Elfriede Jelinek ve Piyanist: Ne Hayatın Ne de Arzunun İçinde Durabilen Bir Kadın
5 Ağustos 2018 Edebiyat Roman

Elfriede Jelinek ve Piyanist: Ne Hayatın Ne de Arzunun İçinde Durabilen Bir Kadın


Twitter'da Paylaş
0

Ben kadınlar üstüne ahlaki anlamda yargılayıcı olmayan bir bakış sunma amacındayım, bilhassa da erkeklerin suç ortağı oldukları yerde. 

İlk kez bir kitabınız sinemaya uyarlandı. Michael Haneke’nin bu projeyi hayata geçirmesine olanak tanıdınız. Karar süreci nasıl gelişti? 

EJ: Uzun süre projeye izin verme konusunda tereddüte düştüm, çünkü benim yazım gücünü dilden alır. Yani imajlar tamamıyla dil yoluyla vuku bulur ve aktarılır. Sinemadaki imajların fazladan bir şey katabileceğini düşünmemiştim. Ama şunun da hep farkındaydım, yalnızca Haneke gibi kendi imaj kanonunu metne yedirebilen bir yönetmenle çalışabilirdim. Michael Haneke gibi, sen de Avusturyalısın, onun yaptığı gibi sen de daima insan kalbinin ucube ve karanlık yönlerini keşfettin, dedim kendime. 

Bu konuda aranızda güçlü bir bağ olduğunu söyleyebilir miyiz?

EJ: Bu da çok klişe olur. Fakat özellikle de sanatsal anlamda “hafif” kişiler olmadığımız da doğru. Ben de Haneke gibi, yani onun eserlerini bildiğim kadarıyla, negatif bir perspektiften toplumu eleştiriyorum. Tam da ülkemizdeki pozitif klişeler son derece boğucu olduğundan, en çok hangi konuda övünüyorlarsa oraya yöneliyorum; müziğine ve müziksel dehalarına. Sonra da bunların negatif yönlerini sunuyorum: yüzlerce kadın piyano öğretmeninin libidosundan vazgeçmesi. Zorba, orta sınıf, Katolik bir anne tarafından büyütülmüşsünüzdür, babanız bir psikiyatri kliniğinde ölmüştür. 

Romanınız ne ölçüde otobiyografik?

EJ: Bunu yanıtlamamayı tercih ederim ve romanımın otobiyografik olarak görülmemesini yeğlerim, ama yine de doğal olarak pek çok otobiyografik unsur içeriyor. Bir hikâyede ilgimi çeken şey hikâyenin yankılanmasıdır – bu durumda Avusturya’nın göklere çıkardığı yüksek kültürü sırtında taşıyan kadınlardan birinin çözülüşü. Voyörizm olarak ifade bulan yaşanmamış bir cinsellik: ne hayatın ne de arzunun içinde durabilen bir kadın. İzleme hakkı bile eril bir hak, kadın hep izlenen kişi, hiçbir zaman izleyen kişi değil. Bu bakımdan, psikanalitik bir ifadeyle, burada erkeğin izleme hakkını ele geçiren ve böylelikle bunu hayatıyla ödeyen fallik bir kadınla karşı karşıyayız. 

ELFRİEDE JELİNEK ROMAN PİYANİST

Erika’nın deliliğini nasıl açıklıyorsunuz?

EJ: Erika katiyen hiç de deli değil. Nevrotik ama deli değil. Tam da açıklamaya çalıştığım gibi, bütün bunlar şu lanet gerçeğin bir sonucu: Eğer bir kadın ona ait olmayan bir hakkı talep edip bunu nadiren de olsa elde ediyorsa, hele de bu sanatsal bir şöhretse, yaşamasına izin verilmez. Bir erkeği seçme hakkı ve aynı zamanda erkeğin ona nasıl işkence edeceğini emretme hakkı, yani itaat ederek hâkimiyet kurma, işte bunları yapmasına izin verilmez. Doğrusu, doğurmanın ve çocuk yetiştirmenin ötesindeki her şey kadına çok görülür. Kadınlara karşı acımazsınız, diyorlar. Bunun benle alakası yok. Ben kadınlar üstüne ahlaki anlamda yargılayıcı olmayan bir bakış sunma amacındayım, bilhassa da erkeklerin suç ortağı oldukları yerde. 

Yayımlandığı dönem Avusturya’daki kimi eleştirmenler romanınızı pornografik olarak nitelendirdi. 

EJ: Roman pornografinin karşıtı. Pornografi, her yerde ve her an arzu olduğunu öne sürer. Roman ise bunun böyle olmadığını kanıtlar, yani kadınları sürekli istekli kılmayı amaçlayan bir kurgudur, çünkü erkekler onları izlerken ve nerdeyse vücutlarının içine kadar bakarken birçoğu zaten pornografi objesi haline gelir. Ama yanlış anlaşılmaya alışığım. Hatta yazdıklarımda çözümlemeyi amaçladığım şeyler yüzünden suçlandığım bile oluyor. Çoğu kez olduğu gibi, saldırıya uğrayan habercidir, söylediği şey değil. Kimse buna kulak asmıyor. Karakterleriniz hakkında şöyle demişsiniz: “Sert vururum, bu yüzden karakterlerimin geçtiği yerde hiçbir şey yetişmez.” 

Kefaret imkânsız mı? 

EJ: Benim yazdıklarım, çözümleyici anlamda ama aynı zamanda polemik (sarkastik) anlamda gerçekliğin korkunç yönlerini betimlemekle sınırlıdır. Kefaret, kadın veya erkek, başka yazarların uzmanlık alanı. Benim yazma biçimim, benim yöntemim, ütopyacılığa değil eleştiriye dayanır. 

Patolojik bir vakanın betimlenmesinin ardında, ülkeniz Avusturya’nın kimliğine katkı sağlayan müziksel kültüre bir reddiye mi var?

EJ: Evet, kesinlikle var. Bu ülkenin sırtından geçindiği yüksek müzik kültürünün göklere çıkarılması ve kendini başkalarına böyle pazarlaması (o büyük ustaların hayatları boyunca nasıl muamele gördüklerini, çağdaş sanatçılara nasıl davranıldığını bir düşünün). Gerçekten de Hegelci bir efendi-köle ilişkisi. Yüksek kültür efendi, kadın piyano öğretmenleri hizmetçi kızlar. Bırakın kendi hayatlarını, yaratıcı bir enerjiye bile hakları yok (metinde bu durumu sınırına götürdüm). 

Michael Haneke’nin müzik seçimlerine katılıyor musunuz?

EJ: Müzik seçimini birlikte önceden konuştuk. Zaten parçaların birçoğu metinde belirtilmişti.

Michael Haneke’nin kamerasıyla yaptığı gibi, siz de kalemi neşter gibi kullanıyorsunuz. Yaptığınız işlerde benzerlikler var mı?

EJ: Tam da bu yüzden Michael Haneke bu romanı sinemaya uyarlamak için biçilmiş kaftan, çünkü ikimiz de çözümleyici ve soğukkanlı çalışan kişileriz. Belki böceklerin hayatını inceleyen bilim insanları denebilir. Mekanizmaları uzaktan, içinde olduğunuzdan daha iyi görebilirsiniz. 

* Söyleşi: Austrian Film Commission, 2001


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR