Er Avdeyev'in Trajik Arzusu: "Oğlunuz Sizlere Ömür."
28 Mayıs 2019 Edebiyat

Er Avdeyev'in Trajik Arzusu: "Oğlunuz Sizlere Ömür."


Twitter'da Paylaş
0

Hacı Murat’ı okuyanlar, Tolstoy’un onu Shakespeare’e en fazla yaklaştıran yapıtı olduğunu bilir.

Tolstoy bu yapıtında sonu başta söyler ve her bölümünde neredeyse sinemasal bir biçemde sahne kurar. Yapıt hacim olarak küçük olsa bile edebiyattaki karşılığı, içinde kalabalık bir insan topluluğunun yaşadığı, sağlam sütunlara dayanan bir konaktır ya da Tolstoy’un albümündeki tek bir şarkı olduğunu varsayarsak, bu şarkının büyük bir orkestra eşliğinde seslendirildiği apaçık. Hacı Murat’ın Odyssus ve Achilles gibi kahramanlardan çaldığı rolleri dışında karmaşık kişiliği hakkında da epeyce yazıldı, söylendi; Harold Bloom da bunların başında gelir. Aslında bu tür eserler hakkında yeni bir şeyler söylemek neredeyse imkânsız, yayınlandığı günden beri hakkında sayısız inceleme yazılmıştır zaten. Yine de her okurun eseri yaşadığı zamanın ve mekânın objektifinden gördüğü de kuşku duyulmaz bir gerçek; biz okurların elinden de gelen bu zaten, ancak buna sığınabiliriz. Tolstoy Hacı Murat karakterine o denli mesafeli yaklaşıyor ki ondan bazen hoşnutsuz kaldığımız gibi bazen de sempatiyle izliyoruz ama kesinlikle ne aşırı nefret ne de aşırı sevgi besliyoruz bu ölümsüz kahramana, önümüze konulan kesik başa rağmen. Romanda iyi niyetleriyle yer edinen iki Marya ya da Rus prensleri benzerleri gibi değil. Ama ona hayran kaldığımız muhakkak, Tolstoy’un büyüklüğünün farkına varan her okur gibi. 

Ancak romanda öyle bir karakter var ki toplumumuzda benzerlerinin sıkça rastlanır: Başına gelmedik bela kalmayan fukara ya da iyi kişi. Er Avdeyev’den bahsediyorum.

Daha yüzünü gösterir göstermez toplumun kurallarına uyumlu, gerekirse kendini feda etmekten çekinmeyen birinin tınısını yakalarız: “Tabii ya, topluluğun kararı kanundur,” der Er Avdeyev. Edilgen, hatta sorgusuz sualsiz boyun eğen… Yine de vicdanına sığınır, bunu anlatıcının sözlerinden anlarız: “Somurtkan asker Nikitin, bölük komutanının rapor vermesini istiyor, Panov ve Avdeyev ise bunun gereksiz olduğunu söylüyorlardı.” Bahsi geçen bölüm, erlerin paralarının konulduğu bir sandıkla ilgili; sandık ve anahtarı bölük komutanına emanet edilmiş, komutan ise bu paralara el koyup kumarda kaybetmiş. Daha sonra Tolstoy Er Avdeyev’in öyküsünü kendi ağzından aktarır: “Kardeşimin yerine gönüllü geldim ben. Beş çocuğu var! Beni ise yeni evlendirmişlerdi daha. Annem rica minnet edince düşündüm. 'Neden gitmeyeyim?' dedim. Olur ya, hatırlatırlar bir gün iyiliğimi. Bizim beyin yanına vardım. İyi adamdır kendisi. ‘Aferin! Git,’ dedi bana. Ben de geldim işte kardeşimin yerine.” Er Avdeyev böyle soğuk gecelerde nöbet tutarken kardeşinin keyif sürdüğünü düşünür, üzülür, yine de pişman değildir. İyi biri olarak hatırlanmak ister ve bu arzusu onu buralara kadar getirmiştir. 

Baba, oğlu Avdeyev’i hatırlar, sık sık adını da anar. Ama romanda bu anmaların sevgiden değil de evde aylaklık yapan oğluna ve ailesine bakmak zorunda kalmasındandır. Zira en çalışkan oğlunu askere yollayarak ağır bir yük omuzlarına yüklediğinin farkındadır artık, ama elden ne gelir. Avdeyev’in karısının da evi terk ettiğini öğreniyoruz daha sonra, üstelik kâhyadan da hamile. 

Avdeyev’in ölümü o kadar anidir ki ancak Camus’un absürt felsefesiyle açıklanabilir.

“Poltoratski safa yaklaştığında, güneş, sisin ardından yüzünü gösterdi ve derenin karşı kıyısında başlayan küçük ormanın önünde, 100-150 metre kadar ötede, birkaç atlı görüldü. Bunlar, Hacı Murat’ı takip eden, Ruslarla karşılaşmasını görmek isteyen Çeçenlerdi. İçlerinden biri safa ateş etti. Birkaç atlı ona karşılık verdiler. Çeçenler, atlarını geriye sürdü ve çatışma son buldu. Ne var ki o sırada bölüğüyle birlikte safa yaklaşan Poltoratski, tekrar ateş emri verdi; emir iletilir iletilmez, bütün hattı, güzelce yayılan duman dalgalarıyla birlikte, aralıksız, neşeli, ayıltıcı bir tüfek takırtısı dolaştı. Eğlence çıkmasına sevinen askerler, aceleyle tüfeklerini dolduruyor, kurşun üstüne kurşun yağdırıyorlardı. Belli ki çoşuveren Çeçenler, öne doğru atılarak, peş peşe birkaç el ateş ettiler. Kurşunun teki, bir askeri yaraladı. Bu asker, keşif kolundan Avdeyev idi.”

Yoksul evini, ağır tarla işinde yalnız bıraktığı ihtiyar anne-babasını, yeni evli genç karısını gerisinde bırakıp bir hiç uğruna öleceğini anlayan Er Avdeyev, arkasında şu ironiyi bırakır: “Şöyle yaz o halde: ‘Oğlunuz sizlere ömür.’ Kardeşime imreniyordum. Geçende anlatmıştım sana. Şimdiyse seviniyorum, gördün mü şu işi. Canı sağ olsun. Tanrı uzun ömür versin ona, seviniyorum. Aynen böyle yaz.”

Yazılan askeri raporda adeta tüm devletlerin bakış açısının bir prototipini sunar bize Tolstoy: “23 Kasım tarihinde Kurinski alayının iki bölüğü, orman kesimi için kaleden ayrıldı. Gün ortasında, kalabalık bir dağlı topluluğu kesimcilere aniden saldırdı. Saf, geri çekilmeye başladı; bu sırada ikinci bölük, süngü hücumuna kalktı ve dağlıları mevzilerinden kovdu. Olay sırasında, iki er hafif yaralandı, bir er öldü. Dağlılar, ölü ve yaralı olmak üzere, yüze yakın kayıp verdiler.” 

Fazla söze ne gerek: Er Avdeyev (anlamsız ölümü, ne yiğitçedir ne de gereklidir) tam da topluluğun kolektif bilincinin (aile, köy, mahalle, din kardeşi, vs.), bu topluluğun içindeki tembellerin-uyanıkların ve her ne şekilde olursa olsun iktidar dediğimiz yapının sonucunun bir kurbanıdır. 

Lev Tolstoy, Hacı Murat, Çeviren: Günay Kızılırmak Çetao, İmge Kitapevi


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR