Emine Yılmaz • Ansızın Gelen Mektuplar  İçin Veranda
9 Ağustos 2018 Öykü

Emine Yılmaz • Ansızın Gelen Mektuplar İçin Veranda


Twitter'da Paylaş
0

İçerisi değil, dışarısı da. Arada. Ne biri, ne öteki olan o aralıkta, ikisini de görebileceğin yerde. Beni de. 

Küçük bir tahta masa. Yumuşak minderleriyle birkaç sandalye. Bir de koltuk. Kadifesi solmuş, gevşek yayları gövdesini gövdene uydurmuş. Masada bir fesleğen. Arada, bir çocuğun saçlarını karıştırır gibi ellerini yapraklarına daldırdığın. Etrafa saçılan ferah fesleğen kokusu. Duvara tırmanan bir sarmaşık gül, ellerinle ektiğin. Merdiven başında birkaç papatya. Uzakta, sokağın ucunda belki, bir portakal çiçeği.

Veranda. Acelesiz, telaşsız. Mutlu. Orada olmaktan. İçeriye, eve yakın, ama içeride olmamaktan. Dışarı bakmaktan, dışarısı olmadan. Karpuz kabuğundan oyduğun kayıklar. Yelkensiz rüzgârsız açıldığım denizler. Bakıp beklediklerim. Yollara. Köşeden dönüp dönüp gelen.

Veranda. İçeri sığdıramadıkların senin. Eski bir avluda unuttukların. Bir anlığına.

Üç oğul büyüttüğün. Üç sızı.

Biri incecik. Kendinden de ince bir sızının peşinden yitip giden. Dokuzunda. Titrek ağaçlar mı büyür şimdi bedeninden? Bir söğüt belki. Narin fısıltıları suya dökülen.

İkincisi merdiven başına atılmış sarı bir mektup. Bir yabancının dillendirdiği. Sandığın en dibinde yatan, uzun boylu esmer harfleriyle. Kapağını her açışta bütün heybetiyle kalkıp yürüyen. Ta uca varıp kapkara bir boşluğa bırakan kendini. Tereddütsüz. Peşi sıra bütün harfleri. Soluk sarı zemine çakılıp duran, birbiri ardına.

Sonuncusu bereli bir göz. Donuk mavi, sabit bir bakış. Solgun. Soğuk. Görse de başını çevirip bakmayan.

Otursana Anne…

İyisin sen böyle. Bir başkasının oğluna anaysan artık, oturamazsın. İçeride olmaz. Dışarıda da. Verandadaki koltuk bilir, gövdenin kalıbını bildiği gibi. İyilik, ılık bir esinti yaz sıcağında. Unutmak. Bir anlık.

Bebeğimin beliklerini örer misin An’anne? 

 

Buğusu dağılan gün. Kahvemin buharı. Gazete mürekkebinin bulaştığı uzun, miskin pazar kahvaltıları. Yumurta sarısı, zeytin, domates. Bir tutam kekik büyüsü. Öğle sonrası. Kucağımda uyuklayan bir kitap. İçeriden, radyodan sızan uzak diyar şarkıları. Gidilmemiş. Kimi çatkapı geliveren konuklar, beklenenin yerine. Beyaz porselene dökülen çayın sesi. İncecik. Bitimsiz vedalar. Vazgeçtiklerim. Köşenin ardında yiten sokak. Yalnız, yıldızlı bir gecenin altında sallanan koltuk. Elimde bir kadeh evirip çevirdiğim. Aylı, belki aysız bir gece. Ama hep bir yaz akşamı. Ya da bahar. İlk ya da son. Mutlu.

Bir fesleğen, bir sarmaşık gül, bir portakal çiçeği uzakta. Senin masallarından kalan. Rüzgârın bir an için kokusunu yüklendiği. 

Tesellisi nedensiz sıkıntıların. Uyutmayan. Düşlerin arasından çıkıp geliveren kuruntuların.

Yaz. Sıcak. Sıcakla. Bunal. Kur. Kurul. Uyukla. Uyuyama.

Aniden patlayan fırtına. Açık pencerelerde uçuşan perdeler. Birdenbire bastırıveren yağmur. İri taneleri toprağı benekleyen. Keskin. Toprak kokusu ilk damlalara bulaşan.

 

Mektupları artık verandaya bırakmıyor postacılar. 

O verandaya hiç gelmeyecek yaşlı yüzünü. Sabah yıkandığın beyaz sabuna karışan yaz terini. Ensende bağlı tülbendi. Altında bembeyaz saçlarını. Tenine yapışmış. Taze karılmış tarhana kokusunu ellerinde. Kınalı. Güneş altında kabarmaya bıraktığın. 

Huzura kavuşmuş. Birkaç damla. Kirpik diplerimde kırpışan. Papatyalar çok iri.

Serin. Sonbahar yakın. Birkaç damla. Gizli gizli. Uzakta. Başka bir verandada. 

Ötesi deniz. Melteme karışıp gelen tuz kokusu. Gemileri. Adaları. Vardıkları. Varamadıkları.

Gökte açan gökkuşağı. Yağmurun altında.

Orada durmalı. Tam orada. 

Verandada.

Bir verandası olmalı insanın. Orada. Ne içeride. Ne dışarıda.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR