordu. Yetişkin döneminde Wilde samimi sohbetlere girdiğinde çürük dişleriyle partnerini korkutmamak için daima elini ağzına kapatarak konuşurdu.

H. G. Wells

Wells keyifli sohbetlerin adamı olarak bilinirdi ama bazı parti müdavimi dostlarının anektodlarına bakıp da böyle sonuç çıkarmak mümkün değildi. İngiliz romancı C. P. Snow bir gün Wells ile bir otel barında içki içerken sohbetlerinin tıkandığını anlatıyordu. Wells aniden sessizliğe bölmüş ve moral bozucu soruların âlâsını sormuştu. “Hiç intihar etmeyi düşündün mü, Snow?” Snow bir an duraksadıktan sonra yanıt verdi. “Evet, H. G. düşündüm.” “Ben de,” dedi, Wells “ama ancak yetmişime geldikten sonra.” Wells o sırada yetmiş yaşındaydı.

James Joyce

Joyce hayatı boyunca iki şeyden müthiş korktu: köpekler ve gök gürültüsü. İlk fobi anlaşılabilir cinstendi. Çocukken kumsalda denize taş atarken bir sokak köpeği onu çenesinden ısırmıştı. Gök gürlemesi kokusuna gelince, o konuda teşekkürü dadısına borçluydu. Koyu bir Katolik olan dadı, küçük Joyce’a gök gürültüsünün Tanrı gazabının bir göstergesi olduğunu öğretmiş ve her şimşek gördüğünde haç çıkarıp dua etmesini istemişti. Joyce yetişkinliğinde bile ne zaman gök gürültüsü duysa korkudan titrerdi. Biri nedenini sorduğunda ise sadece, “Sen katolik İrlanda’da büyümedin, bilmezsin,” derdi.

T. S. Eliot

İngiliz edebiyatı öğrencileri çok zamandır Eliot şiirlerinin kasti anlaşılmaz tabiatından yakınır dururlar. Şair hayattayken de şiirin gerçek anlamını çözümlemeye çalışanlara pek yardımcı olmadı. Oxford Şiir Kulübü’nün bir toplantısında öğrencilerden biri Eliot’tan “Kutsal Çarşamba” şiirindeki “Leydi, üç beyaz leopar, ardıç ağacının altında tünedi,” mısrasını açıklamasını istedi. Bir başka gün de Amerikalı bir öğrenci Eliot’ın “Dört Kuartet”inden bir bölüme uzun ve ayrıntılı bir yorum getirdi. Analizin sonunda da “Bu anlama geliyor, değil mi?” diye sordu. “Tabii, o anlama gelebilir,” diye, karşılık verdi, Eliot. En eziyetli şiiri “Çorak Ülke” içinse, şu ünlü sözleri söyledi: “Ne söylediğimi anlayıp anlamadığım bile umrumda değildi.”

F. Scott Fitzgerald

Fitzgerald’ın Ernest Hemingway ile uzun ve karmaşık bir ilişkisi oldu. Özetlemek gerekirse, Fitzgerald Hemingway’a karşı kibardı ama Hemingway ona bir pislik gibi davranıyordu. Fitzgerald toplum içinde karşı saldırıya geçmekten sakınsa da, yakın çevresiyle birlikteyken gerçek hislerini dile getiriyordu. “(Hemingway) hep el uzatmaya hazırdır,” demişti, bir gün, “kendinden yukarıdakilere.” Zelda’nınsa kocasının baş rakibi hakkındaki düşünceleri daha olumsuzdu. Hemingway ona göre, “Boğa güreşinden ve zırva sözlerden öte bir şey” değildi.

Jean-Paul Sartre

Kaldırım kafelerinde oturmuş sohbet eden Fransız entellektüeller imgesi, daha çok Sartre’a borçlu olduğumuz bir tiplemedir. Sartre şöhretinin dorukta olduğu dönemde uzatmalı sevgilisi Simone de Beauvoir ile ve varoluşçu en yakın çevresinden diğer kişilerle hoşbeş ederken sık sık görülürdü. Doğruyu söylemek gerekirse eğlenen grup etrafa karşı pek de saygılı davranmazdı. İçki kadehlerini her dolduruşlarında var oluşun tuhaflığına kadeh kaldırırlardı. Bir gün gürültüleri iyice artınca üst katta oturan bir kadın pencereden sarkarak onlardan seslerini kısmalarını istedi. Buna karşılık Sartre ile dostları daha da fazla gürültü yapmaya başladı.

İyice öfkelenen kadın önce gözden kayboldu, sonra da elinde bir kova dışkıyla geri döndü. Kovayı pencereden aşağı, Sartre ile arkadaşlarının üstüne boşalttı. Kadın mı isabet ettiremedi, yoksa rüzgâr mı ters yönde esti bilinmez ama kovadan boşalanlar hedefi şaşırarak restorandan çıkmakta olan başka müşterilerin üstüne döküldü. Bu olayın felsefelerinin bir kanıtı olduğuna ikna olan varoluşçular, hemen evrenin anlamsızlığına kadeh kaldırmaya geri döndüler.

Sylvia Plath

Ted Hughes, Sylvia Plath’in trajik sonuna neden olan kötü adam rolünden 1998’deki ölümüne dek, yani otuz beş yıl boyunca kurtulamadı. Plath, Hughes ile tanışmadan üç yıl önce de intihara kalkıştığı halde, pe çok hayranı onun intiharından Hughes’u sorumlu tuttu. Hayranlar Hughes’un şiir okumalarında “Katil” diye haykırdılar ve onun ismini defalarca Plath’in mezar taşından kazıdılar. Öte yandan Hughes karısı hakkında pek fazla konuşmayarak, şiirin büyük seslerinden birinin yitiminden onu sorumlu tutanların öfkesini sessizce körükledi.

(Büyük Yazarların Gizli Hayatları, Çeviren: Duygu Akın, Domingo, 2015)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR