Efsane Yaratma Sanatı
4 Ocak 2017 Edebiyat Kültür Sanat

Efsane Yaratma Sanatı


Twitter'da Paylaş
0

Popüler roman diye bir şey var ve sınırları polisiyelerin ya da ikinci sınıf aşk romanlarının, plajlarda okunan, amacı yalnızca eğlendirmek olan kitapların çok ötesine geçiyor. Bu kitapların derdi yaratıcılık ya da biçim değil – başarıları tekrarlara yer vermelerine ve okurların hoşlandığı bir şablona uymalarına dayanıyor.

Umberto Eco
Alexandre Dumas’nın külleri Paris’teki Pant-héon’a taşındığında, yazarın doğum yeri Villers-Cotterêts’te protesto gösterileri düzenlendiğini okumuştum. Bu olay tüm Fransa’da ateşli tartışmalara neden oldu. İnanıyorum ki bu, İtalya’da yaşansa, pek çok kişi bu büyük hikâye ustasının, eserleri ebedileşmiş “önemli” isimlerin yanına gömülmesine itiraz ederdi. Oysa edebiyat ile başkalarının popüler roman olarak niteledikleri eserleri ayırt etmek göründüğü kadar kolay olmayabiliyor. Popüler roman diye bir şey var ve sınırları polisiyelerin ya da ikinci sınıf aşk romanlarının, plajlarda okunan, amacı yalnızca eğlendirmek olan kitapların çok ötesine geçiyor. Bu kitapların derdi yaratıcılık ya da biçim değil – başarıları tekrarlara yer vermelerine ve okurların hoşlandığı bir şablona uymalarına dayanıyor. Belki de asıl soru şu: Dumas daha baştan popüler romanlar yazmayı mı hedeflemişti, yoksa eleştirel ve tartışma yaratan bazı yapıtlarına bakarak söylenebileceği gibi, bu tür kaygılar aklının köşesinden bile geçmedi mi? Sayısız kitap yazmasına yardım eden “köleleri” vardı ve daha çok para kazanmak için romanlarının uzun olmasına özen gösterirdi. Ama bazı eserlerinde, bugün “efsanevi” olarak niteleyebileceğimiz, toplumsal hayal gücünü ateşleyen ve masal ya da mitoloji kahramanları gibi kopyalanan karakterler yaratmayı da başarmıştı. Bazen bu efsaneyi doğuran en yalın haliyle edebi yeteneği olurdu: Üç Silahşörler hızlı akan bir romandır, onu okumak caz müziği notalarını okumak gibidir, ama Dumas, benim gereksiz latifeler olarak tanımladığım boş diyalogları bile (ki bunları romanı uzatmakta kullanır) kalburüstü bir zarafetle yazar. Ya Monte Cristo Kontu? Bir keresinde bu romanı çevirmeye karar verdiğimden söz etmiştim. Şuna benzer cümlelerle karşılaştım: “Oturduğu koltuktan kalktı.” Başka hangi koltuktan kalkabilirdi? Tek söyleyebileceğim, çevirirken bunu “koltuğundan kalktı” ya da “ayağa kalktı” yapmayı tercih ettiğim. Dumas’nın kullandığı dili kısaltarak okura en az yüzde yirmi beş zaman kazandırdığımı hesaplamıştım. Ama sonradan, bu fazladan sözlerin ve tekrarların hayati, stratejik bir işlevi olduğunu keşfettim – okurda bir beklenti yaratıyor, gerilimi sağlıyor, sonun gelişini geciktiriyorlardı ve bu, mükemmel intikamın okurun kalbine işlemesi için gerekliydi. Dumas’nın hikâye anlatmadaki becerisinin üstünlüğü, çağdaşı Eugène Sue’yu –ki o dönemde Dumas’dan daha ünlüydü– tekrar okuduğumuzda, daha da netleşir. The Mysteries of Paris’i (Paris’in Gizemleri) yeniden okursak –zamanında roman kahramanları gerçek kişilere benzetildiği için ve politik-sosyal tavsiyeleri nedeniyle olay yaratmış bir kitaptır– fazladanmış gibi görünen sözcük ve cümlelerin gerçekten de kitabı ağırlaştırdığını kavrarız ve o yapıt bugün yalnızca geçmişten bir belge olarak okunabilir, yazıldığı gibi başarılı bir roman olarak değil.

Yazma sanatının dilsel yaratıcılıkla özdeşleştirilemeyecek başka erdemleri de olduğunu kabul etmek gerekiyor. İyi ama bu hikâye anlatma becerisi, ne kadar etkili olursa olsun, bir yapıtın edebiyat eseri ve popüler roman arasındaki sınırı geçmesini sağlamaya yeter mi?

Bu bağlamda, yazma sanatının dilsel yaratıcılıkla özdeşleştirilemeyecek başka erdemleri de olduğunu kabul etmek gerekiyor. Ama bu erdemler, romanın ritminin bir parçasıdır. İyi ama bu hikâye anlatma becerisi, ne kadar etkili olursa olsun, bir yapıtın edebiyat eseri ve popüler roman arasındaki sınırı geçmesini sağlamaya yeter mi? Roman, tıpkı efsaneler gibi “dil”de başlar. Oedipus ve Medea büyük Yunan trajedilerine dönüşmeden önce de eylemleriyle özgün ve öne çıkan karakterlerdi. Aynı şekilde Kırmızı Başlıklı Kız ya da Afrika ya da Kızılderili mitolojisinden karakterler bile, kendilerine el koyup çeşitli katmanlar ekleyen şiirin ötesine geçen, gerçek hayattan örneklerdir. Roman, kahramanlarının psikolojisinin derinliklerine inmek zorunda mı? Modern roman bunu yapıyor, eski efsaneler yapmazdı. Oedipus’un psikolojisi Aeskilos ya da Freud tarafından masaya yatırılmış olabilir ama karakterin yaptığı yalnızca var olmaktır – bu varoluş ne kadar huzursuz edici olursa olsun. Özellikle İtalya’da belagatin sergilendiği romanları sanat eseri olarak değerlendirme eğilimindeyiz. Oysa Stendhal günlük hayattaki dili kullanırdı yazarken; Italo Svevo, denir ki, kötü yazarmış ve illa şiir istiyorsak Liala, Alberto Moravia’dan daha şiirseldir. Sorun, romanın bir hikâye ve (yalnızca görünen eylemlerini anlatsa bile) ötekilerden ayrılan karakterler içermek zorunda olması. D’Artagnan’ın kişiliği için ancak eğlenceli denebilir ama karakter efsaneleşmiştir, Julien Sorel’in kişiliğiyse daha girifttir. Bu yüzden kahramanlar aracılığıyla belirli bir dönemi anlamamızı sağlayan tarihi roman ile “pelerin ve hançer” romanları denen ve belirli bir dönemde geçmekle beraber çekiciliğinden hiçbir şey kaybetmeksizin başka bir döneme de rahatlıkla taşınabilecek tarihi romanlar arasında bir fark olduğunu kabul etmem gerekiyor. Ama burada her katmanıyla okuru sarsan, ihtişamlarını kimsenin tartışmadığı sanat eserlerinden söz etmiyoruz. Efsaneleşen eserlerden söz ediyoruz, ki ikisi ayrı şeyler. Pierre Souvestre ve Marcel Allain de daha fazla para kazanabilmek için yapıtlarını uzatma yoluna başvurmuştur. Fantoma hikâyeleri edebi anlamda övülecek örnekler değildir, oysa bu kahraman sürrealistlerin ve başka pek çok sanatçının takıntısı haline gelmiş, bir şehir efsanesine dönüşmüştür. Pierre-Alexis Ponson du Terrail’in Rocambole’u ise okuru eğlendirse de hiçbir zaman efsaneleşememiştir. Neden? Bu sorunun yanıtını bulabilmek için incelenmesi ve profesyonel gözle birbiriyle kıyaslanması gereken sayısız baş döndürücü örnek ve anlatım stratejisi var.

İngilizceden çeviren Z. Heyzen Ateş


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR