Enis Batur’un Okuma Notları
9 Aralık 2016 Edebiyat Kültür Sanat

Enis Batur’un Okuma Notları


Twitter'da Paylaş
0

Enis Batur’un Nasıl Yazıyorum’dan öte Nasıl Okuyorum’u anlattığına bakınca okumanın yazmak karşısındaki yüceliği bir kez daha anlaşılmaz mı.
Özkan Ali Bozdemir
“Tehlikelidir Yazı, bunu kavramanın tek yolu ona saplanmaktan geçiyor.” E. B. Okumak ve yazmak arasındaki ilişki beraberinde türlü soruları, sorunları da çağırıyor elbette. Biri olmadan ötekinin önemi daha net anlaşılabilir mi? Konunun düğümlendiği noktada okumanın bütün bir hayat boyunca devam edeceği gerçeğini hatırlamakta fayda var. Yazmak öyle değil, olmasa da olur demek güç ama okumak kadar büyülü, dönüştürücü ve güçlü olmadığı açık. Yazının içinde olmak, yazabilmek zaten önce okumayı gerektirir, yalnızca yazmayı öğrenmek için de değil üstelik. Düşünmenin, yorumlamanın, ifade etmenin yolu ilkin okumaktan geçiyor. Demek yazının keşfi ve okumayı öğrenmekle başlayan süreç henüz tamamlanmadı. Okumak ya da yazmak başlı başına yeterli değil. Açıldıkça büyüyen, büyüdükçe çeşitlenen sorular çıkıyor karşımıza. Okumaya nereden başlamalıyız, neleri okumalıyız ve nasıl? Hemen her yazar bu konuda görüşünü belirtiyor, listeler, öneriler uzayıp gidiyor. Doğru okuma yöntemleri, hangi kitapların ne sırayla okunacağına ilişkin ipuçları ve olmazsa olmaz klasikler. Görülür ki yapılan çoğu listede yazar ve kitap isimleri başı çekiyor. Okumaktan ve yazmaktan başka hiçbir işimizin olmadığını düşününce bu türlü listelere bağlı kalmak mümkün, ancak tam öyle değil. Gündelik hayatta okumaktan ve yazmaktan başka işlerimiz de olduğuna göre kısıtlı zamanın içinde nokta atışı yapabilmek, dar zamanları verimli kullanabilmek önemli oluyor. Konunun bu tarafı çoğunlukla atlanır. Neleri okumak gerek, elbette önemli soru; bir o kadar daha önemlisi de şu olamaz mı: Ne zaman okumak gerek? Veya ne sıklıkla, hangi tempoda? Okumak. Masa başında, uzanarak; vapurda, otobüste ya da bilet kuyruğunda. Enis Batur 1996’da kaleme aldığı "Okuma Morfinleri" adlı yazısında okur olarak kendi hayatında kurduğu okuma düzenini beş maddede özetliyor. Yakından bakalım. 1 – Bölük pörçük günlük okumalar: Başlıktan da anlaşıldığı gibi kesik kesik, düzensiz okumalara değiniyor Batur. Şöyle açıyor başlığı: “Gazete yazıları, haberler; aylık dergilerden, yerli ya da yabancı dönemsellerden serserî mayın takipler. İnsan farkına varmıyor ama, bu yoldan birkaç bin sayfa katediyoruz her yıl.” Yaklaşık yirmi sene öncesindeki bir yazıdan söz ettiğimize göre listeyi güncelleyip internetin ve sosyal medyanın etkisini göz önünde tutarak blog sayfalarını, sanal kütüphanelerde karşılaştığımız yazıları, kitap eklerini, çeşitli söyleşileri de bu maddeye ekleyebiliriz. Bölük pörçük okumalar, sanki vapur veya otobüs yolculukları için biçilmiş kaftan. Demek belli bir süre gözetmeksizin, ayaküstü, her koşulda yapılacak bir okuma biçimi bu. Aperatifler demek istiyorum. 2 – Bir ucundan öbürüne okunan, başlanıp sürdürülen ve bitirilen, başka türlü okunamayan kitaplar: Sanki başlığı özellikle uzun tutuyor Enis Batur, yani olmazsa olmaz kitapları düşünebiliriz burada. İster klâsikler diyelim, istersek başyapıt. Açık ki nitelikli eserlerle işimiz. Ara sıcaklar olabilir mi? 3 – Konu okumalar: Bu başlık daha çok Enis Batur’un yazarlığını işaret ediyor. Yazdıklarına kattığı, oradan beslendiği memba. Buradan bakıldığında şölenin ana yemeği. Şöyle açıyor başlığı: “Üzerinde çalıştığım bir(kaç) kitapla ilgili dosyalar oluştururum. Kitaplardan fotokopi çektirir, dağınık malzemeyi bir(kaç) dosyada toplarım. Sonra çalışmaya başlarım bir gün… Notlar alır, sözlüklerin ortasında kelime ve kavramlarla boğuşur, bir metinden ötekine, ötekilere savrulurum. Başta hesapta olmayan metinlere sürükler bu uğraş beni.” Bir metni ortaya çıkarabilmek için gerekli metinler gibi. Şu benzetmeyle kapatıyor başlığı Batur: “Konu okuma sürecini her zaman yabancı bir kenti, ülkeyi tanıma, keşfetme süreciyle bir tuttum: Heyecan, sürüklenme, şaşkınlık, onay ve red içiçe geçer.” 4 – Yeğin okumalar: Veya sıkı örgülü, degüstasyon tarzı okumalar da diyor yazar. Masabaşı okumalar da diyebilir miyiz? İyice açmak için tam alıntı yapıyorum: “Önce seçmeyi ve biriktirmeyi, ‘depo’dan eksildikçe tamamlamayı öğrenecek, bir tür disiplin sağlayacaksınız içinizde... Ne’dir seçip biriktireceğimiz? Boyu-posu 3-6 ilâ 15-20 sayfayı aşmayacak metinler: Öykü, deneme, inceleme, anı ya da gezi metni, tür o denli bağlayıcı değildir burada. Ben, kendi payıma, ‘hafif’ olmayan metinler toplarım: Ya üslûplarında, ya işledikleri konuda, ya da kuruluşlarında özel bir yoğunluk olsun isterim – okurundan yoğunlaşma beklesin. Ciddî bir terbiye verir bu insana; gündelik hayatın ve konuşmaların, medyanın ya da rutin işlerin gevşettiği zihin alıştırma yetinizin, sığasının yeniden toplanmasını, perspektifinizin korunmasını üstlenir. Her sabah biriki metin okurum böyle, iki elim kanda değilse. Yılda yaklaşık bin parça geçer elimden.” Yeğin okumalar, belki bol şerbetli kadayıf tatlısı. 5 – Gelelim son maddeye. Çoğumuzun atladığı, belki unuttuğu, ya da yeterince kıymet vermediği bir türün önemine dikkat çekiyor Enis Batur. Biraz meslekiçi, dolayısıyla “özel” bir kategori dediği Şiir. Şöyle diyor Batur: “Masamdan şair eksiltmem hiç: Oktay Rıfat, Karacaoğlan, Dranas gibi dilimin ustaları; Mallarmé ya da Rilke gibi özsuyu zengin yolaçıcılar; yeni çıkan, yeni aldığım kitaplar…” Okuma ziyafetini şiirle kapatmak, yemeğin üstüne içilen telvesi bol, acı bir kahve gibi değil mi? Görülüyor ki edebiyata bir yazar ve okur olarak hazırlanıyor Enis Batur. İç içe geçen okumak ve yazmak eylemini hiçbir zaman ayırmıyor. Hemen girişte yaptığım alıntıyı, Yazmanın tek yolu okumaya saplanmaktan geçiyor, şeklinde yorumluyorum ben. Enis Batur’un Nasıl Yazıyorum’dan öte Nasıl Okuyorum’u anlattığına bakınca okumanın yazmak karşısındaki yüceliği bir kez daha anlaşılmaz mı.  

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR