Erich Auerbach ve Mimesis
11 Mart 2019 Edebiyat

Erich Auerbach ve Mimesis


Twitter'da Paylaş
0

Mehmed Uzun, kanser hastalığına yakalanmayıp ve bu hastalığın pençesinde can verip aramızdan ayrılmasaydı eğer Mimesis'in yazarı Erich Auerbach hakkında bir roman yazacaktı.

Pek çoğunuza yabancı ve belki de pek çoğunuzun ilk defa ismini duyduğu biridir Erich Auerbach. Bu durumda, kendi kendinize muhtemelen şu soruları sormaktasınız. Erich Auerbach kimdir? “Mimesis” nedir? Dünya edebiyat tarihinde, özgül ağırlığa sahip olan bir aydındır Erich Auerbach. Memesis adlı eseri de okunması ve bilinmesi gereken en önemli eserlerdendir. Maalesef Türkiye’de kendisini ve eserini bilen kişi sayısı çok azdır.

Mehmed Uzun, kanser hastalığına yakalanmayıp ve bu hastalığın pençesinde can verip aramızdan ayrılmasaydı eğer Mimesis'in yazarı Erich Auerbach hakkında bir roman yazacaktı. Uzun, hastalanmadan önce, bu yazara ve onun eseri üzerine çok iyi konsantre olmuştu. Gittiği her yerde onu ve eserini büyük bir iştahla anlatıp herkese yorumluyordu. Mehmed Uzun, daha önceki biyografik romanlarında Memduh Selim Bey ve Celadet Ali Bedirhan’ın yaşamlarını romanlaştırdığı gibi, Erich Auerbach’in yaşamını ve Mimesis'ini de romanlaştırıp edebiyat dünyasına kazandıracaktı. Böylece hem Kürt hem de Türk okuyucuların dikkatlerini Erich Auerbach ve ölümsüz eseri Mimesis'in üzerine çekecekti. Ben, bir yandan da şunu merak ediyorum. Türkiye’de bu yazarın yaşamı ve eseri bilinerek veya bilinmeyerek mi çevrilip basılmıyor? Nedendir bilmem ama Türkiye’de bu büyük yazar ve muhteşem eseri unutulmuş, sümen altı edilmiş ve sessizliğe gömülmüş gibi duruyor.

erich auerbachBen şahsen Erich Auerbach’in ismine çok eski sayılmasa da aşina olmuş biriyim. İlk defa doksanlı yıllarda, bir İsveç kütüphanesinde tesadüfen ismiyle ve eseriyle karşılaştım. O zamana kadar da kendisine ait herhangi bir eser okumamıştım.  O yıllarda kendisi ve eserleri hakkında Mehmed Uzun’dan da bir şey duymamıştım. Mehmed Uzun, ömrünün son yıllarında İsveç’e sırtını dönüp yüzünü Türkiye’ye çevirmişti. İstanbul’a gidişleri arttıkça Erich Auerbach’ten söz etmeye başladı. Erich Auerbach’in yaşamını, eserlerini, duruşunu ve hayata bakışını kendi zihninde ve hayal gücünde canlandırıp yazacağı romanda onu ölümsüz bir kahramana dönüştürmek istiyordu.

Alman bir Yahudi olan Erich Auerbach, Nazi soykırımından kaçıp 1935’te İstanbul’a yerleşmiştir. Kozmopolitik bir yapıya sahip olan İstanbul, Erich Auerbach’e şevkatli kollarını açıp, bir ana gibi onu bağrına basarak kendisini on iki sene misafir etmiştir. Misafirlik her ne kadar güzel olsa da sürgünün kendisi hep acıdır. Erich Auerbach, sürgünde yaşamanın verdiği acıyı pozitif bir yaşam kaynağına dönüştürüp; bunu yeni eserler yazmak, toplumsal analizlerde bulunmak ve edebi araştırmalar yapmak için kullanmışsa da nihayetinde sürgünlük olmanın acısını iliklerine kadar hissetmiştir. Bu durumu yazmış olduğu bir mektubunda geçen, şu cümlesinden açıkça anlayabiliriz: “Ben gericilere göre bir yabancı, antisemitistlere göre bir Yahudi, milliyetçilere göre bir Alman olarak görülüyorum.”

Erich Auerbach, ilim ve irfan sahibi bir insandı. Sürgünde geçirdiği yılların değerini bilip zamanını çok iyi değerlendirmiştir. Bütün zamanını araştırarak, okuyarak ve yazarak geçirmiştir. Her ne kadar zamanının çoğunu Dante üzerine yaptığı araştırmalara ayırmışsa da kendisi Mimesis adlı eseriyle tanınmıştır. İstabul’a her gittiğimde kitapevlerine uğrayıp Mimesis var mı, diye sorardım. Kitapevlerinde bulamadığım zaman, onu bulmak ümidiyle Sahafçılar Çarşısı’na gidip, bütün sahafları tek tek gezerek Mimesis'i sorardım…

İstanbul’da yazılmış, üç bin yıllık Dünya edebiyatının analizini içeren ve Dünya edebiyatının en önemli eserlerinden sayılan bu kitabın, halen Türkçeye çevrilmemiş olması, hiç de kabul edilebilecek bir durum değildi.

Bu kitabın Türkçeye çevrilmemiş olması beni çok fazla şaşırtmıştı ve halen şaşkınlık içerisindeyim; çünkü Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra özellikle Hasan Ali Yücel’in bakanlığı zamanında çeviriye çok önem verilmişti. Neredeyse bütün Dünya klasikleri bu dönemde Türkçeye çevrilmiştir. 1940’lı ve 1950’li yıllarda Hasan Ali Yücel, milli eğitim bakanı olduğunda sanatsal, kültürel ve edebiyat alanlarında birçok reform gerçekleştirmiştir. Belki de bu reformların en önemlisi, edebi eserlerin Türkçeye çevrilmesiydi.

Auerbech, İstanbul’da Mimesis adlı eserini yazmıştır. Dünyanın sayılı eserlerinden biri olan ve sınırsız bir edebiyatın analizini içeren bu kitabın, üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen halen Türkçeye çevrilmemiş olması garip bir durumdur. Bu eserin şimdiye kadar herhangi bir çevirmenin veya yayınevinin dikkatinden kaçmış olmasının sebebini bilmiyorum. Türk okuyucular da bu durumda Mimesis'i okumaktan mahrum bırakılmış.

Erich Auerbach Mimesis adlı eserinde, söz uçar yazı kalır, şiarıyla hareket ederek yazılı kutsal metinleri edebiyatın temeli olarak görür. Üç bin yıllık Dünya edebiyat tarihini, yirmi bölüm halinde, bu eserinde analiz eder. Auerbach, Tevrat'ı ve Homeros’un  Odysseia eserini karşılaştırarak kitabına başlamıştır. İki eseri, karakter ve doğru inançlar açısından en ince ayrıntısına kadar değerlendirir. Bu şekilde edebiyat dünyasının önemli yazar ve eserlerini değerlendirerek günümüze kadar gelir ve Virginia Woolf’la sonlandırır.

Erich Auerbach 1892’de Berlin’de dünyaya geldi. 1930’da filoloji profesörü oldu. 1935’te Nazi soykırımından kaçarak İstanbul’a yerleşti. 1947’de İstanbul’dan Amerika’ya göç etti 1957’de orada öldü.

Kürtçeden çeviren: Musa Bêjeva


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR