Elyazınız, Hakkınızda Ne Söylüyor?
30 Nisan 2019 Edebiyat Sanat

Elyazınız, Hakkınızda Ne Söylüyor?


Twitter'da Paylaş
0

Birçoğumuz çocukluğumuzu güzel yazı defterlerine titiz bir elyazısıyla alfabe yazarak geçirmiş olmamıza rağmen çoğumuz imzamızı bile düzgün bir şekilde atamayız.

Bitişik elyazısının eskiden ne kadar önemli olduğuna dair yorumları günümüzde birçok yerden duyabilirsiniz ama aslında insanlar hâlâ yazıyor. Alışveriş listeleri, tıbbi reçeteler ve hatta aşk mektupları bile elle yazılıyor. Geçmişin süslü, uzun yazılarındansa bitişik yazıyla yazılmamış karalamalar tercih ediliyor. Bir zamanlar gündelik ilişkilerin ve yazışmaların vazgeçilmezi olan bitişik elyazısı günümüzde sadece diplomaların ve nikâh davetiyelerinin törensel resmiyetini korumak için kullanılıyor. Klavyeyi tüy kalemle değiştirdiğimiz bu nadir durumlarda da okunması imkânsız ya da alışılmadık karalamalarımızla karşılaşan endişeli okurların kınamalarını duyuyoruz.  

Aslında kişisel yazı tipleri arasındaki çeşitlilikler, önemsiz kişisel farklılıklar kadar basit görülmemelidir çünkü bu çeşitlilikler, farklı ulusların arasındaki elyazısındaki fark edilebilir ve sürekli farklılıkların göstergesidir. Başka bir deyişle, satır aralarındaki hikâyeleri anlatan kültürel parmak izleridir. Örneğin yüzyıllar boyunca farklı kültürlerde değişiklikler göstermiş olan italik (hafif eğik elyazısı) gibi değişik bölgelere has özellikleri modern elyazısı ortaya çıkarıyor. Kültürel farklılıkların azaldığı bir dönemde yazı tipleri, bir zamanlar bölgesel mutfak veya yerel para biriminin yaptığı gibi hâlâ bir ülkeyi ve onun sınırlarını öbürlerinden ayırt ediyor.

Batı Avustralya’da yaşayan bir Y kuşağı bireyiyseniz, sözcükleriniz 80 derecelik açıyla sağa yaslıdır. Avrupa kıtasındaki birçok yerde ise genç yazarlar harfleri sayfaya neredeyse dik olarak yazıyor.

Latincedeki “koşmak” anlamına gelen currere sözcüğünden türeyen el yazısı, harflerin bitişik olduğu ve kalemin sadece sözcükler arasında kâğıttan ayrıldığı yazıya denir. Yani aslında, “koşan el” anlamına gelmektedir. Bugünlerde ise bunun yerini mesaj yazan başparmağı aldı. Birçoğumuz çocukluğumuzu güzel yazı defterlerine titiz bir elyazısıyla alfabe yazarak geçirmiş olmamıza rağmen çoğumuz imzamızı bile düzgün bir şekilde atamayız.

Henry VIII'in Anne Boleyn'e aşk mektupları, kişiliğin elyazısına yansımasına örnek gösterilir.

Elyazınız hat sanatından çok bir karalama gibi olsa da, okulda öğrendiğiniz yazı tarzının izleri duruyordur. Örneğin, 20. yüzyılın ortalarında İngiltere’de büyüdüyseniz kıvrımlı el yazısını öğrenmişsinizdir. Bu yazı tipinde, sözcükteki tüm harfler birbirine bağlıdır ve bazı harflerde bu bağlantıyı kurmaya yarayan kıvrımlar vardır. ABD’de kullanılan Spencerian yazısı da buna benzerdir. Spencerian, daktilo yaygınlaşmadan önce iş dünyasındaki yazışmalarda kullanılan standart yazı tipiydi. Batı Avustralya’da yaşayan bir Y kuşağı bireyiyseniz, sözcükleriniz 80 derecelik açıyla sağa yaslıdır. Avrupa kıtasındaki birçok yerde ise genç yazarlar harfleri sayfaya neredeyse dik olarak yazıyor. Bazı elyazıları ise herhangi bir yazı modelinde öğretilmemiş özelliklere sahip. Örneğin, küçük ‘i’nin üzerine konan içi boş noktalar ya da kalp simgeleri ya da büyük harfle yazmayı tercih etmek ve her sözcüğü vurgulamak için büyük harfle yazmak vs. Bunların dışında fark edilmesi güç bölgesel farklılıklar da var. Örneğin Fransa’da yedi sayısı her zaman ortasına bir çizgi çizilerek yazılır ve buradaki amaç yedi sayısını bir sayısından ayırmaktır. Kanada’da ise yedi, ek bir çizgi olmadan yazılır. Almanya’da öğretilen ve elyazısının yetenek isteyen bir modeli olan die Schreibschrift alfabesine göre küçük ‘q’ harfi dokuz sayısıyla karıştırılmasın diye genellikle kuyruğuna dekoratif bir çizgi eklenir. Öte yandan, Kuzey Amerika’da sözcük kökleri sağa doğru kıvrılan bir çengelle biter. Peki, elyazısındaki bu bölgesel farklılıklar neden vardır ve bunlar ulusal kimlikle ilgili neyi ortaya çıkarır? Bunun cevabını doğrudan açıklamak pek de mümkün değil. Açıklık ve verimliliğe duyulan ihtiyaç, sınıflarda uygulanan eğitim metotları, kalemlerin zaman içinde gelişmesi ve elyazısının değişen öncelikleri elyazısındaki dönemsel çeşitlilikleri etkilemiştir. Tarihçi ve elyazısıyla ilgili uluslararası bir birlikte arşiv komisyonu başkanı olan Bob Hurford, “Koşan el, insanların daha hızlı yazma arayışıdır,” diye açıklıyor. Cinsiyet, yaş ve kullanılan eli de faktörler arasında sayabiliriz tabii ki ama hız ihtiyacı Batı boyunca gelişen elyazısının arkasındaki teşvik edici güç olarak görünüyor.

Baskı makinesi yazı ustalarının ilhamlarının artmasını sağladı çünkü yazı defterleri yazı tiplerini standartlaştırmaya başladı ve popüler italik alfabenin Avrupa’ya, Alplerin batısına, İber Yarımadası’na, Fransa’ya ve İngiltere’ye kadar yayılmasını sağladı.

Okula Geri Dönelim

Ortaçağ dönemine ait olduğu belirlenen elyazmaları o dönemlerdeki manastırlarda bulunan birçok yazı tipini ortaya çıkarmıştır. Ancak bunlar gotik yazılar oldukları için teknik olarak bitişik elyazısı değildir, harfler birbirlerinden ayrı olarak yazılmıştır. Ayrıca yazı tarzları yöresel tercihlere ve geleneklere bağlı olarak farklılık göstermektedir. Anglicana gibi karışık türler ortaçağda İngiltere ve Kuzey Fransa’da kitaplarda yaygın kullanılan tür olmayı başarmıştı. 13. yüzyılda İtalya’daki Rönesans Hümanistleri, Karolenj Hanedanı’na dayanan yeni bir yazı tipi yarattı. Caroline Miniscule Italic olarak bilinen bu yazı tipi şık kavisli kıvrımlara ve belli belirsiz yuvarlak köşelere sahipti. Yaklaşık 200 yıl sonra baskı makinesi yazı ustalarının ilhamlarının artmasını sağladı çünkü yazı defterleri yazı tiplerini standartlaştırmaya başladı ve popüler italik alfabenin Avrupa’ya, Alplerin batısına, İber Yarımadası’na, Fransa’ya ve İngiltere’ye kadar yayılmasını sağladı. O halde, özü itibariyle kişisel bir uygulama olan elyazısı, bölgesel özellikleri nasıl geliştirdi? Bazı el süslemeleri tesadüfi veya keyfiydi, öbürleri ise sanatsal niteliklerinden dolayı taklit edildi. Yazı defterleri daha sonraları ulusal farkındalığın içine işleyen bu farklılıkları koruyabildi. Aslında bir zamanlar elyazısının sosyal statü, kendini anlatma yolu ve özellikle 17. ve 18. yüzyıllarda bir ticaret aracı gibi işlevleri vardı. Elyazısı, farklı halkların sahip olduğu farklı davranışların bir göstergesiydi. Ticari ya da mektup usulü, uygulanabilir ya da süsleyici, iş ve kişisel gibi farklı kullanım alanları yaratmıştı.

Fransız öğrenciler dolmakalemden vazgeçemedi çünkü okulda onu kullanmaları gerekiyordu. Zaten bu da Fransızca elyazısının karakteristik şıklığını hâlâ nasıl muhafaza edildiğini açıklıyor.

İşlevden biçime

John Hancock, Bağımsızlık Bildirgesi'ni imzalayan ilk kişi olmuştu.

Kalemlerin ve elyazısının arasındaki bağlantı yadsınamaz. Eskiden yaygın olan tüy kalemlerin ve mürekkeplerin yerini bitişik harfler yazmaya daha elverişli olan dolmakalemler aldı. 1960’larda ise tükenmez kalemlerin yaygınlaşmasıyla dolmakalemler rafa kalktı. Ancak Fransız öğrenciler dolmakalemden vazgeçemedi çünkü okulda onu kullanmaları gerekiyordu. Zaten bu da Fransızca elyazısının karakteristik şıklığını hâlâ nasıl muhafaza edildiğini açıklıyor. Mesajlaşmanın, elyazısının gittikçe homojenleşmesine yaptığı katkı konusu oldukça tartışmalı ama şu söylenebilir ki, baskı mat ve kesinken elyazısı samimidir. Sözcük işlemciler yazı üstünde yapılan düzeltileri, kenarlardaki amaçsızca çizilmiş şekilleri ya da elle yazılmış cümlelerdeki içtenliği ve sezgiyi göstermez. Elyazısı konusunda araştırmalar yapan Dr. Rosemary Sassoon, “Elyazısı özün sayfaya işlenmesidir,” diyor. Gerçekten de elyazısı, kısa mesajların ya da emojilerin yalnızca ana detayları hakkında tahmini fikirler oluşturabileceği duyguları, orijinalliği ve etkileyiciliği ortaya çıkarıyor. İçinde bulunduğumuz iPhone çağında elyazısının kullanışlılığı özellikle genç kuşaklara göre kulağa mantıksız gelebilir. Sassoon bu konuda şöyle devam ediyor: “Gençlerin bir bölümü düşünce biçimlerinin izlerini yok sayıyor ve yaşıtlarınınkinden hiçbir farkı olmayan yazı tarzlarını geliştiriyorlar. Kısa bir süre sonra yazıyı yazan kişinin hangi ulustan olduğunu tahmin etmek eskisi gibi kolay olmayacak.” Ancak en azından şimdilik farklılıkları tespit etmek o kadar da zor değil.

Çeviren: Deniz Saldıran

(Adrienne Bernhard, BBC Culture)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR