Ernest Hemingway • Köprüdeki İhtiyar
4 Kasım 2016 Öykü

Ernest Hemingway • Köprüdeki İhtiyar


Twitter'da Paylaş
0

ÖYKÜ
Metal çerçeveli gözlükleri olan, kıyafetleri toz içinde bir ihtiyar adam yolun kenarında oturuyordu. Nehrin üstüne dubalı bir köprü kurulmuştu. Arabalar, kamyonlar gelip geçiyor, kadın-erkek, çoluk çocuk herkes bu köprüyü kullanıyordu. Katırların çektiği arabalar köprüden sonraki dik yokuşu çıkmaya çabalarken, askerler de arabaları tekerleklerindeki çıkıntılardan iterek onlara yardım ediyordu. Kamyonlar zorlanarak yolları aşıyor, köylüler bileklerine kadar toz içinde güçlükle yol alıyordu. İhtiyar adamsa orada hiç hareket etmeden öylece oturuyordu. Daha fazla gidecek dermanı kalmamıştı. Köprüyü geçmek, köprünün baş tarafından ileride olan biteni kolaçan etmek ve düşmanın ne taraftan ilerlediğini bulmak benim görevimdi. Görevimi yerine getirdikten sonra köprüye geri döndüm. Bu saatten sonra ortalıkta o kadar çok araba yoktu ve pek az yaya kalmıştı. Oysa ihtiyar adam hâlâ olduğu yerde duruyordu. “Nereden geliyorsun?” diye sordum. “San Carlos’tan,” diye yanıt verdi ve gülümsedi. San Carlos doğduğu şehirdi ve oradan söz etmek onu mutlu etmişti. “Hayvanlara bakıyordum,” diye açıkladı. “Öyle mi?” dedim, çok da anlamadan. “Evet,” dedi, “hayvanlara bakmak için kaldım. San Carlos’u en son terk eden de benim.” Ne bir çobana ne de bir sığırtmaca benziyordu. Siyah tozlu kıyafetlerine, tozdan grileşmiş yüzüne, metal çerçeveli gözlüklerine bakıp, “Hangi hayvanlardı onlar?” dedim. “Çeşitli hayvanlar,” deyip kafasını salladı, “işte onları orada bırakmak zorunda kaldım.” Köprüyü ve Afrika’yı andıran kırlarıyla Ebro deltasını gözlüyordum. Düşmanla karşılaşmadan önce daha ne kadar bekleyeceğimizi merak ederken, bir yandan da hâlâ gizemini koruyan düşmanla o ilk teması işaret edecek sesleri duyma beklentisiyle kulak kesilmiştim. Yaşlı adam hâlâ oradaydı. “Hangi hayvanlardı?” diye sordum. “Topu topu üç çeşit hayvan vardı,” diye açıkladı. “İki keçi, bir kedi ve bir de dört çift güvercin.” “Ve sen onları bırakmak zorunda mı kaldın?” “Evet. Top atışları yüzünden. Komutan top atışları yüzünden gitmemi söyledi.” “Hiç akraban yok muydu?” diye sordum, bir yandan da köprünün sonundan yokuş yukarı aceleyle çıkan son birkaç arabayı izliyordum. “Hayır,” dedi, “dediğim gibi yalnızca hayvanlar. Tabii ki kedi kendi kendine yetebilecektir. O kendine bakar ama ötekilerin başına ne geleceğini bilemiyorum.” “Hangi partidensin?” “Hiçbir tarafta değilim. Politikayla işim olmaz, 76 yaşındayım. Tam on iki kilometre yürüdüm ve sanırım daha fazla yürüyemeyeceğim.” “Ama burası durmak için iyi bir yer değil,” dedim. “Eğer yapabilirsen, Tortosa’ya giden dönemecin orada kamyonlar var.” “Biraz daha dinlendikten sonra gideceğim. Nereye gidiyor o kamyonlar?” “Barcelona’ya doğru,” diye yanıt verdim. “O taraflarda tanıdığım kimse yok, ama çok teşekkür ederim. Tekrar çok teşekkür ederim.” Bana boş gözlerle yorgun yorgun baktı; sonra endişesini biriyle paylaşmak zorunda hissetmiş olacak ki, “Kediye bir şey olmaz, eminim. Kediye üzülmeye gerek yok. Ama ötekiler… Sence ötekilere ne olacak?” “Niye öyle diyorsun, onlar da kendi başlarının çaresine bakar belki.” “Böyle mi düşünüyorsun?” “Neden olmasın?” derken, bir gözüm de artık hiç arabanın kalmadığı uzak yokuştaydı. “Ama bana top atışı yüzünden şehri terk etmem söylenirken, onlar o topçu ateşlerinin altında ne yapacaklar?” “Güvercinlerin kafesini açık bırakmış mıydın?” “Evet.” “O zaman uçup giderler.” “Evet, kesinlikle uçarlar. Ama ötekiler? Ötekileri düşünmesem daha iyi olacak.” “Eğer dinlendiysen ben gideyim,” deyip üsteledim. “Hadi kalk ve yürümeye çalış.” “Teşekkür ederim,” dedi ve doğruldu. Sonra hafifçe yalpaladı, gerisingeri tozun içine oturuverdi. “Ben hayvanlara bakıyordum,” dedi tekdüze bir sesle, ama benimle konuşmuyordu aslında. “Ben yalnızca hayvanlarla ilgileniyordum.” Bu ihtiyar için artık yapılacak pek bir şey kalmamıştı. Paskalya günüydü ve faşistler Ebro’ya doğru ilerliyordu. Gökyüzü kurşun rengiydi, hava kapalıydı. Bu yüzden uçaklar da havalanmamıştı. Bu durum ve kedilerin kendilerine bakabilecek olması ihtiyar adamın sahip olduğu tek şanstı.

İngilizceden çeviren Damla Göl


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR