Dünyayı Şekillendiren 10 Hikâye
22 Mayıs 2019 Edebiyat Liste Kitap

Dünyayı Şekillendiren 10 Hikâye


Twitter'da Paylaş
0

"Tekerlek kullanmayan şahane toplumlar vardır, ama hikâye anlatmayan hiçbir toplum yoktur." – Ursula K. Le Guin

Dünyanın çeşitli yerlerinden yazarlar, eleştirmenler ve akademisyenler, bu öyküleri en etkili ve edebi eserler olarak oyladı. İşte Howard Timberlake'in katkılarıyla hazırlanan sebepleriyle birlikte dünyayı şekillendiren 10 hikâye:

1. Odysseia (Homeros, M.Ö. 8. yüzyıl)

Odysseia, Homeros’un epik şiiri, listemizin başında yer alıyor. Peki neden ilk tercih bu? Yazar ve yayıncı Natalie Haynes’e göre: “Çünkü o, batı kültürünün en temel mitlerinden biri; çünkü kahraman olmanın ne anlama geldiğini soruyor; çünkü harika kadın karakterler içeriyor; çünkü canavar ve tanrılarla dolu ve layıkıyla destansı ve bizi savaş, arayışlar ve eve dönmenin ne demek olduğuna dair varsayımlar üzerine sorgulamaya zorluyor.”

Roman yazarı ve eleştirmen Lisa Appignanesi şöyle ekliyor: “Temel bir dönüşü olan yolculuk hikâye şablonu.” Chicago Üniversitesi’nde İngilizce profesörü olan Kenneth W. Warren, Appignanesi'ne katılıyor: “Odysseia’nın Batı’daki hikâye anlatıcılığına nasıl dayandığını anlamanın bir yolu yok. Eser, arayış öyküsü mimarisini ve öykü anlatma alışkanlıklarımızı günümüze kadar şekillendiren, bunu mümkün kılan ve sınırlayan yollarla erkek ve dişi erdemi karakterize eden bir taslak hazırladı."

Edebiyat eleştirmeni David Varno, destandaki ustalığın altını çiziyor: “Odysseus ve Penelope bölümlerindeki birçok zekâ ve cesaret zaferi bin yıl boyunca boş yere sayılmış olamaz.” Bu arada, Lit Hub'a katkıda bulunan editör Bethanne Patrick başka bir noktaya değiniyor: “Odysseus yolculuğunun, dünyada iyi ve kötü çok fazla değişime neden olan Batı kültürüne özgü bir bireysellik çizgisini tanımladığını düşünüyorum.”

Roman yazarı Beverley Naidoo, daha geniş bir kültür yelpazesinden konuyu alarak yorumluyor: “Odysseus'un Troya savaşından sonraki 10 yıllık yolculuğundaki çoklu hikâyeler, sadık Penelope onu beklerken ve oğlu Telemachus onu ararken, kültürel bilincimizin derinlere kök salıyor. Bu sayısız öykü içindeki insan unsurları, yüzyıllarca derinlere doğru yankılanarak yeniden yorumlanmaya devam ediyor.

2. Tom Amca’nın Kulübesi (Harriet Beecher Stowe, 1852)

İkinci sırada Harriet Beecher Stowe’un 1852'de yazdığı romanı var. Zimbabveli yazar Tendai Huchu: “Günümüzde böylesine etkili başka bir eser düşünmek çok zor,” diyor. PopMatters editörlerinden Jenny Bhatt, eseri ‘Birleşik Devletler'de çok okunan ilk politik roman’ olarak belirtiyor ve ekliyor: “Köleliğin acımasızlığını, insan sömürüsünü, dengesiz hukuk sistemini, kemikleşmiş ataerkilliği, feminizim ihtiyacını ve daha fazlasını açık açık ele alan ilk kurgu çalışması.”

Tom Amca'nın Kulübesi, Birleşik Devletler'de ve yurtdışında, yüzyılın en popüler kitaplarından biri oldu ve yürürlükten kaldırma hareketindeki etkisini belirten birçok destekçiyle, kölelik algısını radikal bir şekilde değiştirmesinden dolayı takdir edildi. Yazar Roxana Robinson, roman hakkında şöyle diyor: “Esirlerin gözünden kölelik hikâyesini anlatır, ayrıca insafsız koşullar altında yaşamış anne, baba ve çocuklar gibi siyahi karakterleri gösteren ilk romanlardan biri.”

Hatasız roman olmaz; çevirmen Caroline Alexander şunu belirtiyor: “Utandıracak derecede duygusal." Jenny Bhatt devam ediyor: “Ve belki de iyi yaşlanmadı. Bugün, eserin karakter nitelendirmesi ‘zayıf klişe tipler’i ile eleştiriliyor.” Tendai Huchu ise şu noktaya parmak basıyor: “Tom Amca terimi, yazarın niyetinden uzak olarak bir istismarcı lakabına dönüştü.”
Bununla beraber, romanın etkisi reddedilemez. Birçok jenerasyondan yazarları etkiledi ve bir sürü dile çevrildi. Roman yazarı, şair ve eleştirmen Elizabeth Rosner ekliyor: “Bütün bir ulusun yalnızca konuşlandırılabilir yasalarını ve uygulamalarını sorgulamakla kalmayıp aynı zamanda sonsuza dek şiddetli bir şekilde ırkçı insandışılaştırma sistemini değiştirmesine de yardımcı oldu. Bu, benim için edebiyatı en iyi şekilde tanımlar.” Romancı ve The Boston Globe’da eleştirmen Rebecca Steinitz içinse ırk ve sembol hesaplarımız için eser, bir temas noktası olmaya devam ediyor.

3. Frankenstein (Mary Shelley, 1818)

Bu yıl 200. yaşını kutlayan Mary Shelley’nin 1818’de yazdığı roman, Roger Kuckhurst’a göre ‘modern dünyanın en öz hikâyesi’. Yazar ve edebiyat eleştirmeni Lev Grossman şöyle anlatıyor: “Modernitenin acımasız ışığında, yaşam ve ölüm, Tanrı ile insan ve makine anlayışımızı yeniden yapılandırmak zorlu bir şey." “Hayata yeni bir yaratık getiren bilimcinin zorlayıcı hikâyesi, modern edebiyatın ve ötesinin en baki imgesi olmuş, ve canavarlar ‘nihai metafor’ olarak lanse edilmiştir,” diyor Edinburgh Üniversitesi İngiliz Edebiyatı bölümünden Lena Wånggren.

Eserin hem edebiyatta hem de kültürdeki etkisinin ölçülemeyeceğini söyleyen romancı ve Financial Times yazarı Nilanjana S. Roy şunu belirtiyor: “Frankenstein, yazarları etkilediği kadar bilimcileri de etkiledi... bizim kontrolümüzün dışına çıkan yaradılışın modern korkusunu anlatır.” Şair ve NPR için eleştirmenlik yapan Tess Taylor içinse roman ‘yalnızca şimdilerde temel anlatılarda sıkça paylaştığımız bir klasik değil, aynı zamanda dünyamızı okumak için baktığımız bir araç’.

4. 1984 (George Orwell, 1949)

George Orwell’ın çığır açan distopya romanı 1984, listede en çok oy alanlar arasında. Niçin? “Çünkü, insanlık tarihi ve totaliterizm hakkındaki bir gerçeği yansıtıyor,” diyor kitap eleştirmeni Alex Clark. Bu arada, Rebecca Steinitz, hikayenin ‘totaliterlik, teknoloji ve gözetim temalarının ortaya çıktığı günden beri nasıl da alakalı ve ses getirici olduğu’ hakkında yorum yapıyor.

Missing Fay romanın yazarı ve eleştirmen Adam Thorpe, kitabın geçmiş ile geleceğin eşsiz bir harmanı olmasına parmak basıyor: “Adı geçen yılın kendisi uzun geçmiş olsa da romandaki aletler artık ilginç, hatta yenilikçi bir havaya sahiptir, ancak tarih hâlâ kâbus kılığında bir geleceğin vizyonu olarak mühürlenmiştir.”

Kitaptaki modern tiranlığın tanımında anlaşılmaz bir doğruluk olduğunu belirten Westminster Üniversitesi’nden Medya Tarihi profesörü Jean Seaton, şöyle anlatıyor: “Şimdi her zamankinden daha fazla, tespit edilen çerçevede yaşıyor gibiyiz… Yazarın adı bile - "Orwellian" - bir düşünce kontrolü dünyasını çağrıştırıyor. Propaganda mekanizmaları ve baskı makineleri konusundaki hassasiyeti, onu her otoriter rejim tarafından yasakladı çünkü korkuları adlandırma gücünden korkuyorlar. 1984, direnmek isteyenler için tam bir el kitabı.”

Orwell’ın şaheserini seçen herkesin hemfikir olduğu bir nokta var: romanın korkutucu öngörüsü. “Büyük Birader bütün dikkati çekiyor,” diyen yazar Nilanjana S. Roy devam ediyor: “Ama gerisi, çetelere katılma, itaat etme, canını yakma, çok unutulmaz bir şekilde yakalanma arzusu.” BBC Kültür editörü Rebacca Laurence kısaca şöyle ifade ediyor: “20. yüzyıl romanından nihai bir 21. yüzyıl romanına dönüşüyor. Korkutucu.”

5. Parçalanma (Chinua Achebe, 1958)

Bir Afrikalının gözünden Nijeryalı bir kabilenin sömürgeleşmesini anlatan Parçalanma, Afrika hakkındaki klişeleri çürütüyor ve kültürlerarası yanlış anlaşılmanın gerçek etkisini ortaya çıkarıyor. Chinua Achebe şöyle demiş: “İlk kez kendimizi, yarı insanlardan veya Conrad'ın dediği gibi “ilkel ruhlar”dan ziyade özerk bireyler olarak gördük.” Listeyi hazırlayanların birçoğu bu konuda aynı düşünüyor ve böylelikle kitap, listenin 5. sırasında yer alıyor.

Roman yazarı Beverley Naidoo, “Hayatım boyunca yayımlandığı sürece, tek bir kurgu çalışmasının kökten farklı bir ‘Afrika görüşü’ sunmadaki etkisini görmek mümkündü,” diyor. “Avrupa sömürge anlatısı, Achebe tarafından yayımlanan bu ilk çalışmadan sonra asla aynı olamaz.”

Uganda’daki Makerere Üniversitesi’nde Edebiyat profesörü olan Dominica Dipio’ya göre, eser ‘Afrika deneyimini, başka hiçbir Afrikalı kurguda olmadığı gibi anlatabilen, güçlendirici bir Afrika romanı’. Togolu yazar ve gazeteci Noun Fare Chiuna, Achebe’nin romanını şöyle tanımlıyor: “Afrika edebiyatında bir mil taşı. İngilizcedeki arketipik modern Afrikalı romanı artık görülebilir oldu ve Nijerya’dan başlayıp bütün Afrika boyunca okundu.”

Kıtanın algılandığı bakış açısını değiştirerek, Parçalanma önyargılarla mücadelede yardımcı olabilir. Nijeryalı akademisyen Ainehi Edoro-Glines şöyle anlatıyor: “Roman, okurlara ırkçı varsayımlar tarafından canlandırılan konserve resimlere indirgenmediğinde Afrika dünyasının nasıl göründüğünü gösterdi. Achebe’in yeniliği, modern hikâye anlatıcılığının geleneklerini değiştirmekti, böylece karanlıkları görmek yerine, okurlar Afrika’ya baktıklarında, her romanın neyi göstermek için tasarlandığını göreceklerdi: yaşamın karmaşık bir temsili."

6. Binbir Gece Masalları (anonimler, 8.-18. yüzyıllar arası)

Binbir Gece Masalları da bir başka çok oylanan. “Zamansız bir çalışma,” diyor Marquette Üniversitesi’nde Edebiyat profesörü olan Ainehi Edoro-Glines ve ekliyor: “Asla sonlanmayacak olan yaşamı temsil edebilecek asla sonlanmayan bir hikaye için ilkel insanın arzusuna erişir.”

Yazar ve yorumcu Ahdaf Soueif şunu ifade ediyor: “Bu öyküler dizisindeki birçok karakter, motif ve alıntı (Açıl susam açıl!) tüm dünyada ortak bir tabir haline geldi. Batıda, ‘Geceler’ kesinlikle ‘Şark’a dair görüşü renklendirdi. BBC muhabiri Sophia Smith Galer ise şunları belirtti: “Aladdin’in mağarasından şeytani maceracılara, ecinnilerden hareme hikâyelerdeki semboller ve karakterler hâlâ 2018’de Binbir Gece imgesinin değişkenleri içinde kültürel tahsis, takdir ve ırkçılığın tezahür etmeye devam ettiğini gösteriyor.”

Nilanjana S. Roy “En iyilerin en iyisi,” diyor ve ekliyor: “Ortaçağdan ve modern zamanlara, yazarlardan şarkıcı ve sinemacılara kadar, asla ondan ilham almayı bırakmadık.”

Bu esnada, eleştirmen Muneeza Shamsie hayranlığını dile getiriyor: “Şehrazat’ın azmi, zekâsı, güveni ve başarılı olduğu gerçeği, bizim dünyamızın ideaları ve ideallerini çok güçlü bir şekilde etkileyen tiranlık ve terör konusu boyunca hayal gücünün ve hikâye anlatıcılığının gücünü ortaya koyuyor."
Lübnanlı çizgi roman sanatçısı Lena Merhej’in kitabı oylama sebebi ise 'hayatta kalmak için bastırılmış sesini bir silah olarak kullanan kadını anlatması'.

7. Don Quijote (Miguel de Cervantes, 1605-1615)

Listeyi oylayanlardan birçoğu 1605 ve 1615’te iki cilt hâlinde yayımlanan Don Quijote’yi, ilk roman olarak kabul ediyor. The Smithsonian Asian-Pacific American Merkezi’nden eleştirmen Terry Hong ise kesinlikle şöyle düşündüğünü belirtiyor: “Batılı düzen, hep yeşil kalan asla yaşlanmayan bu dostluk macerasıyla inşa edildi.”

Miguel de Cervantes’in, aktüel bir gezgin şövalyeye dönüşen, kahramanlık öyküleriyle sersemlemiş, yaşlanmakta olan bir İspanyol’u anlattığı alaycı öz hikâyesi, Cannes Film Festivali’nde galasını yapan yönetmen Terry Gilliam’a ilham olmuş.

WWNO ve The New Orleans Advocate eleştirmeni Susan Larson, romanın nasıl bu kadar uzun süre dayandığını açıklıyor: “Bu komik şaheser, sorgulayan kahramanının ve sadık yardımcısının şaşırtıcı bir biçimde modern çekiciliği ve ısrarı sayesinde yüzyıllar boyunca sayısız yazar ve okura ilham verdi.”

Peki Don Quijote'yi tarihteki ilk dostluk komedisi olarak adlandırabilir miyiz? David Varno açıklıyor: “Birinin hayatında anlam ifade etmeyi hayal etmedeki bu kararlılık, insan olmanın ne anlama geldiğine dair anlayışımızı derinleştirmeye devam ediyor. ‘İyilikte ya da delilikte’ hepimiz bir Don Quijote olma potansiyeline sahibiz ve Cervantes bize, başkalarında ve kendimizde bu durum ortaya çıktığında buna gülmenin ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.”

8. Hamlet (William Shakespeare, 1603)

Pek de şaşırtıcı olmayacak bir biçimde, listedeki üç eseriyle William Shakespeare ilk 100’deki en popüler üç yazardan biriydi (diğerleri Virginia Woolf ve Franz Kafka).

Peki neden? “Bazı hikâyeler dünya kültütünün derinlerine girmemizi sağlar ve bizim şaşkın benliklerimiz hakkında düşünme şeklimizi etkiler,” diyor Adam Thorpe. “Hamlet’in en içteki özüne giriş yaparız ve durulanmış illüzyonu ortaya çıkarırız, ancak normallikle delilik arasındaki çizgiyi göstererek, sadece hayatını kurtarmak için harekete geçmek zorunda kalmış birini oynayan bir oyuncu izlediğimizin tamamen farkındayızdır.”

Amerikalı şair, yazar ve eleştirmen Elizabeth Rosner için başı dertli Dane’nin hikâyesi şöyledir: “Shakespeare’in nüanslı nihayetinin çoğunda insan ruhunun derinlemesine anlayışını örnekleyen oyun. Temalar ve karakterler ve oyunun yapısı bile aynı anda dâhi ve kendini sabotaj eden hallerimizin harmanını, sevgi ve nefret, yaratıcılık ve yıkım kapasitemizi ortaya koyuyor."

9. Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel García Márquez, 1967)

Listede dokuz numarada olan Yüzyıllık Yalnızlık, çok çeşitli milletlerden uzmanlar tarafından seçildi; Şili, Kolombiya ve Meksika'dan yazarların yanı sıra Gabriel García Márquez'in romanı Mısır, Nijerya, Kore, Cezayir ve Norveç’ten yazarlar tarafından da oylandı.

Birçoğu daha küresel bir bakış açısı yaratmaya nasıl yardım ettiğine odaklandı. La Tercera gazetesinden Oscar Contardo, “Dünyaya Latin Amerika’nın var olduğunu fark ettiren ilk yoldu,” diyor ve romanın kalbindeki kasaba olan Macondo'yu kastederek: “Şili, Arjantinli veya Kolombiyalı olsanız da, dünyanın geri kalanı için her zaman bir Macondo vatandaşı olacaksınız,” diye ekliyor.

Mısırlı roman yazarı Ahdaf Soueif'e göre, “Modern anlatı ihtimallerini ve değişen bilincin Avrupa merkezli bir konumdan daha küresel bir yere kayan bilinci değiştirdi.” Güney Koreli yazar Krys Lee’ye göreyse eser, tarzıyla uluslararası bir şekilde etkiledi ve bu sırada Latin ve Güney Amerikalı yazarlara onların kültürel ve edebi modelleri için kendi vatanlarına bakması konusunda örnek oldu.

Diğerleri García Márquez'in kitabında ortaya çıkan tarza odaklandı. Mısırlı akademisyen Marie Thérèse Abdelmessih şunları söylüyor: “Okurların, büyülü gerçekçiliğin önemini vurgulayarak hayat deneyimlerini tekrardan görselleştirmelerini sağladı.” Nijeryalı akademisyen Ainehi Edoro-Glines ise şunları belirtiyor: “Büyülü gerçekçiliği tartışmaya açık bir şekilde içeren bir metin olan Yüzyıllık Yalnızlık, gerçekçilik karşıtı yazıma yeni bir yaklaşım getirdi."

Ancak bazıları için Latin Amerika'yı dünya haritasına koymanın da ötesinde, roman daha büyük bir şey gerçekleştirdi: kıtayı yeniden keşfetti. “García Márquez, ikinci bir ‘Amerika’nın Keşfi’dir,” diyor Kolombiya’da Gatopardo dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Felipe Restrepo Pombo ve ekliyor: “Kıtanın oluşumunu yeniden hayal etti ve böyle yaparak geleceğini sonsuza dek değiştirdi.” Bu süreçte, García Márquez okurlarının alternatif bir gelecek görmelerini sağladı. Cezayirli romancı Mohamed Magani ise şöyle anlatıyor: “Umutsuzluk, diktatörlük ve askeri yönetim döneminde, kitap müthiş bir umut duygusu barındırıyor.”

10. İlyada (Homeros, M.Ö. 8. yüzyıl)

Homeros’un savaşın geleceği ve tanrıların erkeklerle dalga geçmesi hakkındaki destanı hiçbir zaman derhâl hissedilmez. Eser yalnızca savaştaki askerlerin en iyi edebi çağrışımlarından biri olmakla kalmadı, aynı zamanda ‘sonsuza dek savaş’ çağımızla da alakalı olan, aslında kendi askerî harekâtına ilham verdi.

Çevirmen Caroline Alexander şöyle anlatıyor: “İlyada düşünce ve tarih üzerinde tahmin edilemez bir etkiye sahipti; Olimposlu tanrıların karakterlerini belirledi ve Büyük İskender'in yaptıkları hakkında bilgilendirdi. Çoğunlukla hikayesi ve trajik karakterleri, trajik savaş görüşünde yaptığı gibi, çok katmanlı hikâyesi ve kahramanlarıyla bizi hâlâ etkiliyor."

İlyada, ayrıca insanlığın, tutku ve zaafları üzerine süren bir yorum olarak ve aslında insanlığı yansıtan tanrıların davranışı üzerine edebi kavramları kurma konusunda uzun bir yol kat etti. ABD'deki Ulusal Kitap Eleştirmenleri Dairesi Başkanı Kate Tuttle şöyle diyor: “Savaş ve öfke, sevgi ve intikam hikâyesi olan İlyada, insan yaşamı ve duyguları hakkında hem sarsıcı hem de derinden hareket ediyor (tanrılar tarafından ifade edilip tutulsa bile).”

Çeviren: M. Gizem Erkol

(BBC Culture)

 

 


 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR