Edebiyata Övgü
1 Şubat 2016 Edebiyat Kültür Sanat Kitap

Edebiyata Övgü


Twitter'da Paylaş
1

[button]Semih Gümüş[/button] “Edebiyat olmasaydı erotizm olmazdı. Aşk ve haz daha yoksul olur, duyarlık ve incelikten yoksun kalır, edebiyattaki düşlemlerin sunduğu yoğunluğa erişemezdi.” Edebiyatın hayatımızdaki yeri üstüne ne çok söz ediyoruz, gene de her seferinde bir başka açıdan yaklaşıp yeni bir söz etmenin çekiciliği bizi hep bu konunun içinde tutuyor. Mario Vargas Llosa ile Carlos Fuentes’in üç temel yazısının yer aldığı Edebiyata Övgü de okumak ve yazmak üstüne, okudukça insanın içini açan pırıltılar taşıyor. Bugün dönüp bakınca okumak ve yazmak üstüne ne çok yazdığımı görüyorum. Sonunda okumasam çıldırırdım da demiştim, yazmasam olur belki de, okuyamamak insanın su içememesi, ekmek yiyememesi gibi, ölüm gibi bir şey. Flaubert, “Yazmak bir yaşama biçimidir,” demiş. Belki onun yaşadığı zamanlarda öyle görünmüyordu ama bugün pekâlâ söyleyebiliriz ki, okumak da bir yaşam biçimidir. Oysa bu ülkede bütün ömrü boyunca bir tek kitap okumamış on milyonlarca insan olduğu kuşkusuz. Llosa da İspanya’da bile ülke nüfusunun yarısının bir tek kitap okumamış olduğunu yazıyor. İnsanın önce aile kurumuyla köleleştirilmeye başladığını düşünürüm, modern zamanlardaki kölelik nedenlerinden biri de elbette kitap okumamak. calosfuentes İnsan neler yitirir edebiyattan büsbütün uzak kalmakla, biliyoruz işte. Bütün bir toplumu tek bir yürek, tek bir vücut olmaya zorlayan siyasal otoriteler, bireylerin işte o toplumun ortak değerleri için âdeta canını vermeye koşullanmasına bayılır, böylece özgürlüğü elinden alınmış toplum, aklına geçirilmiş kelepçeyle devletin çarklarına bağlanmış olur. Gerçeğin kendi ellerinde olduğunu ve o gerçeğin tek yaratıcısı olduklarını öne sürenler, yaşadıkları zamanları ötekiler için cehenneme çevirir. Tarih onların işlediği suçlarla doludur. Edebiyat, kendi gerçekliğini hiçbir zaman gerçeğin ta kendisi olarak dile getirmediği için, herkesin içine koşulsuz gireceği tek dünyadır. Kimleri inandırır bilmem ama yönetenlerin tasarılarını bozmanın, bilişsel yetileri yetkinleşmiş, düş gücü zenginleşmiş insanlar yaratmanın yolu edebiyat okumaktan geçiyor. Okuduğumuz romanların kişilerini yeni tanıdığımız gerçek kişiler gibi okumak, bizi onların yaşadığı dünyalara götürmez mi? Robinson Crusoe’yu her okuduğumuzda onun ıssız adasına yeniden gideriz. Kaptan Ahab ile birlikte bir balinanın sırtında karanlık denizlere açılırız. İnce Memed’in peşinden giderken Torosların doruklarındaki fırtınalara yakalanır, yaylalarındaki çakır dikenli tarlaları bacaklarımız kan içinde dolanırız. Márquez ya da Fuentes ve Llosa ile Latin Amerika’nın büyülü gerçekliğini bazen kuş gibi havalanıp yukarıdan izlemek, insana başka herhangi bir gücün veremeyeceği hafifliği vermez mi. Başka hangi güç sizi en az kendiniz kadar inandığınız Anna Karenina ile birlikte bir trenin altına atarak intihar etmeye sürükleyebilir. Amerika’nın güneyindeki taşra ıssızlığını Faulkner’dan daha güçlü kim yaşatabilir insana. Marcel Proust’un, “En sonunda aydınlığa, gün ışığına kavuşmuş gerçek yaşam, tastamam yaşanmış biricik yaşam edebiyattır,” sözünü aktarıyor Llosa. Tıpkı romanlardaki gibi yaşadığımız gençlik yıllarımızın devrimci romantizmini bu ülkenin vahşeti söndürmeye yüz tutmuşken edebiyata sarıldıktan sonra ayakta kaldığımızı, bu dediğimi birlikte yaşayanlar belki daha iyi anlayabilir. Dinlerin cennet düşüncesiyle ilişkimiz olmadı ama ütopyalarımızın yarattığı bir cennet adamız her zaman oldu ve oralara bütün yolculukları sevdiğimiz yazarların sözcüklerine tutunarak yaptık. Gerçek hayat bize hiçbir zaman yetmedi, onu yaşamaya zorlandıysak bile. Bütün hayatı boyunca edebiyatla bir okur olarak ilişkisini kesmemiş olanların yaşadıkları hayatla yetinebileceğini düşünemem. Sürekli düş kuran insandır edebiyat okuru, yetinmeyen, belki bu acımasız toplumun değerlerinden koptuğu için kendine yeni bir dünya tasarlayan, Kaf Dağı’nın ötesine hiçbir zaman geçmese bile oradaki cenneti zihninde canlandırabilen insan. Onun bileğini bükebilirsiniz elbette ama ne belleğini tutabilir, ne hayallerini söndürebilirsiniz. Edebiyat, doğrularla yanlışları ayırt etmeye gönül indirmeden, yaşadığımız dünyayla ilgili köktenci sorular atar ortaya diyor Llosa. Demek bakmakla yetinmeyen insana görme yetileri kazandırır, sorgulamayı öğretir. İnsana bilgili, görgülü, düşünceli, duyarlı, incelikli olmak doğuştan verilmiyor. Sonradan eğitilerek kazanılıyor bu özellikler. Demek kimileri eğitilirken kimileri eğitilmeden kalıyor. İnsanı sonradan insanlaştıran etmenler arasında, edebiyatın yerini başka hiçbir şeyle dolduramazsınız. O elle dokunamadığımız, koklayamadığımız, göremediğimiz, işitemediğimiz sözcükler, bizi toplumun hoyrat kollarından çekip alır, eylemlerimize çekidüzen verir, konuşmalarımızı güzelleştirir, düşüncelerimize ve davranışlarımıza incelik kazandırır. Bütün hayatımız boyunca borçlanırız edebiyata ve bu dünyadan çekip giderken, bizden alacaklarını istemeyi bile aklına getirmeyen büyük bir yücegönüllülükle tutar elimizden edebiyat. MarioVargasLlosa Dahası Llosa, “Edebiyat, aşkın, tutkunun ve cinselliğin sanatsal yaratı niteliği edinmesine bile katkıda bulunmuştur,” diyor. “Edebiyat olmasaydı erotizm olmazdı. Aşk ve haz daha yoksul olur, duyarlık ve incelikten yoksun kalır, edebiyattaki düşlemlerin sunduğu yoğunluğa erişemezdi.” Duygusal aşk ile cinsel aşk birbirinden pekâlâ ayrılabilir, birini öbürü için vazgeçilmez gören anlayışın doğadan uzaklaştığını düşünürüm ama sözcüklerin büyüsüyle yaşayanların cinsel aşk ile duygusal aşkı birbirine daha incelikle bağlayabileceğini de biliyorum. Öte yandan biz edebiyatı hep yüksekten uçan bir kartal gibi tanımlarken onun aynı zamanda iç karartıcı bir ölü kitaplar mezarlığı olduğunu belirtiyor Fuentes. Bir anda parladıkan sonra çok satan listelerine adını yazdırıp bir süre sonra unutulan sayısız yazar, demek edebiyatın çoğu kez içinde yaşadığı korkunç derinlikleri aslında görmemiştir. Elbette edebiyatta nitelikli ve kalıcı olmayı istemek yetmez. Zaman içinde hep okunacağını, sonunda ölmeyen bir klasiğe dönüşeceğini düşünmek yazarı gülünç duruma düşürür. Yapabileceğinin en iyisini yazmaya çalışır yazar, o kadar. Yazının ahlakı ve asıl olan her zaman budur. Sonsuzluk, atlaması gereken bütün taşların üstünden atlayarak bütün zamanları birbirine bağlayan bir akarsu gibidir, bizi suyun içine kendiliğinden çeker. Dışarıda kalınca yalnızca suyun sesini duyabilirsiniz. Üstelik edebiyat hayata somut ilmekler de atar. Fuentes, “Roman, Cervantes’in döneminden günümüze, hem yazarlığı hem de okurluğu çoğaltarak demokratik bir araç olmuştur,” diyor. “Din dogmacıdır. Siyaset ideolojiktir. Akıl, mantıklı olmak zorundadır. Oysa edebiyatın belirsiz olma ayrıcalığı vardır.” Doğruyla yanlış ikilemiyle ilgilenmeyen edebiyatın sınırsız esnekliğe sahip oluşu, onun herkesin katılımına yol açan demokratik bir doğası olduğunu gösterir. Üstelik bu özelliğini zamanın ve mekânın ötesinde koruyabilmesi, ona öteki alanlardan daha sağlam bir direnç kazandırır. Fuentes, “Cervantes ve İspanya’nın Altın Çağının öteki büyük yazarları, edebiyatın, tarihin toplumdan çekip aldıklarını topluma verebileceğini kanıtlarlar,” diyor. Öteki gerçek alanlar tarihi yolundan çıkarmak için ne yaparlarsa yapsınlar, hayatın tutkalı edebiyattır ve onun tuttuğunu koparan gücüyle hayatın bile çoğu kez baş edemediği görülür. Edebiyat, tarihin sonsuzluğunu gösterirken unuttuklarını gerçek kılar. Yaşadığımız dünyanın ağırlığını taşımanın ve bir şeyleri yoktan var edebileceğimizi görmenin en anlamlı yoludur edebiyat. Llosa bunun da ötesine geçerek bir romanı biçimlendirip tamamlamanın büyüleyiciliğinin, “sevdiğiniz kadınla günlerce, haftalarca, aylarca dumaksızın sevişmek kadar benzersiz ve baş döndürücü bir deneyim” olduğunu söylüyor. Daha etkileyici bir söz gelmiyor aklıma.

Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Peyami Ulutürk
"...okuyamamak insanın su içememesi, ekmek yiyememesi gibi, ölüm gibi bir şey..." Tersinden okuyorum ben. Okuyamamak insanın su içememesi, ekmek yiyememesi gibi, ölüm gibi bir şey değil, okumak yemek yiyip su içtikten sonra ruhu doyurmaktır. Hazların aleminde ebedi lezzetlerin tadı ile bir nevi sermest olmaktır.
3:52 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR