Edna O’Brien’ın Yeni Romanı Üzerine
20 Eylül 2019 Edebiyat Roman

Edna O’Brien’ın Yeni Romanı Üzerine


Twitter'da Paylaş
0

İrlandalı yazar yeni eseri Girl'de kaçırılan Nijeryalı kızların travmalarını ele alıyor ve hikâyeyi sanki günlük olaylarla örülü bir rüya ya da kâbusmuş gibi anlatıyor.

Mekân bir kız yurdu. Bir grup adam içeri dalıyor, orada kalanları isyandan korumaya geldiklerini, asker olduklarını iddia ediyorlar. Ancak öyle değiller. Her biri kılık değiştirmiş bir militan, çetelerine katacakları erkekler, yağmalayacak erzak arıyorlar. Bunları bulamayınca kızları kaçırıyorlar. İşte Edna O’Brien’ın dehşet verici romanı böyle başlıyor ve Boko Haram’ın haydutları tarafından terörize edilen, ismi geçmeyen ama Nijerya olduğu anlaşılan ülkede kadınların çektiği acıları gözler önüne seren bir hikâye anlatıyor. Aynı zamanda yazarın altmış yıl önce yazdığı The Country Girls üçlemesini hatırlatıyor. 

O’Brien’ın romanlarında karşılaştığımız unutulmaz öğelerin hepsi burada. Okuru şaşırtmak için kısa betimlemelerden yararlanılmış. Özellikle ataerkil ve teokratik yapıların zihinsel ve fiziksel hapiste tuttuğu kadınların duygusal hayatlarına odaklanıyor. Hisler ve bedensel sıkıntı romanın geneline yayılıyor. Elli sayfayı geçmeden romanda ürkütücü görüntüler belirmeye başlıyor, kaçırılan kızlar bir “gösteri”ye tanık olmaları için götürüldükleri kampta bulunan camide toplanıyorlar. Bahsi geçen gösteri, liderin zina ile suçlanan karısının taşlanmasından oluşuyor.

O’Brien’ın bu kadının ölümünü anlattığı kısım bir sayfayı geçmiyor. Ölüme giden anın betimlemesi son derece acımasızdır ve ustalıkla aktarılıyor: Kadın “etrafındaki acınası binalara, belki kocasına, daha düşük rütbeli komutanlara, kadınlara, cariyelere, hizmetçilere” bakar ve sonunda teni parçalanmaya başlar, gözleri sımsıkı kapalıdır ve “boynu kendini bırakmadan önce gözleri donuk bir şekilde açılır.” Suça ortak olan taşlara bile sorumluluk yüklenmiştir. Paragrafın sonuna geldiğimde bu romanı okuyuncaya kadar, bir insanı taşlamanın ne demek olduğunu anlamadığımı fark ettim. 

Kitabın açılış cümlelerinden anlatıcının (Maryam) çocuk sahibi olduğunu ve kızıyla bir şekilde kaçtığını, ikisinin artık zaman ve mekânın takibini yapamadıklarını anlıyoruz. Kaçırıldığı kampta defalarca tecavüze uğradığını, oradan kaçmayı başarınca zorla evlendirildiğini ve anne olmaya zorlandığını ve yolculuğunun kayıpların yaşandığı ve şansın tersine döndüğü tehlikeli olaylarla örülü olduğunu öğreniyoruz. Hikâyenin bir kısmında Buki adında başka bir kız, kahramanımıza eşlik ediyor. Biri daha lider ruhluyken diğerinin kafası karışık, ancak ikisi de hayatta kalmak için bir benlik yaratmaya çalışıyorlar, tıpkı O’Brien’ın The Country Girls romanındaki Cait ve Baba gibi. O’Brien böylece yaşadıkları yer neresi olursa olsun, genç kadınların ortak noktalarının çok olduğunu öne sürüyor. 

Kadınların nerede ve ne koşulda olursa olsun kontrol altına alınacakları ve cezalandırılacakları hissi, Maryam ve kızı Babby sonunda ailesiyle tekrar bir araya geldiğinde artar. Maryam birden hem bir kahramana hem de utanç kaynağına dönüşür. Kaçırılmasının yarattığı travma ailesini altüst etmiştir ve kızları susturulması gereken bir tehdittir.

Bu, O’Brien’in en çok ilgilendiği konu, hikâyeleri biçimlendirmek için kendisini en çok zorladığı alan. Hikâyeyi sanki günlük olaylarla örülü bir rüya ya da kâbusmuş gibi anlatıyor ve karakterler kendilerini giderek daha zor durumların içinde buluyorlar. Girl’ün sonlarına doğru anlatıcı mantığını kaybetmeye başlıyor, kullandığı dil bölünüyor. 

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(Guardian)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR